.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

KIZ - ERKEK AYRILSIN.

Kız-Erkek Ayrılmalı

Öğrencilerin maneviyatçı eğitim metodu ile eğitilmesi gerektiğini vurgulayan ÖĞ-DER Genel Başkanı İsmail Hakkı Akkiraz, “Karma eğitim kaldırılmalı ve kız ve erkek öğrencilerin okulları ayrılmalıdır” dedi.

“AİLE, ÇEVRE VE OKUL İFSAT EDİLMİŞTİR”

Müslüman bir toplum olarak, çocukların şuurlu bir Müslüman şeklinde yetişmesini istediklerini belirten Akkiraz, “Bu bağlamda çocuğun yetişmesi için aile, çevre ve okul çok önemlidir. Ancak aile kurumu ifsat edilmiştir. Böylelikle anne ve babalar çocuğun eğitiminde etkisiz hale getirilmiştir. Çevre İslam’dan uzaklaştırılmıştır. Bundan dolayı ıslah edici özelliğini kaybetmiş, ifsat unsuru haline dönüşmüştür. Televizyonlar ve sokaklar adeta maneviyat hırsızları gibi olmuş ve manevi soygunda birbirleriyle yarış halindedirler. Okullar yanlış eğitim müfredatları ve kitapları yüzünden birer ifsat yuvaları haline dönüşmüştür. Talim ve Terbiyemiz, talimsizlik ve terbiyesizlik olarak anılır hale gelmiştir” açıklamalarında bulundu.

“ÖĞRENCİLER İSLAM’DAN HABERSİZ YETİŞİYOR”

Modern ve batıcı anlayışın İslam’a karşı olduğu için insanın İslam fıtratı üzere yetişmesine engel olduğunu dile getiren Akkiraz,  “Ülkemizde yürütülmekte olan eğitim nizamının dayandığı kaynak batıcılık olduğu için dayatılan muhteva ister istemez Yahudilik, Hıristiyanlık ve Ateizm merkezli olmaktadır. Bunun için okul kitaplarımız İslam’ın temel kaynakları yok sayılarak hazırlanmakta, bu okul kitaplarıyla hayata hazırlanan gençlerimiz İslam’dan habersiz bir şekilde eğitimlerini tamamlamak zorunda bırakılmaktadırlar” diye konuştu.

“MATERYALİST EĞİTİMDEN, MANEVİYATÇI EĞİTİME GEÇİLMELİ”

Materyalist eğitimden, Peygamberlerin ve onlarla birlikte hareket eden mümin ve muvahhit terbiyecilerin esas aldığı maneviyatçı eğitim metoduna geçilmesi gerektiğini kaydeden Akkiraz, “Çünkü maneviyatçı eğitime göre Talim ve Terbiye; insanın yaratıldığı fıtratın muhafazası için doğumundan ölümüne kadar, İslam´ın temel esasları doğrultusunda itikatta, ilimde, akılda, din ve ahlakta, ibadet ve amelde, beden ve ruh sağlığında, sosyal hayatta, iktisatta, ekonomide, siyasette, hukukta; hidayet, feraset, dirayet sahibi salih kimseler olarak yetiştirilmesi, dünya ve ahiret saadeti için hazırlanması ilmi ve işi olarak tanımlanmaktadır” şeklinde konuştu.

“BAŞÖRTÜ YASAĞI KALDIRILMALIDIR”

ÖĞDER Başkanı Akkiraz, eğitim-öğretimde atılması gereken adımları şöyle sıraladı:

- Ülkemizde yürütülen batıcı eğitim milli değil, gayr-i millidir. Bu eğitim anlayışından hayır gelmemiştir, gelmeyecektir. Eğitim milletimizin temel görüşü olan Milli Görüş esaslarına göre yeniden inşa edilmelidir.

- Karma eğitim kaldırılmalı ve kız ve erkek öğrencilerin okulları ayrılmalıdır.

- Eğitimin üç amacı vardır. Birincisi: Genç nesillere İslam itikadını doğru bir şekilde öğretmek, İkincisi: Aksiyon ve eylem planında Salih amel esaslarını öğretmek, yüksek ahlak ve karakter kazandırmak, Üçüncüsü: Güzellik, estetik boyutu kazandırmaktır. Eğitim sistemi bu görevi yapacak hale getirilmelidir.

-Okullarımızda mutlaka ibadet yerleri açılmalıdır. Uygulamalı eğitime imkân tanınmalıdır.

