.

.

Diğer Meseleler

E-posta Yazdır PDF

MÜRTED -DİNDEN DÖNENLER- BAHSİ

MÜRTED BABI

Her kim dinden dönerse –bundan Allahu Teala'ya sığınırız- üzerine islam teklif edilir, eğer varsa şüphesi izah edilir. Eğer mühlet isterse üç gün haps edilir. Eğer tövbe ederse ne güzeldir. Değilse öldürülür.

Mürdetin tövbesi islamdan başka bütün dinlerden beri olma-sıyladır veya intikal ettiği (dinden) beri olmasıyladır.

İslam ona sunulmadan evvel öldürülmesi mendubu terk sayı-lır, bunda ödeme yoktur.

Mürtedin malından  mülkiyeti, durdurulmuş olarak yok olur. Eğer müslüman olursa mülkiyeti geri döner. Eğer ölse veya öldü-rülse veya darul-harbe kaçıp bununla hükm edilirse, müdebber olan kölesi ve ümmü veled köleleri hür olur, borçlarının müddeti biter.

İslamda kazandığı mal müslüman varisleri içindir. Mürted iken kazandığı mal ganimettir. İslamdaki borçları islamdaki kazandığın-dan ödenir. Riddet halindeki borçları o haldeki kazancından ödenir.

Satışı, alışı, kiralaması, hibesi, rehni, azat etmesi, müdebber yapması, mükateb yapması ve vasiyyeti durdurulur. Eğer müslü-man olursa bunlar sahihtir. Eğer ölse veya öldürülse veya darul-harbe kaçtığına hükmedilse şu tasarrufları batıldır.

İmameyn derler ki, mürtedin malından mülkiyeti zail olmaz. Mutlak olarak borçları her iki haldeki kazancından ödenir, her iki haldeki kazancı da, müslüman varisleri içindir. İmamı Muhammed darul harbe kaçış anında varis olmasına itibar etti. Ebu Yusuf kaçtığına hüküm verildiği ana itibar etti.

Mürtedin tasarrufları sahihtir. Mufavaza[1] ortaklığından gayrısı durdurulmaz, fakat Ebu Yusuf’a göre (bunun tasarrufları) sahih kişinin tasarrufları gibidir. İmamı Muhammede göre hasta kişinin tasarrufları gibidir.

İmamların ittifakıyla mürtedin (cariyesini) ümmü-veled yapma-sı, (hanımını) boşaması sahihtir. Nikahı, kesimi batıl olur. Mufavaza ortaklığı durdurulur. İddette olduğu halde iken hanımı, ölen veya öldürülen mürtede varis olur.

Darul-harbe kaçtığı ile hüküm verildikten sonra müslüman olarak geri dönse, varislerinin elinde mevcut olarak bulduğu şeyi alır. Müdebberinin ve ümmü-veledinin hürriyeti bozulmaz. Hakkın-da hüküm verilmeden evvel dönüp gelirse sanki  dinden dönmemiş gibidir.

Dinden dönen kadın öldürülmez, belki tövbe edene kadar hapsedilir. Her gün dövülür. Cariye (dinden dönse) efendisi onu islama- zorlar.

Dinden dönen kadının malındaki bütün tasarrufları geçerlidir. Öldüğü vakitte bütün kazancı müslüman varisi içindir. Eğer hasta iken dinden dönse ve ölse kocası ona varis olur. Ancak sıhhatte iken dinden dönerse müstesnadır. Onu öldüren kişi sadece tazir edilir. Diğer hükümleri erkek gibidir.

Mürtedin cariyesi çocuk doğursa, mürted olan onu iddia etse ondan nesebi sabit olur ve cariye onun ümmü veledi olur, çocuk hür olur. Eğer cariye müslüman ise mutlak olarak (çocuğu) baba-sına varis olur. Hırıstiyan ise de yine aynı şekildedir, ancak  hırıs-tiyan cariye efendisinin dinden dönüşünden altı aydan ekserisinde çocuğu doğurmuşsa müstesnadır.

