.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

HER ŞEY SERBEST DAHA NE İSTİYORLAR?

Tüm Mü'minlere Uyarılar-

HER ŞEY SERBEST DAHA NE İSTİYORLAR?

Mehmet Şevket Eygi tüm Mü'minlere esaslı uyarılarda bulundu. Tamı tamına 19 uyarı. İşte o uyarılar...
08 Haziran 2013 Cumartesi

Bu gürültücü vurup kırıcı kalabalıklar ne istiyor? Demokrasi ve laiklik mi? Bildikleri gibi yaşamak mı? Hürriyet mi?

Bunların hepsi yok mu Türkiyede?..

İçki yasaklanacakmış… Yalan yalan yalan… Türkiye şu anda kocaman bir meyhanedir sanki.

Zina mı istiyorlar? Türkiye şu anda M. Kemal devrinden bile ileridir zina konusunda, çünkü yeni Ceza Kanununda zina suç değildir artık.

Muhalefet yapmak hürriyeti mi istiyorlar? Bol bol yapılıyor zaten. Bir Cumhuriyet alın, bir de Sözcü, okuyun. Bundan daha sert muhalefet olur mu?

Çoğulculuk mu istiyorlar?.. Bizde âlâsı var onun.

Millet Meclisinde herkes konuşuyor, bazen havada küfürler uçuşuyor.

Atatürk, İsmet, Celal Bayar zamanında yasak olan Komünist Partisi bile kuruldu.

Atatürkü devirmek isteyen Nazım’ı en çok Atatürkçüler seviyor.

Öyle bir demokrasi var ki bizde dinsizlik, densizlik, donsuzluk bile serbest.

1924’ten bu yana Türkiyede bugünkü kadar demokrasi, çoğulculuk, serbestlik olmamıştır.

Bir adamla bir kadın beraber yaşamaya karar veriyorlar. Nikah mikah yapmadan yaşıyorlar. Çocukları oluyor, nüfusa kayd ediliyor… M. Kemal, İsmet zamanında böyle bir şey olabilir miydi?

M. Kemal ve İsmet zamanında bira bile ruhsatla satılabiliyordu. Şimdi limonata gazoz çay gibi satılıp içiliyor serbestçe.

Göklerde vızır vızır uçaklar, otoyollarda seller gibi akan lüks otomobiller, her yer beş yıldızlı otel dolu. Beş yıldızlısını beğenmeyen yedi yıldızlıda yatıyor. AVM’ler pıtrak gibi açılıyor. Lüks, israf, sefahat… Daha ne istiyorlar? Türkiyenin Küba gibi olmasını mı?

Ülkemizde yasaklar da var ama ilericiler, çağdaşlar, ateistler için değil.

Başörtülü kadın avukatlara, öğretmenlere, memurelere hala baskı yapılıyor.

İslam medreseleri hala kapalı.

Tasavvuf tekkeleri hala kapalı.

Müslümanların devletten bağımsız bir Din İşleri İdaresi yok, Yahudilerin hahambaşısı gibi bir din liderleri yok.

Bu yaygaracılar daha ne istiyor? Müslüman Türkiyede Yahudiler cumartesi, Hıristiyanlar pazar günü tatil yapabiliyorlar ama Müslüman çoğunluk cuma günü yapamıyor.

Daha ne istiyorlar? Anıtkabir bir Sezar tapınağı gibi. Müslümanı ve münkiri hepsi orada baş eğiyor, bel kırıyor..

Sadece Suudîler ve İranîler bunu yapmıyor.

Daha ne istiyorlar? Paraların pulların üzerinde Atatürk, her yerde Atatürk heykelleri, resimleri… Atatürk okulları, Atatürk üniversiteleri… Atatürk caddeleri… Sağa bak Atatürk, sola bak Atatürk…

Evet daha ne istiyorlar?

Evet tekrar açık açık soruyorum: Bu memlekette içki, fuhuş, zina, dinsizlik, densizlik, heykel, resmî ideoloji, açık saçıklık, bikini mayo, dans, bale, nikahsız karı koca hayatı, her şey varken, bunca hürriyet ve serbestlik içinde daha istiyorlar, niçin ortalığı velveleye veriyorlar?