- Eğitim sistemimiz ABD ve AB vesayetinden kurtarılmalı, batı kökten reddedilmelidir.

- Mütedeyyin, namazını kılan öğretmen ve öğrencilerin Cuma namazına gitmeleri hala problemdir. Bu konulara köklü bir çözüm bekliyoruz.

Cumartesi, 18 Mayıs 2013 11:38 tarihinde güncellendi

ALKOL BELASI

TÜRKİYE ALKOLDE DİBİ GÖRDÜ
Tüm İlahiyat Fakülteleri ve Yüksek İslam Enstitüleri Mezunları Derneği (TİYEMDER) Genel Başkanı Selahattin Yazıcı Akit’e yaptığı açıklamasında Türkiye’nin alkol konusunda dibe vurduğunu söyledi. Yazıcı buna örnek olarak ise ülkemizde yaşanan trafik kazalarını gösterdi. Yazıcı, son 10 yılda yaşanan trafik kazalarının yüzde 65’inin alkol yüzünden olduğunun altını çizerek şunları söyledi: “Trafik kazalarında son 10 yılda, 45 bin ölü var, 1 milyon 900 bin de yaralanan ve sakatlanan insan var. Trafik kazalarının yüzde 65’i alkolden. Diğer zararlı alışkanlıkların trafik kazalarına oranı tam olarak bilinemese de uyuşturucu, ektazi, eroin türündeki zararlı maddelerin oranı da yüzde 10. Yani trafik kazalarının yüzde 75’i zararlı madde kullanmaktan kaynaklanıyor. 45 bin ölüyü biz savaşta bile vermiyoruz.”

“YASAK, İMAN BOYUTUYLA ELE ALINMALI”
Türkiye’deki sorunların baş kaynağı olarak alkolü gösteren Selahattin Yazıcı, yasaklamalarla alkol tüketiminin önüne geçilemeyeceğini belirtti. Alkolün iman boyutuyla ele alınması gerektiğini ifade eden Yazıcı, “Belli yasaklarla bu işin önünü alınabilmesi bence çok zor. Bu işin iman boyutuyla ele alınması gerekiyor. İnsanların bu dünyaya lüzumsuz gönderilmediğini, dinimizde alkolün niçin yasaklandığını anlatılmalı. Türk toplumu alkol yüzünden çürüme noktasına geldi” dedi. Türkiye’nin en büyük düşmanının alkol olduğunu söyleyen Yazıcı, ülkemizdeki şu an en büyük sorunun alkol olduğunu kaydetti.

“ALKOL TÜRK MİLLETİNİN GENETİĞİNİ BOZDU”
“Alkol Türk toplumunun genetiğini bozdu” diyen Yazıcı, liselerdeki ahlaksızlıklara dikkat çekti. Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullardaki verilerinin hiç iç açıcı olmadığını söyleyen Yazıcı şöyle konuştu: “Milli eğitimin verilerine göre okullarda her 3 öğrenciden biri zararlı bir alışkanlığın müptelası. Öğrenciler içki, sigara içiyor, uyuşturucu kullanıyor. Geleceğimiz zararlı maddelerin kıskacı arasında. Öğrencilerin bu maddelere ulaşabilmesi de çok kolay. Düşünün böyle bir nesil size ne kadar faydalı olabilir. Liselerde alkol yüzünden fuhuş belası baş gösterdi. Kimse alkol yasağını eleştirirken olayın bu boyutuyla ilgilenmiyor.”

“ALKOL RUH SAĞLIĞIMIZI BOZDU”
Türkiye İmam-Hatipliler Vakfı Başkanı Ecevit Öksüz, “Alkol bu milletin ruh sağlığını bozdu” dedi. “Alkol kötülüğe giden yolların anahtarıdır” uyarısında bulunan Öksüz, “Alkolün etkileri göz önüne alındığında bu yasağın karşısında durmak bu millete hainlik anlamına gelir” ifadelerini kullandı. Öksüz konuşmasının devamında şunları söyledi: “Alkol Türk ailenin kökleriyle oynuyor. Bizim bu illetten kurtulmamız gerekiyor. İçki kötülüklerin anasıysa bizim de en büyük düşmanımızdır. İnsanı diğer varlıklardan ayıran akıldır. Alkol alan insanın akli melekeleri ortadan kalkıyor. Alkol alan insandan ülkeye faydasının olmasını beklemek beyhudedir. Alkolle mücadele etmek insani bir sorumluluktur.”

