.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

SURİYEDE SON DURUM

Suriye'de Batılı Asker İstemiyoruz

Suriye devriminin manevi lideri olarak kabul edilen Şeyh Usame er Rıfai Suriye'de Batılı asker istemediklerini söyledi.

Baas yönetiminin özgürlük isteyen Suriye halkına yönelik işlediği katliamlar artık en üst boyuta ulaştı.Bütün dünyanın gözü önünde Şam’ın banliyölerinde yüzlerce çocuk üzerlerine atılan kimyasal silahlar sonucu çırpınarak can verdiler. 100 bin insan katledilirken ses çıkarmayan, işlenen katliamlar karşısında sadece kınamayla yetinen ABD öncülüğündeki Batılı devletler kimyasal saldırı sonrası Suriye’ye müdahaleye hazırlanıyor. Biz de Suriye’deki son gelişmeleri Suriye direnişinin manevi lideri olarak kabul edilen Şeyh Usame er Rifai ile konuştuk. Yıllarca sürgünde yaşadıktan sonra Suriye’ye dönen, Suriye’ye döndükten sonra ise özellikle Rıfai Camii’nde verdiği vaazlar ve yaptığı çalışmalarla halkı adeta devrime hazırlayan Şeyh Rifai Suriye halkının en çok sevdiği ve itibar ettiği âlimlerin başında geliyor. Halkı devrime destek vermeye çağırdığı için camide vaaz verirken Esed güçlerinin saldırısına uğrayan, bu saldırıda başından yaralandıktan bir süre sonra da Türkiye’ye gelen Şeyh Usame er Rıfai Suriye halkının özgürlük mücadelesine verdiği destek nedeniyle Suriyeliler tarafından Şeyhu-s Sevra, Devrimin Şeyhi olarak isimlendiriliyor. Aynı zamanda Şamlı Âlimler Birliği’nin Başkanlığı’nı da yürüten Şeyh Rıfai ile Batılı devletlerin Suriye’ye yönelik müdahalesini, bir takım gruplar tarafından devrim adına gerçekleştirilen aşırılıkları ve İran’ın Esed’in kalması yönünde niçin bu kadar ısrarcı olduğunu konuştuk.


Esed adeta kendi ayağına sıkarcasına halka karşı kimyasal silah kullandı. Niçin tam da böyle bir zamanda bu yönteme başvurdu?

Baas yönetimi akıttığı mazlumların kanı üzerine kurulmuş bir yönetimdir. Sadece devrim zamanında değil; iktidarı ele geçirdiği ilk günden itibaren Suriye halkı Baas’ın zulümlerine maruz kaldı. Bu zulüm ve işkenceler biz özgürlük istedikçe daha bir arttı. Esed’in bu dönemde halkın üzerine kimyasal silah atmasının nedeni ise mücahidlerin ilerleyişini durdurmak istemesidir. Çünkü mücahidler artık Şam’ın etrafından Şam’ın merkezine inmeye başlamıştı. Bu da Esed’in devrilmesi anlamına geliyordu. İşte bundan dolayı Esed mücahidlerin Şam’a girişini engellemek için kimyasal silahla saldırdı. Kimyasal saldırı da Kasyon Tepesi’ndeki Baas’a ait askeri merkezlerden gerçekleştirildi. Esed devrileceğini, artık sonunun geldiğini hissettikçe daha bir saldırganlaşıyor.

Suriye’nin genelinde direniş ne durumda?

Direniş bugünlerde en güçlü dönemlerini yaşıyor. Her yerde ilerlemeler kaydediliyor. Fakat biz başından beri mücahidlere zaferin ancak safların birleşmesiyle, direnişin tek bir merkezden yönetilmesiyle geleceğini söylüyoruz. Saflar birleşmeden asla zafer gelmez. Sadece rejim sıkıştırılır. Bütün mücahidlerin askeri ve siyasi olarak birleşmesi, tek bir safta olmaları şu an Şer’i bir zorunluluktur. Mücahidlerin birleşmesini engellemek, bu yönde adımlar atmak ise Suriye halkına, şehitlere yapılabilecek en büyük ihanettir. Mücahidlerin birleşmeleri için büyük bir çaba içerisindeyiz. İnşallah bu çabalarımız sonucu hayırlı sonuçlar da alacağız.



Son zamanlarda Suriye direnişi adına gerçekleştirilen bazı eylemlerin İslam’ın sınırlarını aştığına şahit oluyoruz. Bu eylemler nedeniyle Suriye direnişine karşı bir antipati de oluşuyor. Fanatik, tekfirci bir takım silahlı grupların eliyle gerçekleştirilen bu eylemler hakkında ne düşünüyorsunuz?