Türkiye diktatörlüğe kayıyormuş… Kuyruklu yalan!.. Bendeniz çocukluğumda yaşadım, bizde diktatörlük İsmet zamanında vardı. Hani şu nâm-ı diğer Millî Şef. 1946’ya kadar tek parti vardı. Seçimlerde oylar açıkta verilirdi, gizli sayılırdı ve yüzde 99,9 tek parti kazanırdı. Bunu tenkit edeni ne yaparlardı x? Anasını ağlatırlardı.

Fazla arpa merkepleri azdırırmış. Fazla demokrasi ve hürriyet de birilerini azdırıyor.

(İkinci yazı)

Mü’minler Kafirleri Dost ve Velî Edinemez

l. Allah Kur’anda mü’min kullarını, kafirleri dost ve velî edinmemeleri konusunda uyarıyor. Kafirleri dost ve veli edinenler gafildir, bilerek yapıyorlarsa haindir. Kafirleri dost ve veli edinmek haramdır.

2. Mü’minler agresif İslam düşmanlarıyla işbirliği yapamaz.

3. Her hâl ü kârda, İslamın temel şart ve hükümlerinden, zaruriyat-ı diniyeden Ehl-i Kitabın hatırı için en ufak bir tâviz=ödün verilemez.

4. Mü’min kardeşleriyle dost olamayanların kâfir ve münafıkları dost edinmesine şaşılır,

5. Agresif ve harbî İslam düşmanlarını dost edinmek büyük bir beyinsizliktir.

6. Hiçbir mü’minin Allahın ve Resulünün sevmediği kimseleri sevmeye ve benimsemeye hakkı yoktur.

7. Allahın sevmediği, buğz ettiği kafirlerle, onları dost ve veli edinerek işbirliği yapanlar, bazı dünyevî menfaat ve faydalar edinseler bile, aslında büyük zarara ve hüsrana uğrayanlardan olur.

8. Büyük Cemaate=Ümmet-i Muhammed’e (Salat ve selam olsun ona) mensup olmak, onun dairesi ve gölgesi içinde bulunmak rahmettir. Küçük cemaatlerin, hiziplerin, parçaların asabiyetini, militanlığını, holiganlığını yapmak azaptır.

9. İslamî gerçekleri, sahih itikadı, zaruriyat-ı diniyeyi bilenlerin; bilmeyen cahil ve gafil mü’min kardeşlerini uyarmamaları, aydınlatmamaları, bilgilendirmemeleri hıyanettir.

10. Mü’mini tekfir eden, şirkle suçlayan kişinin kendisi kafir olur.

11. Ehl-i Tevhid ve Ehl-i Kıblenin, aksi şer’an isbat edilmedikçe imanına hükm olunur.

12. Mü’minler birbirlerini tekfir edemez. Bir kimsenin küfrü ancak icazetli, vazifeli, salahiyetli müftünün fetvasıyla ve bu fetvanın yine icazetli, vazifeli ve salahiyetli kadı tarafından tasdikiyle, kadının bu şer’î ilamının Emirü’l-mü’minin tarafından imzalanmasıyla sabit olur.

13. Allah, Resulullah, Kur’an, İslam, İman, Şeriat düşmanı Deccalları ve Kezzabları benimseyenler, sevenler, destekleyenler beyinsiz değil, muzaaf beyinsizdir. Hafazanallah!

14. Mü’min Allah için sever ve Allah için buğz eder.

15. Mü’minleri birbirine düşürmek, İslama ve Ümmete yapılacak en büyük hıyanettir.

16. Gerçek, olgun, akıllı ve firasetli mü’min, kendisine kötülük yapana iyilik yapar. Kur’anın emri budur.

17. Doğudaki mü’minin ayağına diken batsa, onun acısını Batıdaki mü’minin yüreğinde hissetmesi gerekir.

18. Ümmet birliğini zedelemek, mü’minler arasında fitne ve fesat çıkartmak, iman kardeşlerini birbirine düşürmek şeytanın yapacağı iştir.

19. Mü’minlerin birbirlerini sevmeleri, bütün hayırlı işlerde birbirlerini desteklemeleri, keder ve sevinçlerine ortak olmaları, yardımlaşmaları, sahip oldukları nimetleri paylaşmaları, karşılıklı dua etmeleri, camilerde birlikte namaz kılmaları Allahın ve Resulünün emridir.

