.

.

E-posta Yazdır PDF

ASHABIN ÜÇ KISMI

kervn.jpgEhli Sünnet vel Cemaata göre Resululah sallallahu aleyhi ve sellem’ in ashabı, bazısının bazısı ile çekişmesi vaktinde üç fırka idi.

Bir fırka Ali’nin hak olduğunu delil ve içtihad ile bildiler.

Diğer bir cemaat, delil ve içtihad ile diğerlerini haklı buldular.

Üçüncü taife, duraklama halinde olup delille her hangi bir tarafı tercih edemediler.

İlk taifeye, içtihadları gereğince Ali’ye yardım etmek lazım geldi. İkinci taifeye de içtihadlarının neticesi olarak muhaliflere yardım gerekli oldu. Üçüncü taifeye ise duraklama gerekti. Onlara göre birini diğerine tercih etmek hatadır.

Bu üç fırkadan herbiri kendi içtihadları gereğince amel ettiler. Zimmetlerinde vacib olanı eda ettiler. Bunları levmetmeye nerden imkan olsun! Onlara dil uzatmak nasıl münasib olsun! 

İmam Şafii ve Ömer ibni Abdu-l Aziz’den rivayet edilmiştir ki;

‘Bu bir kan idi, Allah ellerimizi bundan temizledi, biz de dillerimizi temiz tutalım.’

Bu sözden anlaşılır ki, birinin haklılığı ve diğerinin hatalı olmasıyla dudakları kımıldatmak uygun değildir. Hepsini hayırdan başka şeyle zikretmemek gereklidir. Aynı şekilde hadisi Nebevi de şöyle geldi; sallalla-hu aleyhi ve sellem buyurdu,

“Ashabım zikredilince, geri durun.” Yani, ashabım ve sürtüşme leri  zikredilince, bundan sakının, birini diğeri üzerine tercih etmeyin.         

Fakat Ehli Sünnet vel Cemaatın ekserisi, kendilerine açık olan delil-le, Ali kerremellahu veçhehunun haklı olduğu, muhaliflerinin hatalı olduğu görüşüne gitmişlerdir. Fakat bu hata, içtihadi hata olunca,  levm ve dil uzatmaktan uzaktır, hakaretten münezzehtir, çirkinlikten beridir.

Ali radıyellahu anhudan nakledildi ki şöyle demiştir,

‘Kardeşlerimiz bize karşı ileri gittiler, onlar kafir ve fasık değil-dirler. Zira onlar için küfür ve fasıklıktan men eden te’villeri vardır.’

Ehli Sünnet vel Cemaat ve rafiziler, her ikisi de Ali ile harb edenleri hatalı görürler. Her iki fırka da Ali’nin hak üzere olduğunu söylerler. Lakin Ehli Sünnet vel Cemaat, muhalifler hakkında te’vilden kaynaklanan hatalı olmaları sözü üzerine bir şeyi ziyade etmeye cevaz vermezler. Dillerini onlara taan etmek ve çirkin konuşmaktan korurlar. Sallallahu aleyhi ve sellem’in sohbet hakkına riayet ederler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu;

“Allah! Allah! Ashabım hakkında sakının, benden sonra onları hedef tutmayın.”

Sözünde Allah lafzını iki kere tekrarlaması, sözünü kuvvetlendirmesi içindir. Yine buyurdu;

“Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz.”

 Ashaba tazim ve hürmet babında daha başka çok hadisi şerifler gelmiştir. Hepsine tazim etmek ve onları kıymetli tutmak gerekir. Zellele-rini/sarsıntılarını da güzel bir şekilde yorumlamak gerekir. İşte bu mes’ele-de Ehli Sünnet vel Cemaatın görüşü budur.

Rafıziler/şia bu babta çok ileri gittiler, öyleki Ali ile harb edenleri tek-fir ederler. Dillerini çeşitli taan ve çirkin şeylerle bulaştırırlar. Eğer maksad Ali’nin tarafının hak olduğunu açıklamak ve muhaliflerinin hatalı olduğunu beyan ise, Ehli Sünnet vel Cemaatın seçtiği usul yeterlidir ve itidal yolu üzeredir. Din büyüklerine dil uzatmak, dinden ve diyanetten uzaktır. Bunu rafiziler seçmiştir.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabına dil uzatmayı din-leri ve imanları yaptılar. Ne kötü din. Zira en büyük kısmı Nebi’nin vekille-rine sövmek, O’nun –sallahu aleyhi ve sellem- halifelerine kötü konuş-maktır.

Bid’at ehlinden her bir taife bir bid’atı tercih etti ve bununla Ehli Sünnet vel Cemaatten ayrıldı. Lakin harici fırkası ve rafiziler/şia, şu taifeler arasında hak ve doğrudan cidden en uzak olanlarıdır.