İslam savaşta nasıl hareket edileceğini, mücahidlerin savaşırken nelere dikkat etmesi gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. İslam’ın savaş hukukuna dikkat etmeyen hiçbir grup Suriye direnişini temsil edemez. Suriye direnişini temsil eden gruplar mutedil gruplardır. Bu gruplar ise asla savaşırken her kim olursa olsun sivillere zarar vermemekte, esirlerin haklarına riayet etmektedirler. Suriye direnişi bir mezhep direnişi değildir. Suriye direnişi mazlumun zalime karşı hakkını aradığı, zulme uğrayan insanların özgürlük, onurlu bir hayat ve inançları için başlattıkları bir direniştir. Aşırı, fanatik gruplar ise Suriye direnişine fayda sağlamak yerine zarar veriyorlar. Bu tür gruplarla Suriye halkının hiçbir ilişkisi yok.

İran ve Hizbullah’ın Esed’e destek konusunda bu kadar ısrarlı olmasını neye bağlıyorsunuz? Katledilen insan sayısı 100 bini geçmesine rağmen İran ve Hizbullah niçin Esed’den vazgeçmiyor?

Esed ve Hizbullah sadece bir kukla… Asıl kuklacı, perde arkasındaki güç ise İran’dır. İran askerleri zulümde Esed’in askerlerini de geçtiler. Afganistan, Hindistan, Pakistan ve Irak’tan getirilen kandırılmış Şii gençleri İran tarafından Suriyelilere karşı savaştırılıyorlar. Bu gençlere Suriyelilerin Hz. Hüseyin ve Hz. Ali’ye düşman olduğumuz yalanları anlatılıyor. İran yönetimi bugün siyasi hedefleri için insanların dini duygularını kullanarak mezhep çatışmasına hizmet ediyor.

Suriye’de yaşananlar bölgede yoğun ölçekte bir mezhep, intikam savaşına neden olacak şeklinde bir korku var. Siz de bu korkuyu taşıyor musunuz?

İslam’da bir kişi mensup olduğu mezhepten dolayı öldürülemez. İslam intikam için can almayı da yasaklıyor. Örneğin bir kişi sizin ailenizin hepsini yok etse siz o kişinin oğluna veya kardeşine zarar veremezsiniz. Kısas öldüren kişinin bizzat kendisine uygulanır. Biz sadece Sünnilerin mutlu oldukları bir Suriye istemiyoruz. Biz Suriye halkının tümünün mutlu olduğu, ezilmediği, zulme uğramadığı bir Suriye istiyoruz. Bu devrim asla mezhepçi bir devrim değildir. Bu devrim özgürlük, adalet ve insanca yaşamak isteyen mazlumların devrimidir. Benim çocukluğumun geçtiği Şam’daki mahallemizin hemen yanı başında bir Hıristiyan Mahallesi vardı. Çocukken sürekli olarak bu mahalleye gidip gelirdik. Bir kez bile Hıristiyanlarla Sünniler arasında bir gerginlik yaşandığına şahit olmadım. Anne babalarımız bize başkalarının inançlarına saygı göstermemizi öğrettiler. Başka bir din mensubuyla olan ilişkilerimizde de Allah’ın koyduğu hududullah’a, sınırlara dikkat etmek zorundayız.

Esed düştükten sonra nasıl bir Suriye kurmak istiyorsunuz? Yeni Suriye nasıl olacak?

Esed düştükten sonra diktatörün değil; halkın yönettiği bir Suriye kurmak istiyoruz. Bunun için de seçimlere gideceğiz ve halk kimi isterse o seçilecek. Suriye halkı genel olarak dindar bir halk. Seçimlerde de insanlar İslam’a önem veren dürüst adaylara destek verecekler. Ayrıca geçiş döneminden sonra hazırlanacak yeni anayasaya mutlaka “meclisten İslam’a aykırı hiçbir kanun geçemez” maddesini koyduracağız. Sünniler ülkenin yüzde 85’ini oluştursalar da yeni Suriye’de diğer mezheplerin ve azınlıkların hakları da en iyi şekilde korunacak. Bizim yeni Suriye projemiz adalet, özgürlük, kardeşlik ve İslam’ın hâkim olduğu bir Suriye projesidir. 

Batı’nın Suriye’deki gelişmeler karşısındaki tavrını nasıl buluyorsunuz?

Samimiyetsiz buluyorum. Batı ölenler Müslümanlar olunca sesini çıkarmıyor ve sadece konuşuyor.

ABD öncülüğündeki Batılı güçlerin Suriye’ye müdahale edecekleri konuşuluyor. Yabancı müdahaleyi destekliyor musunuz?

Batılı devlerin kara harekâtı yapmasını, ABD veya Batılı bir devletin askerlerinin her ne olursa olsun Suriye topraklarına girmesini kabul etmiyoruz. Fakat tıpkı Libya’da olduğu gibi havadan müdahale olabilir. Veya uçuşa yasak bölge ilan edilebilir.