HİZBUŞŞEYTAN İRAN'IN EMRİNDE

Hizbullah, sadece bir hizip artık..

Serdar Demirel 02 Haziran 2013 Pazar 00:12

Bundan birkaç yıl önce, ‘Esed, Suriye halkına karşı topyekûn savaş başlatacak’ diye bir kaos teorisi ortaya atılsaydı ve ‘Bu durumda Hizbullah’ın tavrı ne olur?’ diye sorulsaydı, sanırım kimse Hizbullah’ın Esed’in yanında Suriye halkına karşı savaşacağını ve elini pervasızca Müslüman kanına bulaştıracağını söylemezdi.

Bu, hem ideolojisine ters düştüğünden hem de reel politik adına koca Müslüman dünyayı ırkçı Baas rejimi uğruna karşısına alıp kendisine sunulan tüm kredileri tüketmesi manasına geleceğinden kimsenin akalına gelmezdi. Demek ki olmazlar olabiliyormuş..
Bu köşeyi takip edenler bilirler, tâ başından beri Şiîliğin Türkiye’de hakkıyla bilinmediğinden büyük kriz dönemlerinde ne tür tavır alacağının sağlıklı kestirilemeyeceğini yazmıştık.

Hariciyemizde ve hatta ilahiyat fakültelerinde Şiîlik üzerine çalışmış kadroların pek olmadığını ve bu manada büyük bir boşluğun olduğunu yazdığımda ise epey yadırgayanlar çıkmıştı. Şimdi hükümet bile İran ve Hizbullah lobisinin gücünü hakkıyla hesap edemediğinin farkında.

Hizbullah bağımsız bir devlet olan Lübnan’da İsrail’e karşı mukavemet etmek üzere kurulmuş siyasi ve sivil örgüt özelliği de taşıyan silahlı bir hareket. Daha çok da bir ordu.
İran’a beyatli olduğunu herkes biliyor. İsrail’e karşı mücadele ettiği sürece devlet içinde devlet gibi hareket etmesine, İran’ın yardımıyla Lübnan ordusuna paralel daha güçlü bir ordu kurmasına müsamaha da gösterilmiştir. Müslüman Sünni sokaklar da buna olumlu bakmış, Hizbullah’ın silahının sadece İsrail’e karşı olduğuna inanmıştı.

Şiî olduğu da herkesin malumuydu. İsrail’e karşı verdiği mücadele daha önemliydi. Ehli Sünnet dünya Hizbullah’la gurur da duydu. Zor zamanlarda destek de verdi. Ama kimsenin aklına Hizbullah’ın bir gün gelecek silahını Müslümanlara doğrultacağı gelmedi. Bunu dillendirmeyi bırakın düşünebilmek dahi ihanetti. Ama gelinen noktada hayâle dahi gelmeyenin başa geldiğini gördük.

İran’ın mezhep ve ulus devlet çıkarları meğer Hizbullah için daha önemliymiş. Katı laik Nusayrî azınlığının iktidarı Müslümanlara tercih edilebilirmiş. Hem de Müslüman halklara karşı katliam yapma pahasına..

Bugün gelinen nokta itibarıyla Hizbullah İsrail’e karşı değil Suriye halkına karşı savaşmaktadır. Hizbullah’ın silahı Müslümanlara yönelmiştir. Emirlerini İran’dan alan ve İran adına Suriye’de savaşan, Lübnan’ın değil İran’ın emrinde bir örgüt konumundadır. Tam bir facia...

Biz, bölgede bir mezhep savaşı çıkma tehlikesine karşı hep uyardık. Ama İran ve Hizbullah’ın yaptıklarından daha fazla bir mezhep savaşını tahrik eden ne olabilir ki?
Dünya Müslümanlarının yüzde 10’unu oluşturan Şiiler geri kalan Müslümanları, yani bir milyar 300 milyonu hangi maslahat uğruna karşılarına alabiliyor, anlamak mümkün değil. Güç insanları bu kadar mı kör ediyor?