Şayet malı ile darul harbe kaçsa ve onun üzerine müslüman-lar tarafından galip gelinse o mal ganimettir. Eğer daru-l harbe kaçsa, sonra dönüp malını götürse ve üzerine galip gelinse, ganimet taksiminden evvel o mal varisi içindir.

Eğer darul-harbe gitse, kölesinin oğluna ait olduğuna hükm edilse ve oğlu köleyi mükateb yapsa, sonra mürted olan müslüman olduğu halde gelse  kitabet bedeli, velayet hakkı onun içindir.

Her kimi, mürted olan kişi hataen öldürse, (ve o mürted) riddet halindeyken öldürülse veya daru-l harbe kaçsa, öldürülenin diyeti (mürtedin) islamdaki kazancındandır. İmameyn derki mutlak kazan-cındandır.

Her kimin eli kasten kesilse ve bu kişi dinden dönse –bundan Allahu Teala'ya sığınırız- ve bu (yaradan dolayı) ölse, diyetinin yarısı elini kesenin malından varisleri için verilir. Eğer darul harbe kaçmaksızın müslüman olsa ve ölse diyetinin tamamı verilir. İmamı Muhammede göre yarısı verilir.

Dinden dönen mükateb darul harbe kaçsa, malı ile yakalansa ve öldürülse kitabet bedeli efendisi için, geri kalanları varisleri içindir.

Karı-koca birlikte dinden dönseler ve daru-l harbe kaçsalar, kadın çocuk doğursa, sonra çocuğunun çocuğu olsa, bunlar üze-rine galip gelinse, iki çocuk ganimettir. Çocukları islama zorlanır, çocuğunun çocuğu (torunu) değil.

Akıllı çocuğun müslüman olması sahihtir. Dinden dönmesi de aynı şekildedir. Ebu Yusuf buna muhalefet etti. Bu çocuk islama dönmekle zorlanır, eğer yüz çevirirse öldürülmez.

 


[1] Şirket bahsine bak.

Cumartesi, 18 Mayıs 2013 12:03 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

KIYAFETLERDEKİ SÜNNETLER

KIYAFETTE SÜNNET NELERDİR?

Kıyafet meselesi müslümanlar arasında çok ihtilaflı ve karışık bir durumdadır.

Türkiye’de ve dünya çapında bütün müslümanlar bu işte on derece muzdarib ve çaresiz bir haldedir.

Konuya girerken, bu hususta temel dayanak alaca-ğımız birkaç hadisi şerif zikredelim:

“Her kim bir kavme benzerse, o da onlardan-dır.”

“Sizden öncekilerin yoluna karış karış arşın arşın uyacaksınız, hatta onlar kertenkele yuva-sına girseler, siz de oraya girmeye çalışacak-sınız…” (Buhari)

Kıyafet denilince, islam fıkhında insanın yaratılış şekli anlaşılır. Yani kafa, çene, el ayak kemiklerinin görüntüsü. Araplarda buna dayalı olarak kimlik okuma, neseb bilme gibi maharetli olanlar vardı. Bu iş tecrübeyle alakalı olup, bununla dini bir hüküm isbat edilemez.

Bu gün kıyafet denilince anlaşılan, üzerimize giydi-ğimiz elbiseler ve şekilleridir.

Şimdi sünnet olarak giyilen elbiseleri tanıtalım.

 

CÜBBE:

Cübbe, erkelerin gömlek üzerine, en üste giyilen geniş bir elbisedir. İlk dönemlerde kol bölümleri yarık olurdu. Kollar ordan dışarı çıkartılırdı. Daha sonraları bölgelere göre değişik şekiller alan cübbe, kollu olarak giyildi. Ancak, alimler için kollarının (yen kısmı nın) geniş olması müstehabtır.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme, asbahtan Zül-Yedeyn r.a. isimli bir Zat, sırmalı nakışlı bir cüb-be hediye etti. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de kendi cübbesini ona hediye etti.

Sonra namaz kılarken cübbenin sırmaları nakış-ları gözüne ilişince, namazdan sonra hemen onu çıkartıp o zata geri gönderdi ve eski cübbesini taleb etti: “Namazda beni az kalsın meşgul edecekti” buyurdu.