Suriye dışındaki siyasi muhalefet de bu süreç de çok kötü bir performans gösterdi. Siyasi muhalefetin saflarında sürekli istifalar, bölünmeler yaşandı. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Suriye dışındaki muhalefetin tıpkı içerdeki silahlı güçler gibi en büyük problemi birlik olamamak. Çok konuşup az iş yapmak yerine az konuşup çok iş yapmak gerekiyor.

Türkiye devleti Suriye politikasını değiştirmemekte, devrime destek vermekte ısrarcı davranıyor. Bu tavır Suriyeliler tarafından nasıl algılanıyor?

Suriye devrimi başladığından beri Türkiye’nin tavrı gerçekten takdire şayan… Başbakan Erdoğan her ne pahasına olursa olsun Suriyeli mazlumları terk etmedi. Esed eğer Erdoğan’ın nasihatlerini dinleseydi olaylar bu şekilde büyümez, kansız bir geçiş olurdu. Fakat bunu yapmadı. Suriye halkının özgürlük mücadelesine en büyük destek bugün Türkiye hükümetinden geliyor. Bizim mücadelemizi destekleyen başka ülkeler de var; fakat hiç biri Türkiye’nin verdiği desteği vermiyor. Ben Türkiye halkına ve hükümetine teşekkür ediyorum. Çünkü Türkiye halkının geneline yakını bize destek verdi, zor günlerimizde bize sahip çıktı. 

Mısır’daki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bütün Müslümanlar gibi biz de Suriyeliler olarak Dr. Mursi’ye dua ediyoruz. Allah onu kötülerin şerrinden korusun. Bu darbe asla Mısırlıların maslahatına değil; bilakis zararınadır. Mısırlıların da tıpkı bizim gibi zalimlere karşı direnmekten, mücadele etmekten başka çareleri yoktur. Mısırlı kardeşlerimizin direnişini takdir ediyor ve dualarımızı onlardan esirgemiyoruz. Ayrıca Mursi’nin devrilmesinin nedenlerinden birinin de Esed rejimine karşı aldığı tavır olduğunu biliyoruz.

İslam dünyasının dört bir yanında büyük acılar yaşanıyor. Suriye’de, Mısır’da, Arakan’da, Doğu Türkistan’da, Filistin’de Müslümanlar katlediliyor. İslam dünyasının geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Eğer biz Müslümanlar olarak haklarımızı savunmasaydık, koyun gibi olsaydık inanın bizden kimse hesap sormazdı. Özgürlük ve adalet istiyorsanız bunun bedelini de ödemek zorundasınız. İslam dünyasının yaşadığı bütün acılar aslında bizim için bir müjdedir. İçinden geçtiğimiz bu sıkıntılı günleri aştıktan sonra inşallah daha güzel günlere kavuşacağız. Müslümanlar bugün inançları için mücadele veriyorlar. İnancımızı terk etseydik, İslam’dan uzaklaşsaydık bunlar başımıza gelmezdi. Fakat biz dinimizi yaşama, İslam’ı hayata geçirme konusunda ısrarlıyız. Her ne olursa olsun bu ısrarımızdan da vazgeçmeyeceğiz.

Mısır’da darbecileri destekleyen Suud’un Suriye devrimine verdiği destek kafaları karıştırıyor. Sizce Mısır’da İhvan’a karşı darbecileri destekleyen Suud niçin Suriye Esed’e karşı devrimcileri destekliyor?

Suud’un devrime destek verdiği özellikle Esed rejimi ve İran tarafından dile getiriliyor. Suud devrime ciddi anlamda destek olmuyor. Suud’un devrime olan desteği sadece görüntüyü kurtarmaya yönelik… Suud özellikle Suriye dışında konuşlanan Askeri Meclis’e destek veriyor. Biz Askeri Meclis’in şu ana kadar mücahidlere gerçek anlamda bir yardımını görmedik. Hatta mücahidler Askeri Meclis’den silah almak için bile para ödüyorlar. Suriye halkının ve devriminin gerçek dostu, gerçek destekçisi Türkiye’dir. Türkiye dışındaki ülkeler samimi davranmıyorlar. Daha çok kendi menfaatlerini gözetiyorlar. 

Esed düştükten sonra Suriye ile İsrail’in ilişkilerinin düzeleceği yönünde iddialar var. Hatta İran yönetimi ve Hizbullah Esed yönetimine verdiği desteği buna bağlıyor. Bu konuda ne diyeceksiniz?

Biz Müslüman’ız ve her Müslüman gibi İsrail’i işgalci bir devlet olarak görüyoruz. Filistin halkının İsrail’e karşı verdiği mücadeleyi de destekliyoruz. Filistin direnişine Esed’den çok daha fazla Suriye halkı destek vermiştir. Esed ise yıllarca kendi yönetimi için Filistin direnişini kullanmıştır. Devrimden sonra Suriye halkı asla İsrail’i tanımayacak ve İsrail’i tanıyacak bir yönetimi de iktidara getirmeyecektir. Fakat kimse bizden İsrail’e savaş açmamızı beklemesin.