İran’a ve Hizbullah’a sempatiyle bakan Müslümanlar ve neredeyse sonsuz kredi sunanlar artık İran aleyhine sloganlar atıyorlar.

Geçenlerde İslam Alimler Birliği, Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı Banyas ve Kuseyr’de yaşanan çatışmalarla alakalı olarak ilk kez İran ve Hizbullah’ı suçladı. Sadece Arap dünyasında değil İslam dünyasının bütün coğrafyalarında İran ve Hizbullah kınanmaktadır artık.

İstanbul’da Fatih Camii’nin avlusunda İran ve Hizbullah’ın yaptıklarını tel’in eden protesto gösterisini, “Katil İran Suriye’den defol” sloganını hatırlayın. Bütün bunlar ne İran’a ve Hizbullah’a ne de onların kör taklitçilerine bir mesaj vermiyor maalesef. Suriye halkını ezip geçeceğiz diyorlar..

Bu zeminde algı yerini olguya bırakıyor ve Hizbullah’tan geriye kalan sadece bir hizip oluyor, hem de taşeron bir hizip...

 

İRANCILARIN İÇ YÜZÜNÜ ARTIK HERKES ANLADI MI?

İrancıların Suriye ikiyüzlülüğü ve Türkiye’nin acizliği

26 Mayıs 2013 Pazar 00:16
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Suriye konusunda Türkiye’nin resmi duruşu da, İran’ın ve İran sempatizanlarının tutumu da baştan itibaren hatalı. İrancılar ikiyüzlü, Türkiye ise kendi politikasını belirleyememenin ezikliği içinde.

Türkiye artık defansif dış politika izlemiyor, ama ofansif ataklarını da kendisi tayin edip hamle yap(a)mıyor. Birileri ayağına topu atıp ilerleyeceği kulvarı açıyor, Türkiye o kulvarda ilerliyor; ancak yol açanlar, Türkiye’nin durmasını istediği noktada önüne defans koyduklarında ne yapacağını bilemez halde orada kalakalıyor. Çıkış için pas verenlerin eline bakıp dış destek bekliyor.

Suriye konusunda da böyle. Kendine has politika üretse, nereye kadar gideceğini de, nerede duracağını da, ne zaman hangi hamleyi yapacağını da belirleyebilirdi. Ama şimdi çıkmazda; ezik, çekingen, yılgın, kendine güvensiz, strateji ve hedeften yoksun...
İran, ekonomik, siyasal, askeri ve diğer alanlarda, var gücüyle Baas rejiminin destekçisi. İran’ın uzantısı Hizbullah militanları, katil Esed’in yanında müslüman Suriye halkına karşı ölümüne savaşıyor. Rusya politik ve askeri desteğiyle Esed’in yanında. İran ve Rusya, kimseye sormadan, öyle BM kararı veya izni aramadan katil Esed’e silah veriyor.
Irak zaten artık ikinci bir İran; Esed’in güvenli doğu komşusu olarak Baas rejiminin arkasında.

Peki Türkiye?... Burnunun dibinde bir halk katledilirken, Türkiye’nin yaptığı mülteci barındırmaktan ibaret. Baas rejimi İran ve Rusya’dan silah desteği alırken, Türkiye’nin, kendi güvenliği ve bütünlüğünü doğrudan ve birinci elden ilgilendiren bir savaşta Suriye muhalefetine silah verilmesi için BM kararını, ABD onayını beklemesini sorgulamak gerekmez mi? Doğrudan vermesen de, el altından verebildiğin kadar ver!

Kendini doğrudan ilgilendiren hususlarda bile Türkiye ezik ve başkasından medet uman tutumunu sürdürüyor. İşte Reyhanlı.. Yetkililer esip gürledi. Cumhurbaşkanı, “Devlet sorumluluğu ve kararlılığı neyi gerektiriyorsa, bu muhakkak yapılacak. Bu olayın içinde, dışında, bir şekilde kimler bulaştıysa, kimler teşvik ettiyse hesabı sorulacaktır” dedi. Başbakan Yardımcısı Arınç, Hükümet Sözcüsü sıfatıyla yaptığı açıklamada, saldırının Esed rejimi tarafından yapıldığının ispatlanması halinde nasıl bir karşılık verileceğine dair, “ne gerekiyorsa yapılır” dedi. Saldırının Suriye yönetimiyle ilgisi varsa gereği yapılacaktı.
Şimdi yakalanan elebaşı, emri Esed’in verdiğini itiraf etti.