Bununla, elbiselerin süslü olmamasına, sade ve temiz olmasına dikkat etmemiz lazım geldiği anla-şılmıştır.

Cübbe giymenin sünnet olduğunu bildikten sonra; acaba hangi faidesi vardır? Dersek; deriz ki: Cübbe-nin maddi –dünyevi- ve manevi –uhrevi- pek çok faidesi vardır.

Geniş olmakla bedenimizi örter, vucut hatlarını gizler, eğilip kalkarken avret yerlerinin açılmasını önler. Soğuk sıcak karşısında tedbir olur. Erkekleri kadından ayırır.

Ubade bin Samit r.a şöyle dedi:

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, üzerin-de yünden olan bir cübbeyle yanımıza çıkıp geldi…”

Esma binti Ebi Bekir r.anha’dan şöyle rivayet edildi:

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in tayle-sandan (kalın dokunmuş) cübbesi vardı, ibrişimle dokunmuştu, onunla düşmana karşı savaşırdı…”

Tebuk savaşından dönerken, Resulullah sallalla-hu aleyhi ve sellem abdest almak için bineğinden indi.

Abdest alırken kollarını yıkamak istedi de dar olduğu için cübbenin alt kısmında kollarını çıkarta-rak yıkadı. Bu rivayet Muğire ibni Şu’be r.a. tarikıyla, Buhari ve Müslimde zikredilmiştir. Başka bir riva-yette:

“Üzerinde Şam işi bir cübbe vardı, kol uçları (yenleri) dardı” şeklinde geldi.

Bu rivayetlerden anlaşılan, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazarda (ikamet) ve seferde cübbe giyinmiştir.

KAMİS – GÖMLEK:

Ümmü Seleme r.a.nha’dan rivayetle, şöyle de-miştir:

Resulullah’a s.a.v en sevimli gelen elbise, kamis-gömlek- idi.

Esma binti Yezid el Ensari r.anha’dan rivayetle:

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kamisi nin kol ucu, dirseğine kadar geniş idi.

Ancak gömleğin aşağıya doğru uzunluğu ayakları (yan çıkıntıları) geçmeyecektir, zira Resulullah sallal-lahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allahu teala kıyamet günü, kibir için izarının ucunu yerlere sürükleyene (rahmetle) bakmaz.”

ŞALVAR:

Şalvar, gömlek altına giyilen, iki bacaklı geniş elbisedir.

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Arafat’ ta hutbe okuyup şöyle buyurdu:

“Her kim izar (gömlek) bulamazsa şalvar giyin-sin, her kim nalin bulamazsa mest giyinsin.” (Buhari 2/654)

İhramlının giyinemeyeceği şeyleri zikreden Resulul lah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“İhramlı olan kamis giyemez, sarık takamaz, şalvar giyemez, kokulu (ihram) olmaz, mest giyemez…” (Buhari)

Bu hadisi şeriflerden anlaşılan şalvarın giyilmesi-nin de sünnet olduğudur. ihramlı için dikişli elbise yasak olduğundan şalvarın giyilmesi ihramdan sonra ya kalır. Dar pantolonlar, islami kıyafet yerine geç-mez. İyi düşünelim, namazda eğilince arkadan belin açılması, vucut hatlarının belli olması, ancak şalvar ve cübbeyle kapatılabilir.

 

SARIK – İMAME:

Sarık hakkında pek çok hadisi şerifler vardır. Bazılarını zikredeceğiz, ancak bu zaman vehhabi bid’at ehli reformculara göre, giyim kuşam meselesi, teferruat ve adet kabilinden olup, onlar asla bu hususlardaki rivayetleri kabul etmezler. Hadisi şerifle ri kabul etmeyenleri kim kabul edecek?

“Sarıkla kılınan iki rekat, sarıksız kılınan yetmiş rekattan daha hayırlıdır.”