Nasıl?

Bazıları Esed düştükten sonra bizim İsrail’e savaş açacağımızı düşünüyor. Bunlar gerçekte karşılığı olmayan hayaller. Evet biz de İsrail’in yok olmasını, İsrail’e karşı verilen mücadelede en önde olmayı istiyoruz. Fakat Suriye Esed yönetimi tarafından 3 sene içinde tamamen yıkıldı. Biz önce ülkemizi yeniden imar etmek, Suriye’nin kullanılmaz hale getirilen şehirlerini yeni baştan inşa etmek istiyoruz.

Özgür Suriye Ordusu ile ilgili bir çok şey söyleniyor. Kimisi Özgür Ordu’nun ABD ile ilişkilerinin sıkı fıkı olduğunu iddia ederken kimileri de Özgür Suriye Ordusu’nun bir menfaat çetesine dönüştüğünü iddia ediyor. Siz ne diyorsunuz?

Bunlar genelde İran yönetiminin iddiaları. Özgür Suriye Ordusu direnişin ana omurgasıdır. Kendini Özgür Suriye Ordusu’na nisbet eden ülke dışındaki bazı Suriyeli komutanların ABD ile ilişkisi olabilir. Ama bu komutanlar asla ülke içinde savaşan mücahidleri temsil etmiyorlar.

İran bu saatten sonra size masaya oturup bir anlaşma yapalım, bu savaşı bitirelim dese cevabınız ne olur? Hala daha bir anlaşma zemini var mı?

Esed’i Suriye’de tutan zaten İran… İran Esed yönetiminin basit bir destekçisi değil; bizzat Esed yönetimini yönlendiren, ayakta tutan güçtür. Suriye’de işlenen katliamların her birinden en az Baas yönetimi kadar İran da sorumludur. Bizden çocuklarımızı katledenlerle anlaşma yapmamız isteniyorsa bunu asla kabul etmeyiz. Çözüm için ise atılacak ilk adım Esed’in ülke dışına çıkarılması, İran ve Hizbullah savaşçılarının Suriye’yi terk etmesidir.

 

İBRETLİK BİR YAZI...... YA OLURSA......

Mesele AKP Meselesi Değil Ey Müslüman

08 Temmuz 2013 Pazartesi 10:24

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Mesele AKP meselesi değil ey Müslümanlar. Mesele Hakk - Batıl mücadelesi. Alabora adlı şahıs bunu güzel bir şekilde ifade etti, sen hâlâ anlamadın mı?

Bugün Mısır’da Mursî aleyhinde seküleristler birleşti. Akabinde bütün İslâmî cemaatler Mursî taraftarlarına destek vererek Adeviyye meydanında İslâmî Koalisyonu kurdular.

Bu darbe Mısır’daki Müslümanları birleştirdi. Selefiler, İhvan ve diğer cemaat ve cemiyetler Allah için, Müşriklere karşı bir araya geldiler ve İslâmî birlikteliği oluşturdular.

Türkiye’de de bu birleşme olmalıdır. Mesele AKP meselesi veya oy verip vermeme meselesi değil, Hakk ve Batıl mücadelesidir. Bu şuurda olmak gerekir.

İşgal ettikleri camide her türlü şerefsizlikleri yapanların Rumca, Ermenice ve Almanca konuşmaları da gösteriyor ki bunların ağa babaları Haçlıların orijinalleridir. Cami işgalcileri camide böyle terbiyesizlikler yaparak Müslümanları kışkırtmak istemişler. Böylece orijinal olmayanlardan bazılarını kurban edecekler ve iç savaş başlatacaklardı. Bu savaşta da öncelikle orijinal olmayan Haçlılar telef olacak kendilerine yine bir şey olmayacaktı. Nasıl olsa onlara hizmet eden beyinsiz münafık çoktu.

Şurasını kimse unutmasın ki bugün Mısır’a olanlar, yarın İran’a ertesi gün Türkiye’ye olacak. Amma bugün amma yarın. Mutlaka Türkiye’de de kötü şeyler olacak.

Ak Parti hükümeti bayındırlık faaliyetleri ve uluslar arası denge diplomasisi ile çöküşü geciktirmektedir. Tıpkı 1876-1908 arasında diplomasi yapan II. Abdülhamid dönemi gibi. Abdülhamid sonrası yıkım nasıl başladıysa Ak Parti sonrası da yıkım başlayacaktır.

Türkiye muhtemelen en sona saklanıyor. Türkiye eli ile Ortadoğu’da sekülerizm yaygınlaştırılmak istendi, fakat Türkiye bunu başaramadı. Mursî rest çekti. Böylece Mursî’yi devirdiler.

Türkiye’nin görevi, Ortadoğu’da devrimlerle değişen yönetimleri Batı ile uyumlu laik bir yapıya dönüştürmekti. Bu olmadı. Artık Batı ittifakı B planını uygulamaya koydu. Gezi Parkı olayları ile Türkiye uyarıldı.