Saldırganlar Esed’le görüşmüşler. Suriye yönetimi elebaşıya, her kapıyı açan özel bir kimlik vermiş. Saldırının Şam yönetimiyle ilişkisi belirlendiğine göre, hadi o zaman, sözünüzün arkasında durun; gereken karşılığı gerektiği gibi verin! Arınç, “neyi yapacağımızı herkes açıkça görür” demişti, hadi görelim o zaman!

Göreceksiniz, bu da “hesap soracağız”la kalacak. Çünkü Türkiye, burnunun dibindeki hayati bir olayda bile politikasını ABD’nin onayına endekslemiş bir acizlik içinde.
Burada, bir çift sözüm de beynini kiraya vermiş İran sempatizanı arkadaşlara var.
Bunlar, Esed’in zalimliğini, Baas rejiminin zulmünün ve despotizminin dayanılmazlığını, Suriye’de “yeni bir rejim” talebinin meşruluğunu kabul ettiklerini; ancak bunun yolunun, Batı destekli bir kalkışma olamayacağını iddia ediyorlardı. Gerekçeleri, “Baas rejiminin yıkılmasıyla kurulacak devletin ABD emperyalizmine üs olacağını ve bundan İsrail’in kazançlı çıkacağı” idi. İsrail’e karşı Esed’in yanında durmayı müslümanca strateji sayıyor; Baas’ın yıkılmasının İsrail’in işine geleceği gerekçesiyle Esed’i destekliyorlardı.

Ancak şimdilerde İsrail, Esed’den yana tavır koydu. “Suriye’de İslamcı militanlar olacağına Esed olsun. Böyle bir durumda Esed’i tercih ederiz” dedi. Suriye’de muhaliflerin galip gelmesindense Baas rejiminin devamından yana olduklarını açıkladı.

Ey İran sempatizanları! Ey İran öyle istedi diye körü körüne zalim Esed’e yanaşan Baas destekçileri! Şimdi ne diyeceksiniz bakalım? Demek ki dayanağınız çürükmüş. Aslında Esed’in gitmesi değil, kalması İsrail’in işine geliyormuş! Hadi şimdi tornistan edin bakalım. Öyle ya, İsrail karşıtısınız ya, Esed İsrail’in desteğini almışsa, siz karşısına geçmelisiniz. Hadi geçin o zaman!

Hayır, geçmezsiniz, geçemezsiniz. Çünkü iplerinizi eline verdiğiniz İran sizi bundan men eder. Çünkü İran, referanslarını İslam’dan değil, “Fars şovenizmi”nden alır ve Ehl-i Sünnet müslümanların devlet olmasındansa, ehl-i küfür Baasçıların iktidarda kalmasını tercih edecek kadar şovenizmde ileri gider. Hatırlayın, 1982’deki Hama katliamında daha Humeyni hayattayken İran, Baas rejimini desteklememiş miydi?

Türkiye pısırıklığı, İrancılar da ikiyüzlülüğü terketmedikçe, Suriye’de daha çok insan ölür. Bu işin sonu da başta Türkiye olmak üzere, bölge ülkeleri ve halkları için hiç iyi bitmez.

ÖNEMLİ DUYURU.... NEREYE KADAR BÖYLE GİDECEK.....

Duyuru

16 Mayıs 2013 Perşembe 00:01

1. Sen bir yaratıksın ve senin mutlaka bir Yaratıcın vardır.

2. Bir yaratık oluşundan ve Yaratıcından gafil olursan çok büyük bir cehalet kararlığı içinde kalmış olursun.

3. Sen boşuna yaratılmamışsın, yaratılmış olmanın bir amacı ve hikmeti vardır.

4. Allah seni, Kendisine kulluk etmen için yaratmıştır.

5. Seni Allahı bilmekten, Ona itaat, ibadet ve kulluk etmekten alıkoyan her şey senin için büyük zarar ve felakete yol açar.