Alkol yüzünden yuvalar dağılıyor
Başbakan Erdoğan’ın içki ile ilgili sözleri bir toplumsal yarayı tekrar gündeme getirdi. Araştırmalar, içki kullanmanın toplumsal huzuru ve aile saadetini bozduğunu ortaya koyuyor.


Alkol kullanımı ile ilgili tartışmalar bir kez daha hız kazanırken, bilimsel araştırmalar alkolden kesin kes uzak durulması gerektiğini ortaya koyuyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın 473 tek ebeveynli aile üzerinde yaptığı araştırma, evliliklerin sorun yaşamasında alkolün etkisi olduğunu, boşanma sonrası ise içki kullanmayan kişilerin bile içkiye başlayabildiğini ortaya koyuyor.

ALKOL SORUNLARI DAHA DA ARTIRIYOR

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın “Tek Ebeveynli Aileler” araştırması, vefat ve boşanma sonrası oluşan tek ebeveynli ailelerdeki sorunlardaki alkol faktörünü de belirledi. Toplam 473 tek ebeveynli aile bireyinden veri elde edilerek gerçekleştirilen araştırma, alkol ile boşanmalar arasında, diğer bazı faktörlerde olduğu gibi bir bağ olduğuna dair ipuçları verdi. Araştırmada, özellikle sorunlu evliliklerde ilave olarak alkol probleminin bulunmasının, boşanmayı tetikleyen unsurlardan birisi olduğu kaydedildi.

Vefatla oluşan tek ebeveynli ailelerin, boşanmayla oluşan tek ebeveynli ailelere göre daha “korunaklı” olabildiği de ifade edilen araştırmada, özellikle boşanma sonrası alkol kullanımının, vefat sonrası alkol kullanımına göre daha az olduğu belirtildi. Araştırmada, özellikle boşanmış erkeklerde alkole eğilimin daha fazla görülebildiği dile getirildi.

Cumartesi, 18 Mayıs 2013 11:34 tarihinde güncellendi

ŞİİLERİN TARİHİ VAZİFESİ

İBRETLİK  BİR YAZI

Mustafa Özcan

İran garnizonları ve lejyonerleri

28 Nisan 2013 Pazar 00:06

Humeyni devrimi İslam alemindeki tarihi kavgaları güncelledi. Zira devrim ihracı adı altında bildiğini okuyor, tarihi malzemesi olan mezhep ihraç etmeye çalışıyordu. Zaten İran devrimine sempati duyanlar zamanla mezhebine de yakınlaşmışlardır.

Bunun tersi vaki değildir. İran İslam dünyasında zayıf noktalarında, merkezi devletin gevşediği yerlerde silahlı gruplar ve kendisine bağlı lejyonerler ve milisler üretmiştir. Silahlı grupların temerküz ettikleri yerler de ceplere veya garnizonlarına dönüşüyor. Bunu ilk kez Lübnan ve Afganistan’da denediler.

İran, Afganistan’da hem Rus işgalcilerle hem de Amerikan işgalcileriyle iyi geçindi. Buna mukabil, ‘hasattan pay kapmak’ ve durumdan vazife çıkarmaktan da geri durmadı. Ruslarla mücadele eden Mücahitlerin karşısına paralel yapılar çıkardı. Sünni Mücahitler 7 örgüte bölünürken karşılarında sekizli bir yapı vücuda geldi.

Bunları ortak bir şemsiye altında topladı. Hazaralar üzerine oyun kurdu ve Bamyan ve Herat bölgelerinde kendisine bağlı garnizonlar veya yapılar vücuda getirmek istedi. Afganistan’da Ruslar sırasını savdığında 2000’li yıllarda Amerikalılar devreye girdi ve İran Taliban’a karşı onlarla işbirliğine girdi ve İran istihbaratı Amerikan istihbaratı ve işgalci güçlerinin en büyük tedarikçilerinden birisi oldu ve Abdullah Fehd Nefisi gibilerine göre Bagram ve benzeri yerlerdeki görüşmelerde İran, Taliban hakkında ABD ile en can alıcı bilgileri paylaştı ve temin etti.

Bundan dolayı Muhammed Ali Ebtahi, Ahmedinejad ve diğer İranlı yetkililer böbürlenme babında ‘biz olmasaydık ABD Irak ve Afganistan’a nal toplardı’ demişlerdir. Thomas Friedman, ABD’nin Afganistan’dan güçlerini çekmesi halinde İran’ın mazide olduğu gibi gelecekte de gizli ‘ tacit ally’ müttefiklerinin olmasının kaçınılmaz olduğunu söylemektedir.