Peki, Türkiye’de iç savaş çıkarsa ne olur?

Öncelikle saflar belirginleşir. Doğuda Kürt seküleristler bağımsızlık ilan ederek İsrail ve ABD desteğini alırlar. Ulusalcı gruplar Batı adına Müslümanlara karşı cephe açarlar. Müslümanlar farklı gruplar hâlinde mücadeleye başlar. Maalesef birleşemeyebilirler. Bu birliktelik için gerekli adımlar şimdiden atılmalıdır. Yarın çok geç olabilir.

İç savaş sırasında muhtemel bir NATO müdahalesi olacaktır. Bu bir işgal olmakla birlikte bunu barış adımları olarak gören seküleristler işgalcilerin yardımları ile birleşecekler ve Müslümanlarla topyekün mücadeleye girişeceklerdir. Müslümanlar iki cephe arasında kalacak. Bir yanda Haçlıların orijinalleri diğer yanda fason Haçlılar.

Bütün bunların olacağı gün gibi aşikârdır. Bunun için Müslümanların bir araya gelmesi, cemaat, cemiyet taassubundan kurtulması, toptan Allah’ın ipine sarılması gerekir. Müslümanların demokrasinin ipine değil Allah’ın ipine sarılması gerekir.

NOT: Yazana değil yazdırana bak, söyleyene değil söyletene bak derler ya... Bir gün bunlar olursa ne yapacağız??? Kur'ana sımsıkı yapışmayan toplumlar birbirini yemeye parçalamaya mahkumdurlar.... Göz göre göre helake gitmek buna denir. Efendi Hazretlerimiz k.s. senelerdir bütün herkesi Kur'ana sünnete tabi olmaya çağırmadı mı? Ne kadar ilerleme oldu, yeterli mi? İşte halkımızın hali ortada.... Yine de ümit kesilmez, Dostları hürmetine rabbimiz bizi kafirlere ezdirmez inşaallah... Hasbunallahu ve ni'mel vekil....

MISIR'DA SELEFİ-KÜFÜR İTTİFAKI

6 temmuz 2013

"Başta Suudi Arabistan olmak üzere, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün gibi krallıkla yönetilen ülkelerin, Hristiyan olan ve cunta tarafından atanan geçici Cumhurbaşkanı Mansur'u tebrik etmeleri, yapılan ihanetin boyutunu ortaya koymaktadır. Kendi halkına silah çeken zorbaları destekleyen ve Selefilik iddiasındaki Nur Partisi yöneticileri, hangi efendilere bağlı olduklarını bütün dünyaya ilan etmişlerdir. Bu ihanetin yanında ABD ve AB'nin tavrını ise kınamaya değer bile bulmuyoruz."

"İnanç platformunun açıklaması:  "Hristiyan bir yargıcın, bir İslam ülkesinin başına, halkın oylarıyla seçilmiş bir Cumhurbaşkanının darbeyle devrilmesi sonucu atanmış olması Müslüman Mısır halkına hakaret ve aşağılamanın en ağırıdır. Bu alçaklığın vebalini darbeye destek veren Belam kılıklı El Ezher uleması, Selefilik iddiasındaki Nur Partisi yöneticileri ve darbe yanlısı Mısır aydınları ömür boyu taşıyacak, çocuklarına bu utancı miras bırakacaklardır" dedi. Aydar, şöyle devam etti:

BU AÇIKLAMALAR, YILLARDIR SÖYLEDİĞİMİZ GERÇEKLERİN İSPATIDIR, VEHHABİ-SELEFİ TAİFESİ İŞİNE GELDİĞİ ZAMAN HEMEN EHLİ KİTAP KAFİRLERİYLE BİRLEŞİR AYNEN Şİİ İRAN GİBİ... BÜTÜN BİD'ATÇILAR AYNIDIR, KAFİRLERİN GİZLİ DOSTUDURLAR.. İYİ BİLELİM ... UYANIK OLALIM EHLİ SÜNNETTEN BAŞKA DOSTUMUZ YOK....

HABERE BAK..... OLİMPİYATLAR DA MEŞRU' OLMUŞ....

HABERE BAK…..

Gülen'den Çarpıcı Açıklama

Türkçe Olimpiyatları, bu yıl 11. Kez düzenlenmişti. Fethullah Gülen'in herkül. org adlı sitede yayınlanan sohbetinde Peygamber Efendimizin (S.A.V) Türkçe Olimpiyatlarına katıldığını söyledi.

Fakat demek ki bazı hakikatlerin ifade edilmesi adına, ittifakın sağlanması adına, kalplerin birbirlerine karşı yumuşaması adına, bunlar çok önemli faktörler ki; İnsanlığın iftihar tablosu (Peygamberimiz) bazılarımızın, bir kısım mutasavvıf ve sufi görünümlü kimselerin yadırgamalarına rağmen Efendimiz (S.A.V) inanın Peygamberimiz teşrif etti...