6. Allah, senin Onu tanıman, emir, yasak ve öğütlerini öğrenmen için sana Muhammed Mustafa aleyhissalatü vesselamı Peygamber (Haberci ve Elçi olarak) göndermiştir.

7. Allah sana Kur’an adında bir kitap ve anayasa göndermiştir.

8. Allah sana İslam adında bir din göndermiştir.

9. Allah sana Şeriat göndermiştir.

10. Allaha, Kur’ana, Peygambere, o Peygamberin Sünnetine, İslama, Şeriata uygun bir hayat sürersen dünyada aziz, öteki dünyada mes’ud olursun.

11. İnsan varlığı ölümle bitmez, insan ölmekle hiç olmaz. Ölüm bir alemden başka bir aleme geçmektir.

12. Sen kurtuluş yolunu sadece kendi aklınla bulamazsın. Peygamber senin için zarurî bir rehberdir. Onun rehberliğini kabul etmezsen veya kabul ettikten sonra Onu dinlemezsen ebedî bir felakete ve zarara uğrarsın.

13. Allah katında tek hak, geçerli, kabul edilen din İslamdır. Başka hak din yoktur. Hz. Muhammed’den önceki Peygamberlerin hepsi de İslam dininde idi. Değişiklik sadece Şeriatlarda olmuştur. İnançlarda, asıllarda, temelde, ana hükümlerde değişiklik ve başkalık yoktur.

14. İslama, Tevhid inancına, Kur’ana, Sünnete ve Şeriata aykırı ve ters olan her şey bâtıldır ve hederdir.

15. Dünya hayatı yaman bir imtihandır.

16. Dünya fânidir. Gençlik, güzellik, çoluk çocuk, servet, mal mülk, makam mevki, güç hepsi geçicidir.

17. İnsan dünyada yaptıklarının hesabını verecektir.

18. Dünya bir tarladır, ekini âhirette biçilecektir.

19. Allah emirler, yasaklar, sınırlar koymuştur. Bunlara uymayanlar âsi olur.

20. Peygamber, iman edenler için en güzel örnek ve modeldir. Ona itaat eden Allaha itaat etmiş, ona isyan eden Allaha isyan etmiş olur.

21. Kur’anda “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” buyrulmaktadır. İman, İslam, Kur’an, Sünnet, Şeriat konusundaki bilgiler bilmeyenlerden veya yanlış bilenlerden değil; iyi ve doğru bilenlerden, gerçek din alimlerinden öğrenilmelidir.

22. İslam güzel ve yüksek ahlak dinidir. Ahlakı bozuk bir kimse iyi ve olgun Müslüman değildir.

23. Bütün mü’minler tek bir ümmettir.

24. Her mü’min ve Müslim kişi, İslam Ümmetinin bir üyesi ve mensubu olduğu bilincine sahip olmalı ve ümmet birliğini ve disiplinini bozmamalıdır.

25. İnsanın en büyük düşmanı kendi nefs-i emmaresidir. Bu nefs, kötülüğü çok emr edicidir. Mü’min ve Müslim kişi nefs-i emmaresiyle büyük cihad yapar ve onu kötüler, onun dediklerini yapmaz.

26. Allah yer yüzünde azgınlık ve çılgınlık yapılmasını istemez. Belli başlı azgınlıklar ve günahlar şunlardır: Küfür, şirk, nifak, küstahça ve açık şekilde büyük günah işlemek; insanlara, hayvanlara, çevreye zarar vermek, zulm etmek; riba zina, sarhoşluk, her türlü adaletsizlik, yalan, gıybet, nemime, tecessüs… Haram yemek… İsraf…

27. Müslümanların, kafirleri ve münafıkları dost ve veli edinmeleri kesinlikle yasaktır. Bunu yapanlar Allaha ve Resulüne isyan etmiş olur.

28. Allah gururluları ve kibirlileri sevmez. Olgun Müslüman mütevazı ve alçak gönüllüdür.

29. İslam dininde cihad fi sebilillah farzı vardır. Bunu inkar eden kafir olur.

30. Bütün mü’minlerin, yaşadığı zamanda Peygamberin vekili, halifesi, varisi durumunda bulunan ehliyetli, dirayetli, kiyasetli, muktedir ve âdil bir İmam-ı Kebire biat ve itaat etmekle mükelleftir (yükümlüdür). Hadiste “Zamanındaki İmama biat etmeden ölen kişi sanki cahiliyet ölümüyle ölmüş olur” buyrulmaktadır.