“Nafile veya farz namaz sarıkla kılınınca, sarıksız kılınan yirmibeş namaza denk olur. Cuma sarıkla kılınırsa, sarıksız kılınan yetmiş cumaya denk olur.” (İbni Asakir – ibni Ömer’den)

“Sarıkla kılmaya devam edin; zira bu, melek-lerin simasıdır. Onun ucunu sırtınızından sarkıtı-nız.” (ibni Ömer)

“Allahu teala bana Bedir ve Huneyn günü, şu sarıklı meleklerle yardım etti. Muhakkak sarık, küfürle iman arasında perdedir.” (Ali’den)

“Bizimle müşrikler arasındaki fark, takke üzerine sarık sarmamızdır.”

Feyzu-l Kadir’de şu açıklama vardır:

“Nafile veya farz namaz sarıkla kılınınca, sarıksız kılınan yirmibeş namaza denk olur. Cuma sarıkla kılınırsa, sarıksız kılınan yetmiş cumaya denk olur.”

Zahir olan bundan murad, örfte bildiğimiz sarıktır. Şayet takke ile namaz kılsa, sarıkla namaz kılmış olmaz. İbni Asakir, Tarih kitabında, İmamı Malik’ten şu rivayeti zikretti:

Sarığı terk etmek uygun değildir. Muhakkak ben, yüzümde henüz tüy bitmediği halde iken sarıklı idim. (Feyzu-l Kadir: 4/297)

Cumartesi, 18 Mayıs 2013 11:56 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Teşrik tekbirleri

 

Kurban Bayramının birinci gününe "Yevm-i Nahir", diğer üç gününe de "Eyyam-ı Teşrik" denir. Bu bayramdan önceki gün ise, "Yevm-i Arefe"dir ki, Zilhiccenin dokuzuncu günüdür. Ramazan Bayramında Arefe yoktur. Arefe gününün sabah namazından itibaren Bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar yirmi üç vakit farz namazın arkasından bir defa şöyle tekbir alınır ki, bunlara Teşrik Tekbirleri denir:
"Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilahe illallahu vallahu ekber. Allahü ekber ve lillâhilhamd."
Bunun tercümesi şöyledir:

"Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. Allahtan başka ilah Yoktur. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Hamd O'na mahsustur."

Tekbirlerin bu miktar okunması iki imamın görüşüdür, işlem de böyle yapılmaktadır.

Teşrik Tekbirleri, fıkıh âlimlerinin çoğuna göre vacibdir. Sünnet diyenler de vardır, iki İmama göre farz namazları kılmakla yükümlü olan herkes için bu tekbirler vacibdir. Bu hususta tek başına namaz kılan, imama uyan, misafir (yolcu) ile mukim, köylü ile şehirli, erkek ile kadın eşittir.

Teşrik tekbirleri, namaz münferiden kılındığında dalgınlıkla unutula­bilir; bunu önlemek için cemaate katılmaya ve böylece hep birlikte tekbirleri getirerek, bunun sevabını elde etmeye gayret edilmelidir.

Bir kimse, teşrik tekbirlerinin alındığı gündeki kazaya kalan namazı­nı, bu günler içinde kaza ederse tekbirleri alır, bu günler çıktıktan son­ra kaza etse, teşrik tekbirini almaz.

Salı, 16 Kasım 2010 02:03 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Hadisi şeriflerde Kurban

 

 

Ebû Saîd radiyallahu anh'dan: (Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:)

"Ey Fâtıma! Kurbanın için kalk ve yanın­da bulun. Zira kanının her damlasına karşılık senin geçmiş günahların bağışlanacaktır." Dedi ki:

"Bu, sadece biz Ehl-i beyte mi mahsustur, yoksa bütün Müslümanlar da buna dahil mi­dir?"

"Bilakis bize de tüm Müslümanlara da şa­mildir." buyurdu. [Bezzâr]

Çarşamba, 17 Kasım 2010 02:13 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

KURBAN BAHSİ

Kurban Yüce Allah'ın rahmetine yaklaşmak için ibadet niyeti ile kesilen özel hayvandır. Kurban bayramı günlerinde (ilk üç günde) böyle Allah rızası için kesilen kurbana (Udhiyye), bunu kesmeğe de "tazhiye" denilir.