"USULÜ DETAYA FEDA ETMEYELİM"

Bu yolla sizin temel değerleriniz sevdiriliyor. Usûlü detaya feda etmeyelim Allah aşkına!" diye konuştu.

 

İMAMI RABBANİ K.S. BUNA NASIL CEVAP VERİRDİ?

 

Böyle bir olay İmamı Rabbani k.s. zamanında olsaydi, şu rezalete bir çok yönden cevap verip ret ederdi şüphesiz. İslam dışıdır, bid’attır, fasıklıktır, saptırmadır v.s cevaplar verirdi.

Karşı tarafın kendini haklı göstermesi veya bu işten feyiz alıyoruz, cemaati çoğaltıyoruz v.s. bazı sözleri olacaktır ve hatta Resulullahı gördük işimizden razıdır dahi diyeceklerdir. Bu durumda İmamı Rabbani k.s. ne derdi?

İşte cevabı, 400 sene evvel şeyhinin çocuklarının tertipledipi mevlit merasimini ve teganni ile cemiyet teretiplemelerini bakın nasıl ret ediyor… yani kız erkek karışık değil, çalğı eğlenceli değil de sadece topluca tegannili mevlit merasimi tertiplemelerine bakın nasıl cevap veriyor::::

 

273. mektup….

 

Mektubunuza, sema' dinlemekten men edişinizdeki mubalağa derc edilmiş. Bundan, Mevlid sema'ı ki, ağıt yakıp kaside okumak veya şiirler söylemekten ibarettir, bunun da men edildiği anlaşılmaktadır. Mevlid sema'ını dinlemeyi terk etmek, kıymetli kardeş Mir Muhammed Nu'man'a ve orda bulunan arkadaşlara ağır gelmekte. Zira onlar rüyada Resulullah  sallallahu aleyhi ve sellem'i gördüklerini ve O'nun kendilerinin mevlid mec-lisinden cidden memnun olduğunu söylemekteler. Cidden bu işi terk etmek onlara ağır gelmekte.

Ey Mahdum! Şayet rüyalara itibar olsa, uykulara itimad olsa, mürid-ler şeyhe ihtiyaç duymazlardı, yollardan birini tercih etmek abes olurdu. Zira her mürid bu durumda rüyasına uygun olan ile amel ederdi, uyku-larına mutabık olurdu. İsterse bu rüya ve zuhuratlar şeyhinin yoluna uygun olsun veya olmasın. Yine onun katında razı olunmuş olsun veya olmasın eşit olurdu. Bu takdirce şeyhlik ve müridlik bağı yok olur.

Herbir heves sahibi, vazıyeti ile müstakil olur,  tavrına güvenir. Sadık mürid katında, şeyhi bulunmakla birlikte bin sadık rüyanın, itibardan yarım arpa kadar değeri yoktur. Rüşt üzere olan talip katında rüyalar, mürşid ile huzurda olma devleti ile birlikte, karmaşık vesveselerden başka bir şey sayılmaz, asla onlardan bir şeye iltifat etmez. Şeytan kuvvetli düşmandır, sonda olanlar onun hilesinden emin değildir, ondan korkmakta daimdirler,  hilesinden sakınırlar. Bu durumda yeni başlayanlar ve ortadakiler hakkın-da ne dersin?

Bu babta netice söz, nihayette olanlar korunmuşlar, şeytanın sulta-sından hıfzedilmişlerdir. Yeni başlayanlar ve ortadakiler bunun hılafınadır. Bu yüzden onların zuhuratları itimadı hak edici olamaz, şiddetli inatçı şeytanın hilesinden korunmuş olamaz.

Eğer denilirse, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in görüldüğü rüya  şeytanın hilesinden ve tuzağından korunmuş ve sadıktır. Hadisi şerifte geldiği üzere şeytan Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in suretine giremez. Bu durumda konumuz olan rüya şeytanın hile ve tuzağından korunmuş ve sadık olur (denirse;)

Cevap veririm ki, Futuhatı Mekkiyye sahibi, şeytanın şekline gireme-mesi hususunda, Resulullaha ait olan Medine'de medfun olan suretini mahsus kılmıştır. Her hangi bir surette olmak şeklinde mutlak olarak suretine girememesi hükmünü vermek caiz değildir. Şüphe yokki rüyada  sallallahu aleyhi ve sellem'e ait olan sureti teşhis etmek cidden zordur. Bu nasıl itimada layık olsun.

Şeytanın, sallallahu aleyhi ve sellem'in kendisine ait surete gireme-mesini şart koşmasak ve her hangi bir surete bile onun suretine girece-ğine cevaz versek, zaten bu görüşe ekseri alimler gitmiştir; ve bu durum sallallahu aleyhi ve sellem'in şanının yüceliğine de uygundur; (yine) deriz ki şu suretten hükümleri almak, müşkil şeylerdeki rızasını veya razı olma-dığını anlasak, bu durumda da düşman olan şeytanın araya girmesi müm-kündür, ve görünenin hılafını göstermekle gören kişiyi karışıklığa düşürür, kendi sözünü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sözü ile karıştırır, kendi işaretini, O'nun işareti ile karıştırabilir.