31. Mü’minler birbirlerini sevmekle, benimsemekle, desteklemekle, birbirlerine yardımcı olmakla mükelliftir. Mü’min kardeşine düşmanlık etmek haramdır. Kötülüğü ve günahı varsa, sadece o kötülük ve günaha karşı olunur.

32. Zaruriyat-ı diniyeden birini veya birkaçını inkar eden kafir ve mürted olur, yani dinden çıkar.

33. Her Müslümanını İslamın temel inançlarını, ibadetleri, İslam ahlakının esaslarını ve mutlaka bilinmesi gereken diğer temel dini hükümleri ve bilgileri öğrenmesi farzdır. Bunu öğrenmeyenler ve öğretmeyenler günahkar ve âsi olur.

34. Dünya ikiye ayrılır: Darülislam ve Darülharb.

35. Din ve dünya ayrıdır, din sadece bir vicdan işidir, dünyaya karışamaz demek kişiyi dinden çıkartır. İslamda din ve dünya ayırımı ve dinin dünyaya karışmaması diye bir şey yoktur.

36. Din, iman, Kur’an, Sünnet, Şeriat kutsaldır, bunlar kirli dünya çıkarlarına, siyasî nüfuz ve prestije, zengin olmaya alet edilemez. Din sömürüsü yapanlar çok alçak, rezil ve sefil insanlardır.

37. Parayı, maddî menfaati, serveti put haline getirmek gizli şirktir.

38. İslam yaşanmadan anlaşılmaz. İslamı yaşamak için iyi ve doğru bilmek ve bilip uygulayanları taklid etmek gerekir.

39. Nifak küfürden eşeddir.

40. Gafil ve cahil insanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar ama artık çok geç kalmışlardır. Binaenaleyh onların vakit geçmeden uyarılmaları, bilenler ve imkanı olanlar için çok büyük bir vazifedir.

41. Bir tek Ümmet olmaları gereken Müslümanları bölenler, bin küsur fırka ve hizbe ayıranlar, birbirine düşürenler, onları soyup soğana çevirenler, onları parça holiganı ve delisi yapanlar, onları robotlara ve zombilere çevirenler haindir ve düşmandır.

42. Ümmet, Peygamberin de haber vermiş olduğu gibi yetmiş üç fırkaya ayrılmış olup, bunlardan sadece birisi kurtuluş fırkasıdır, öteki fırkalar nârdadır.

43. Kurtuluş fırkasının özellikleri şunlardır: Kur’anın doğru yorumu üzerine kuruludur. Sünneti İslamın ikinci kaynağı olarak kabul eder. İslamın ana caddesidir. Sevad-ı Âzamdır. İcma ve cumhur-i ulema yoludur.

44. Müslüman o kimsedir ki, insanlar onun elinden ve dilinden selamette ve güvende olur.

45. Küfre rıza, küfrü beğenmek küfürdür.

Yukarıda muteber ve güvenilir din kitaplarından çıkartılmış 45 madde saydım. Bunlar halka ve bilhassa gençliğe öğretilmelidir. Bunları bilmeyip de dünya dedikoduları, çeşitli gevezelikler ve zevzeklikler, boş çekişmeler, magazin haberleri, fitne ve fesatlar, futbol çılgınlıkları ve başka faniliklerle uğraşanlar büyük zarar ve ziyan içindedir. Onların vebali söylemeyen, yazmayan, öğretmeyen, uyarmayan, müjdeleyip korkutmayan bilenlere aittir.

İslamın müjdelerini ve uyarılarını var gücümüzle, en iyi ve uygun şekilde

İnsanlara devamlı şekilde duyurmalıyız.

 

* (İkinci yazı)

Ahlaksızlık ve İffetsizlik Patlaması

İSTANBULDA pornografik seks ve fuhuş=azgınlık filmleri gösteren iki sinemaya polis baskın yapmış…

Böyle sinemaların uzun yıllardan beri var olduğu söyleniyor. Polis yeni mi öğrenmiş?