Bu ittifakın gizli kalması her iki tarafın çıkarınadır. Bu vasıta ile Sünnilerin gözlerini boyamayı beceriyorlar. İran bunun üzerinden meşruiyet üretmekte ve Sünnileri iğfal etmektedir. ABD de ittifakı gizli tutarak Sünnilerin kendisine yönelik öfke ve tepkilerini kontrol etmektedir. Hatta hamisi görünebilmektedir. Muhakkak başka gerekçeleri de vardır.

İran verimli ortamlarda kendisine bağlı Şii garnizonları üretiyor ve bu garnizonlarda tabiatı haliyle lejyonerler barındırıyor. Bu yolla İslam dünyasını yumuşatmaya ve kartlarını ve nüfuzunu pekiştirmeye çalışmaktadır. Bu garnizonlar İslam dünyasının her yanına yayılmıştır.


Irak’ta Bedir tugaylarının ardından, milis yapı, devletleşmiştir. Sünniler Baas ve Kaide töhmeti altında dışlanırken Irak ordusu bir mezhep ordusu haline getirilmiştir. Bugün Irak bütün kurumlarıyla İran adına vekaleten yönetilmektedir. Veliyyi fakih projesine bağlı Şii garnizonları devlet halini almıştır. Bugün Irak’tan sonra Suriye’de ve Suriye’den sonra yeniden Irak’ta oluk oluk Sünni kanı akmaktadır.

Sünniler çoğunluk olduklarından ve potansiyel olarak birlik nüvesini taşımalarından dolayı herkesin hedefindedirler. İran ise mezhep devleti ve organize olmanın bütün avantajını kullanmaktadır. 1981 ve 1982 yıllarından itibaren Lübnan’da İran gündemine bağlı Hizbullah teşekkül ederek suret-i haktan İsrail aleyhtarı gösterilmiş lakin bu mezhep milisleri hakiki yüzlerini 2007’de Beyrut’u işgal ederek göstermişlerdir.

Şimdi de Suriye’de alenen ve açıktan Baas rejiminin payandası olarak çarpışmaktadırlar. Hizbullah yaptığı açıklamada Suriye’deki varlıklarını Hıristiyanları ve azınlıkları korumaya bağlamıştır. Bu yafta altında çoğunluk mensuplarını öldürmek ve Suriyelileri katletmek mübah olmaktadır. Sitti Zeyneb gibi kutsal eşikleri korumak adına bahane üretiyorlar. Lakin Mustakbel kitlesinden Nihad Maşnuk’un belirttiği gibi, Suriye’de çarpışan birliklerin Sitti Zeynep için değil Sitti Esma ( Esma Esat) için çarpışmaktadırlar.


Doğrusu budur. Hizbullah kutsal bir ordu değil laik rejimin payandasıdır. Öldürmek için meşruiyet üretiyorlar. Halbuki Suriye’deki Şiileri korumak istiyorlarsa 2006 yılında Suriye halkının yaptığını yapıp muvakkaten Şiileri Lübnan’da ağırlayabilirlerdi. Tufan dindikten sonra da bu zevat diğer Suriyeliler gibi köylerine dönerdi. Diğer göçerler Suriyeli değil mi? İran onları bugünler için beslemiştir.

İsrail sadece bir kandırmacadır. Nitekim, İsrail’in ortaya çıkardığı son insansız uçak konusunda Hizbullah önceki gibi bunun kendilerine ait olduğunu itiraf etmemiştir. Müslüman halkı kırarken İsrail’i öfkelendirmekten kaçınmıştır. Suriye rejiminin önemli simalarından İmran Zubi de Moskova’da kimyasal silahlarının hedefinin İsrail olmadığını söylemiştir. İran’ın siyasi projesinin hedefi Sünni dünyadır.