Nasıl ki rivayet edildi, beşerin Efendisi sallallahu aleyhi ve sellem bir gün oturuyordu, yanında Kureyş ağaları, küfrün elebaşları ve ashabtan pek çoğu vardı, Sallallahu aleyhi ve sellem onlara Necim suresini okudu, vaktaki onların batıl ilahları bahsine gelince, lanetli şeytan Sallallahu aleyhi ve sellem'in kıraatı arasına putların medhi ile alakalı sözler soktu, öyle ki hazır olanlar, bunu Sallallahu aleyhi ve sellem'in kıraatından zan-nettiler. Asla onu ayırmaya güç yetiremediler.

Kafirler ferahlanıp, Muhammed bizimle sulh etti, ilahlarımızı medh etti, dediler. Hazırda olan ehli islam da hayret ettiler. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem lanetli şeytanın şu sözüne muttali olamadı. Bunun üzerine sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu, ne oldu?

Ashabı kiram, Sallallahu aleyhi ve sellem'e arzederek şu sözlerin kendi kelamı arasında vakı' olduğunu bildirdiler.  Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bunun üzerine çok üzüldü. Cebrail Aleyhisselam vahiyle geldi ve şu sözün şeytanın atması olduğunu beyan etti.

Şu ayeti kerime bunu beyan eder;

وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلاَ نَبِيٍّ إِلاَّ إِذَا تَمَنَّى أَلْقَى الشَّيْطَانُ فِي أُمْنِيَّتِهِ

"Senden evvel hiçbir peygamber ve resul göndermedik ki şeytan ona kendi kuruntularını atmayı temenni etmesin.." (Hac: 52)

Şeytan batıl sözünü, sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatında O'nun kıraatı esnasında, uyanık halde ve ashabın huzurunda atınca, öyleki sallallahu aleyhi ve sellem'in kıraatı temyiz edilemez oldu; (bu durumda) nerden bilinecek ki şu rüya, şeytanın tasarrufundan korunmuş ve onun karıştırmasından emin kılınmıştır, hem de bu rüya sallallahu aleyhi ve sellem'in vefatından sonradır ve bu rüya, hislerin zayıfladığı ve karıştırma ve karışıklık halinin bulunduğu uyku halidir. Hem de rüyayı görenin, diğer insanlardan ayrı olarak tek bulunması da vardır.

Veya deriz ki, sallallahu aleyhi ve sellem'in bu işten razı olması, medh edenlerden medh edilenin razı olması gibi, kasideyi okuyanın ve dinleyenin zihninde yerleşip hayalinde nakşedilince, şu görülen suretin, kendi hayallerinde nakşedilen suret olması da caizdir; ve şu rüya için hakikat olmaksızın ve şeytanın şekillendirmesi bulunmaksızın (olması da caizdir.)

Yine rüya ve zuhuratlar zahirine ve hakikatlerine hamledilebilir ki bu görenin bizzat gördüğü rüyadır. Nasıl ki rüyada Zeyd'in suretini görse, bundan murad Zeyd'in hakikatının aynı olur. Muhakkak bu zahirinden çevrildi ve te'vile hamledildi. Nasıl ki Zeyd'in suretini rüyada görse, arala-rındaki münasebetten dolayı bununla mesela Amr'ı kasd etse bu da mümkündür. Bu ihtimallere göre arkadaşların rüyası zahirinden çevrilme-yip zahire hamledildiği nerden bilinecek? Bununla tabire muhtaç olunan bir zuhuratın kasdedilmediği niçin caiz olmasın? Şeytanın onda şekillen-dirmesi olmaksızın başka bir işten kinaye olması niçin caiz olmasın?

Hasılı kelam rüyalara itimad edilmemesi uygundur. Zira eşya, hariçte mevcuttur. Hariçte eşyayı görene kadar gayret lazımdır. İtimada layık olan budur. Bunda da tabire imkan yoktur. Hayalde görülen, uyku ve hayallerdir.

Ordaki arkadaşlar, uzun müddettenberi kendi vaziyetleri ve görüşle-riyle amel etmekteler. Muhayyerlik yularını ellerine almışlar. Amma Mir Muhammed Nu'man'a gelince onun için boyun eğmekten başka çıkış yolu yoktur. Faraza men ettikten sonra bir an duraklama yaparlarsa -Allahu subhanehuya sığınırız- kime kaçacaklar, kime sığınacaklar göreceğiz.