Yoksa hamamın namusunu kurtarmak için bir gösteri mi yapılmış?

Sinemaların ve filmlerin özelliği: Eşcinsel filmler gösteriliyormuş ve eşcinsel ilişkilerde bulunuluyormuş…

Sonra ne olmuş? Yakalananlar adliyeye sevk edilmiş. Bir kısmı serbest bırakılmış…

Bütün İstanbulun adım başı, köşe başı dijital kameralarla dolu olduğu; devletin, emniyetin, istihbaratın uçan kuşu değil, uçan kelebeği bile görebildiği bir devirdeyiz. Büyük devlet adamlarının evlerine, ofislerine gizli mikrofonlar, kameralar, böcekler konulduğu bir devr-i dilarada yaşıyoruz.

Geçenlerde kalabalık bir semte gitmiştim, Emniyet amirliği binasının karşısındaki kaldırımda iki yosma müşteri bekliyordu. Polisin bunu görmemesi mümkün müdür?

Başta İstanbul olmak üzere ahlak çok ama çok bozulmuştur.

Hangi ölçülere göre bozulmuştur? İslama ve millî ahlak ölçülerine göre.

TC başlıklı vesikalar vererek KDV’li yasal ve hijyenik fuhuş yaptıran rejim bu ahlaksızlıklara karşı pek duyarlı değil.

Arada bir böyle baskınlar olur. Birkaç kişi yakalanır, yakalananların bir kısmı hemen salınır. Sonra eski hamam eski tas.

Çoğunluğu oluşturan Müslüman muhafazakar kesimden pek ses çıkmaz, tepki gelmez.

Uyuşturucu, din ticareti ve sömürüsü ve fuhuş Türkiyenin büyük sektörlerindendir.

Genelevler imparatoriçesi Madame la Baronne Mathilde Manokyana resmî devlet töreniyle büyüklerin, ekselansların huzurunda ödül veren zihniyet bunlardan niçin rahatsız olsun?

İstanbulda seks filmi gösterilirken içinde eşcinsel ilişkiler yapılan iki sinemanın basılması hadisesi münferid bir vak’a değildir. Bundan bir müddet Önce Sivas Kangalda da eşcinsel toplu ilişkiler yapıldığına dair rivayetler ve yayınlar bulunmaktadır.

Ne Kemalist, ne de İslamcı Feministler bunlardan pek rahatsız olmuşa benzemiyor.

İnkar edilemeyecek gerçek şudur ki, modern, laik, çağdaş Türkiyede seks ahlaksızlıkları patlaması yaşanmaktadır.

İslamî ölçülere göre ülkemiz modern bir Sodom ve Gomore haline dönüşmüştür.

Sodom ve Gomoreciler öylesine azmış ve cesaret bulmuştur ki, günahlarını sinemalarda bilet satarak gerçekleştirmektedir.

Yurt dışından bebek bakıcılığı, ihtiyarlara hizmet gibi yalanlarla getirilen binlerce yabancı genç kadın seks kölesi yapılmaktadır.

Uçan kuşu izleyen devlet bunlara bir şey yapmamaktadır.

Güpegündüz Emniyet Amirliği binasının karşı kaldırımında kadın satılmaktadır.

Bursada Emniyet Müdürü feryat etti: Akşam karanlığın basınca Kültür Park açık bir fuhuş yeri oluyor, her çalının dibinde bir çift sevişiyor…

Zina suç olmaktan çıkartılalı zina patlaması oldu. Adam karısını aşığıyla yatakta yakalıyor, emniyete gidip şikayet ediyor. Biz bir şey yapamayız, zina artık suç değil, başınızın çaresine bakınız cevabını alıyor… Türkiye ne hallere düştü…

Böyle şeyler bir kısım İslamcıların umurunda mı?

Turizmin girdiği her yerde ahlak yerlere serilmiştir.

Her turist ahlaksızdır demiyorum ama bir kısım turistlerin ahlaklı oldukları da söylenemez.

Ölçü meselesi… Dinsizlere ve İslam düşmanlarına göre normal… Müslümanlara göre anormal…

16.05.2013

Cumartesi, 18 Mayıs 2013 11:41 tarihinde güncellendi

Sayfa 6 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.