Maliki, Huveyce’de katliam yaptığı gibi Hizbullah Kasir’de Şam rejiminin hizmetindedir. İran, Suriye’de seferberlik haline geçmiştir. İran’ın lejyonerlerinden birisi de Husiler olup garnizonları da Sade’dedir. Şii lejyonerler Irak ve Suriye’de camileri kundaklarken ve bombalarken Yemen’de Husiler Yemenli avukat Abdurrahman Berman gibilerinin tanıklıklarına göre Sade’de camileri ahır yapmışlardır. Bu Moğollardan Napolyon’a ve Sırplara kadar dış düşmanların bir karakteridir. Suriye’den Yemen’e; iç düşmanların da aynı karakteri paylaştıkları görülmektedir.
Şia mezhep olmaktan ziyade anti mezheptir. Yani Sünni karşıtlığıdır. Bu kritik zamanlarda ortaya çıkmaktadır. İran’ın İslam dünyasıyla ortaklık diye bir derdi ve hedefi yoktur. Kışkırtma ve mazideki gömülü kavgaları güncellemekten başka verebileceği bir şey de yoktur. Gazi Tevbe’den Abdulkerim Suruş’a kadar; Şii-Sünni herkesin İran rejimiyle ilgili ortak tespiti budur. İran bu yapısını değiştirmiş olsaydı Şiiler için de hayırlı olur ve ne Irak’ta ne de başka bölgelerde mezhep kavgaları tekrarlanmazdı. Gümülü baltalar gün yüzüne çıkmazdı.


İslam dünyasının iç ve dış kuşatmayı yarmak için bir çıkış planına ihtiyacı var. Bunun ilk yolu dost düşman tanımı konusunda güncelleme ihtiyacıdır. Kendini tanıyan dostunu da düşmanını da tanır. Bunun yolu da sahih İslam’ı öğrenmek ve öğretmekten geçmektedir. Bıçak kemiğe dayanmıştır ve safraları temizleme vakti gelmiştir. Humeyni devrimine karşı sevgi ve sempati kör bir nokta oluşturmuş ve kitleleri teshir etmiş ve vakıadan koparmıştır.


Bazıları her şey aleni hale gelmesine rağmen hâlâ bu bataklıkta debeleniyor. İsrail’den sonra İslam dünyasının yaşadığı ikinci ve en büyük felaket İran’da Şii temelli bir siyasi rejimin doğması ve düşmanlık üzerine yayılmacı siyaset gütmesidir. Sabiteleri koruma ve saldırıları püskürtme vaktidir. Bu süreçte yeni Selahaddin’ler ve yeni Yavuz’lar yarımız olsun.

NOT:

Bu asırlık tespitlerin artık ayyuka çıkmasıdır, ama hala daha bazıları zıkkımlandıkları kaynakların borazanlığını yapmaktadırlar… Halbuki bu kişiler, cihad cihad derken, tağutlara karşıyız derken şimdi tağutların uşağı olmuşlardır….

Şiilerin vehhabilerle olan gizli ilişkilerini de deşmek lazım….. zahirde takışmış gibi görünüyorlar ama işin aslında ortaklaşarak ehli sünnetin kuyusunu kazmaktadırlar…. En bariz örneği suudun halidir, binlerce iranlı en rahat bir şekilde umre ve hac için Hicaza gelirler ve en yakın otellerde kalırlar….. Adam olan, onları o mübarek beldelere sokmaz…..

Bu ümmet sahipsiz değildir, ancak niyetlerin sahih olması, gerçekten Allah ve Resulünün yoluna teslim olup ümmet birliğini muhafaza için ittifak edilmesi zamanı gelince ilahi yardımın geleceğini de bilmek lazım…..

 

 

BELANIN ON BEŞ MADDESİ

'Ümmetim On Beş Şeyi Yapmaya Başlayınca...'

Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün):
26 Nisan 2013 Cuma 16:00

"Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vacib olur!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler): "Ey Allah'ın Resulü! Bunlar nelerdir?" diye sordular. Aleyhissalâtu vesselâm saydı:

1. Ganimet (yani millî servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir meta haline gelirse.

2. Emanet (edilen şeyleri emanet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman.

3. Zekat (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telakki ettikleri zaman.

4. 5. Kişi hanımının (helal olmayan, heves ve kapris dolu) isteklerini yerine getirip, annesine karşı geldiğinde.

6. 7. Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı;

8. Mescidlerde (rızayı İlahî gözetmeyen husumet, alışveriş, eğlence ve siyasata vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman.

9 .Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu;

10. (Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet ettiği;

11. İçki içildiğinde.

12. İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği;

13. Şarkıcı ve şarkı aletleri yaygınlaştığında.

14. Bu ümmetin sonra gelenleri önce gelenlere lanet ettiğinde.

15. Dinsiz eğitim yapıldığında.

İşte o zaman bir kızıl rüzgar veya bir hasf (çöküntü) veya mesh'i (suret değiştirmeyi) bekleyiniz (Tirmizi, Fiten, 38)

Sayfa 7 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.