Bu fakirin mübalağa etmesi, (şu işler) yoluna muhalif olduğu içindir. İsterse bu muhalefet sema', raks ile veya mevlid okumak ve kaside söylemek ile olsun (eşittir.) Her yolun kendine has talebi vardır. Şu orta yol olan tarikata has olan matlap, şu gibi işleri terk etmeye bağlıdır. Her kimde şu tarikatın matlabını talep varsa, bu tarikata muhalif şeylerden sakınması gerekir. Başka tarikatların taleplerinin, onun nazarında görünmemesi gerekir.

 

 

 

266. mektupta….

Gınanın haramlığı hakkında ayetler, hadisi şerifler ve fıkhi rivayetler cidden pek çoktur.  O derecede ki, onları saymak imkansızdır. Bütün bun-larla beraber bi şahıs, gınanın mubahlığında neshedilmiş bir hadis veya şaz bir rivayet getirse, ondan bu itibar edilmez.[1] Zira hiçbir vakitte hiçbir müftü, gınanın mubahlığına fetva vermemiştir. Raksa ve ayaklarla vurup dönmeye cevaz vermemiştir. İmam Ziyauddin-i Şami’nin Mültekat’ın da bu şekildedir. (Hatta Ebussuud Efendi’nin fetvalarında, sallanarak tevhid okuyanlar, zikredenlerin katlinin caiz olduğu yazılıdır.)

Sofiyyenin ameli, haramlık ve helallıkta sened değildir. Onları mazur görmemiz onlara yetmezmi! Onları levmetmeyiz, işlerini Allah’a havale ederiz. Burda itibar edilen İmamı Ebu Hanife’nin, Ebu Yusuf’un, İmamı Muhammed’in sözleridir. Allah onlardan razı olsun. Şeyh Şibli’nin, Ebi Haseni Nuri’nin ameli değil.

Muhakkak bu gün nakıs sofiler, şeyhlerinin amellerine  dayanarak sema’ ve raksı dinleri ve milletleri yaptılar, onu taat ve ibadetleri yaptılar.

اَلَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا

“İşte bunlar, dinlerini oyun ve oyuncağa alanlardır.” (A’raf: 51)

Muhakkak geride geçen rivayetlerden bilindi ki haram işi güzel gören, muhakkak islam ehli topluluğundan çıkmış, mürted olur. İyi düşün-mek gerek, sema’ ve raks meclislerine tazimin çirkinliği ne kadar çoktur! Bilakis onu taat ve ibadet edinmek nedir! Allahu subhânehu’ya hamd ve minnet olsun ki meşayıhımızı bu gibi şeylerle imtihan etmedi. Bizim gibi mukallitleri de bu gibi bir işi taklit etmekten kurtardı.

Muhakkak işittik ki mahdumlar (Şeyhinin çocukları) sema’ya meyle-derler, Cuma gecelerinde sema’ meclisleri ve kaside toplantıları düzenler-ler. Arkadaşlar da onlara bu işte uygunluk gösterirler. Bin kere  hayret! Diğer silsilenin müridleri, bu işleri şeyhlerinin işine dayanarak işlerler. Onların ameline dayanarak şeriatın haram saydığını def ederler. Hakikat-te bu işte haklı olmasalar da…

Bu işi işlemekte bizim arkadaşların ne özrü var! Bunda şeriatın haram ettiğini işlemekle bir taraftan, diğer taraftan tarikat şeyhlerine muhalefet var. Ne şeriat ehli buna razı, ne de tarikat ehli. Şayet bunda şeriatın haram saydığı bir işi işlemek olmasaydı, sadece tarikat işinde bir icad olarak çirkin olurdu; şeriatın haram ettiği işi işlemekle birlikte olunca durum ne olur!

 

 

Netice: Allah dostlarının ince eleiğini kavramayan bazı dünyacıların, işi iftiraya götürmesinden korkarız…..

Yukarki açıklamaları iyi düşünenler, asla Nebi sallallahu aleyhi ve sellem hakkında yakışmayan şeyleri söylemezler…..

 


[1] Bu zaman din sahtekarlarının dediği gibi, Hazreti Aişe radıyellahu anha validemizden nakledilen –Habeşli topluluğun defli hareketlerini seyretmesi, cariyesinin şiirler söyleme-sinin men edilmemesi- şeklindeki rivayetler de aynı şekilde fetva için muteber kabul edilme mişlerdir. Zira o olay gibisi daha sonra vakı’ olmamıştır. Medine’ye hicreti anında sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi karşılayan Medinelilerin def ile beyitler söylemesi de, o anki ortama göre olup men edilmemiştir. Daha sonra bunun gibisine rastlanmamıştır. Zira nice güzel ve başarılı günler olduğu halde, alsa böyle defli şiirli bir toplantı, ne Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanında, ne de dört halifesi zamanında yapılmamıştır. Bu gibi durumlara nesh denir. Yani evvelki yapılan iş, sonradan yapılan tatbikatla kaldırılmış demektir. Zaten islamın pek çok hükmü de böyle tedricen (kademeli olarak) yerleşmiştir.

Sayfa 4 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.