Kurban kesmenin hükmü: Kurban Bayramında ibadet niyeti ile kurban kesmek, hür, mukîm (yolcu olmayan), müslim ve zengin kimseye vacibdir. Zenginden maksad, temel ihtiyaçlarından başka, artıcı olsun olmasın, en az iki yüz dirhem gümüş değerinde bir mala sahib olan, fitre vermekle yükümlü olan kimselerdir. (200 dirhem gümüş, 561 grama tekabül etmektedir.)

Kurban kesme günlerinde (kurban bayramının ilk üç gününde) kurban kesmeğe gücü varken kurban kesmeyip de sonra fakir düşse, buradaki vaciplik üzerinden düşmüş olmaz.

Büluğa ermek şart mıdır? Kurban kesme yükümlülüğü için, İmam Azam ile İmam Ebû Yusuf'a göre, akıl ve buluğ şart değildir. Bundan dolayı zengin olan bir çocuğun veya bir delinin malından bunların velisi kurban keser. Bu çocuk veya bu mecnun o kurbanın etinden yer. Geri kalan kısmı da, elbise gibi aynından faydalanacakları bir şeyle değiştirilir.
Fakat İmam Muhammed'e göre, kurban yükümlülüğü için akıl ve büluğ şarttır. Bundan dolayı çocukların ve mecnun olanların mallarından kurban kesilmesi gerekmez. Fetva da buna göredir. Velileri onlar adına mallarından kesecek olsalar, kurban bedelini onlara ödemeleri gerekir. Ancak bir kimsenin kendi malından çocuğu için kurban kesmesi mendubdur.
(İmam Malik ile İmam Şafiî'ye göre, kurban vacib değil, müekked bir sünnettir.)

Vacib olan kurban görevi, Hak yolunda fedakarlığın bir nişanıdır. Yüce Allah'ın verdiği nimetlere karşı yapılan bir şükürdür. Bunun sonucu da sevaba ulaşmak ve birtakım belalardan korunmaktır.

Kurbanlıklarda aranan şartlar:

Kurbanlar yalnız koyun, keçi, deve ve sığır cinsi hayvanlardan kesilebilir. Mandalar da sığır cinsindendir. Bunların erkekleri ile dişileri eşittir. Ancak koyun cinsinin erkeğini kurban etmek daha faziletlidir. Keçinin erkeği ile dişisi kıymetçe eşit olsalar, dişisini kesmek daha faziletli olur. Aynı şekilde devenin veya sığırın erkeği ile dişisi et ve kıymet bakımından eşit olsalar, dişisinin kurban edilmesi daha faziletlidir.

Koyun ile keçi ya birer yaşını doldurmalı veya koyunlar yedi sekiz aylık olduğu halde birer yaşında imiş gibi gösterişli bulunmalıdır. Deve, en az beş yaşını, sığır da en az iki yaşını bitirmiş bulunmalıdır.

Tavuk, horoz ve kaz gibi evcil hayvanlar kurban olamaz. Bunları kurban niyeti ile kesmek tahrimen mekruhtur. Çünkü bunda Mecüsîlere benzeyiş vardır. Etleri yenilen vahşî hayvanlar da kurban edilmez.

Koyun ve keçiden her biri yalnız bir kişi adına kurban edilir. Bir deve veya bir sığır, bir kişiden yedi kişiye kadar kimseler için kurban edilebilir. Ancak bu ortakların hepsi müslüman olup her biri kendi hissesine malik olmalı ve Allah rızası için bir ibadet niyeti taşımalıdır. Ortaklar kesilen kurbandan hisselerini tartı ile ayırırlar, göz kararı ile ayıramazlar.

Kurban olmaya engel olan ve olmayan kusurlar:

Kurbanlık hayvanın şaşı, topal, uyuz ve deli olmasında, doğuştan boynuzlu veya boynuzsuz veya boynuzunun azı kırık bulunmasında, kulaklarının delinmiş veya enine yarılmış olmasında, kulaklarının uçlarından kesilip sarkık bir halde bulunmasında, dişlerinin azı düşmüş olmasında, cinsel organı bulunmamasında, burulmuş olarak bulunmasında bir sakınca yoktur; bu hayvanlar kurban edilebilirler.