Din büyüklerine sövmek ve lanet etmek, imanlarının en büyük cüzü olunca, onlar için haktan nasıl nasib olsun. Rafiziler on iki fırkaya ayrıl-dılar. Hepsi de Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabını tekfir ederler. Hulefa-i Raşidine sövmeyi ibadet olarak itikad ederler.

Bu cemaat, kendilerine rafizi denmesinden sakınırlar. Rafizileri ken-dilerinden başkaları zannederler. Zira hadisi şeriflerde rafiziler hakkında şiddetli azab tehdidi geldiği için. Keşke rafiziliğin manasından da böylece sakınsaydılar. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından uzak olma-saydılar.

Hind beldelerinin Hinduları yani mecusileri de kendileri için Hindu derler, küfürden sakınarak kendilerini kafir kabul etmezler. Zannederler ki kafirler, küfür memleketlerinde oturanlardır. Bu anlayışlarında hatalıdırlar. Bilakis her iki sınıf ta kafirdirler ve gerçekten küfürle tahakkuk etmişlerdir. Zannederlerki Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in Ehli Beyti de kendileri gibidir. Onları da Ebu Bekir ve Ömer’e düşman olarak hayal ederler.

Şu taife/rafiziler, Ehli Beytin büyüklerini takıyye hükmünce münafık-lar ve hilebazlar olarak zannederler. Ali kerremellahu veçhehu’nun da, Hulefa-i Raşidin ile otuz sene boyunca takıyye hükmü üzere, nifak arka-daşlığı ettiğini zannederler. Haksız yere onlara tazim etmiş ve hürmet gös termiştir derler. Bu işin neresi güzel, neresi iyi.

Şayet Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Ehli Beytine sevgi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e olan sevgi vasıtasıyla ise, o takdir de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in düşmanlarına da düşman olmaları gerekir, Ehli Beytin düşmanlarından  daha fazlaca onla-ra lanet etmeleri ve sövmeleri gerekir. Halbuki bu taifeden hiç birinden Ebu Cehil’e sövmek ve taan etmek işitilmemiştir. Halbuki o, Resulullah sallallahu aley-hi ve sellem’in en şiddetli düşmanıydı. Sallallahu aleyhi ve sellem’e çeşitli eziyetlerle sıkıntı ve cefa verdi. Bunlardan hiç biri, onu kötü şekilde zikretmekle dilini hareketlendirmedi.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e en sevimli olan erkek Ebu Bekir Sıddıktır. Rafiziler fasit zanlarıyla O’nu, Ehli Beyte düşman zanne-derler. Sövmekle ve kötü konuşmakla ona dil uzatırlar. Ona layık olmayan şeyleri nisbet ederler. Bu hangi dindir, bu hangi diyanettir.!

Allahu subhanehu, Ebu Bekir, Ömer ve diğer ashabı kiramı, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Ehli Beytine düşmanlar olarak takdir etmemiştir; Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in âline buuz edici ve zıt olucu yapmamıştır. Ne olaydı şu insaf elbisesinden soyul-muşlar Ehli Beytin düşmanlarına sövmeyi, ashabı kiramın büyüklerinin isimlerini belirtmeksizin yapsaydılar, din büyüklerine kötü zannı açıkla-maksızın yapsaydılar. Bu durumda bu babta ehli sünnete muhalefetleri de kalkardı. Zira ehli sünnet te aynen Ehli Beytin düşmanlarına düşmanlık ederler, onlara taan ve kötü söz söylerler.

Ehli sünnetin güzelliğinden biri, muayyen bir şahıs hakkında, bütün küfür çeşitleriyle iptila olmuş olduğu halde kesin olarak cehennemliktir demezler. Ona lanet etmeye de cevaz vermezler, zira işinin sonunda islamı ve tevbesi ihtimallidir. Ancak mutlak olarak bütün kafirlere laneti cevaz verirler, muayyen kişiye değil, ancak kati delille imansız gittiği bilinenler hariçtir.

Rafiziler, Ebu Bekir ve Ömer’e (Allah her ikisinden razı olsun) çekin-meden lanet ederler, ashabın büyüklerine söverler, sakınmadan onlara dil uzatırlar. Allah, onları dosdoğru yola ulaştırsın.

Bu bahiste Ehli Sünnet vel Cemaat ile muhalifler arasında büyük ihtilaf vardır.

İlk makam, Ehli Sünnet vel Cemaat dört halifenin halifeliklerinin hak olduğuna hükmeder. Şu dört Zat’tan her biri için hak halifedir derler. Zira sahih hadiste gaybtan haber verme üzere şöyle geldi;

“Benden sonra hılafet otuz senedir.”

Bu müddet, Ali’nin hılafeti ile tamam oldu. Bu hadisin gereğince, dört zattan herbiri halife olur. Hılafetin sırası, hak üzere olur.

 

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.