İki gözü veya bir gözü kör, dişlerinin çoğu düşmüş veya kulakları kesilmiş, boynuzlarının biri veya ikisi kökünden kırılmış, kulağının veya kuyruğunun yarıdan fazlası veya memelerinin başları kopmuş, kulakları veya kuyruğu yaratılışında bulunmayan bir hayvan kurban olamaz.

Kurbanın semiz olması daha faziletlidir. Kemikleri içinde iliği kalmamış derecede zayıf veya aksak ayağını yere basıp kesileceği yere kadar topal veya aşikâr bir halde hasta bulunan bir hayvan da kurban olamaz.

Kurban kesmekle yükümlü olan bir kimsenin satın aldığı kurbanda yukarıdaki kusurlardan biri sonradan meydana gelse, yerine başkasını alıp kesmesi gerekir. Fakat fakir bir kimsenin aldığı kurban böyle kusurlanırsa, yine kurban olarak kesilmesi caiz olur, yerine başkasını alması gerekmez. Hatta böyle kusurlu bir hayvanı satın alıp kurban kesmesi de yeterli olur. Çünkü bu kurban o fakir için bir nafiledir. Nafilelerde ise, genişlik ve kolaylık vardır.

Zengin kimsenin aldığı kurban henüz kesilmeden ölse, yerine başkasını alması gerekir. Fakir kimsenin aldığı kurban ölse, başkasını alması gerekmez.

Zengin kimsenin aldığı kurban kaybolduktan veya çalındıktan sonra yerine başkası kurban edilmiş olsa ve ondan sonra da kaybolan kurban bulunsa bunu da kesmesi gerekmez. Çünkü üzerine düşen vacibi yerine getirmiştir. Fakat bu duruma düşen fakirin o bulunan kurbanı kesmesi gerekir; çünkü fakirin satın aldığı kurban, kurban olmak üzere belirlenmiştir; kendisine vacib olmadığı halde, bunun kurban olmasını kendisine gerekli kılmıştır.
Kurban için alınan hayvan çalındıktan veya kaybolduktan sonra onun yerine başkası alınıp ondan sonra kurban kesme günleri içinde bulunsa, bakılır:

a- Sahibi zengin ise bu iki kurbandan dilediğini keser. Ancak sonradan almış olduğu hayvanın kıymeti ilk hayvandan daha az olur da bunu kesmiş olursa, aradaki kıymet farkını sadaka olarak vermesi gerekir.

b- Fakat kurban sahibi fakir ise o iki hayvanı da kesmesi gerekir. Çünkü bu kurbanlar fakir hakkında birer adak yerindedir. Bir görüşe göre de, bunlardan yalnız birini kesebilir.

Kaybolan kurbanlık yerine alınan ikinci kurbanlık hayvan daha kesilmeden nahr/kurban günlerinden sonra önceki kayıp hayvan bulunsa, bunların sahibi hiç birini kesmez, bunların en kıymetlisini sadaka olarak verir.

Bir kimse aldığı kurbanlık hayvanı satıp onun yerine dengini almış olsa, İmam Ebû Yusuf'a göre caiz olmaz. Çünkü bunun aynına Allah'ın hakkı geçmiştir. Fakat İmam Azam ile İmam Muhammed'e göre, bu kerahetle caiz olur.

Kurbanlık bir hayvan kesilmeden önce doğursa, yavrusu da kendisi ile beraber kesilir. Çünkü yavru anasına bağlıdır. Eğer yavru kesilmeyip satılırsa, parasını sadaka olarak vermek gerekir.

Not: Ömer Nasuhi efendinin Büyük İslam ilmihalinden muhtasarca alınmıştır.

Perşembe, 11 Kasım 2010 00:52 tarihinde güncellendi

Sayfa 1 - 8

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.