.

.

Diyaloğa

E-posta Yazdır PDF

DİYALOĞ SAPIKLIĞI... CAMİ İLE ALAY

Camide Tiyatro Eseri Sahnelendi!

Münih Oda Tiyatrosu sanatçıları, dinlerarası diyalog temalı 'Urban Prayers' (Kentsel Dualar) adlı eseri Mehmet Akif Camisi'nde sergiledi. Yaklaşık dört yüz Alman'ın izlediği gösteride din görevlisi Hüseyin Acar da Kuran okudu.

26 Haziran 2013 Çarşamba 10:20

Almanya’da ilk kez bir cami tiyatro eserine sahne oldu. Münih merkezli bir tiyatro aynı kentteki bir camide dinlerarası diyalog ve hoşgörü temalı bir oyun sergiledi. Münih Şehir Oda Tiyatrosu sanatçıları, Björn Bicker’in yazdığı ‘Urban Prayers’ (Kentsel Dualar) adlı eseri, cemaatinin büyük kısmı Türk olan Mehmet Akif Camisi’nde sergiledi. Caminin toplantı salonunda başlayan oyun, daha sonra mescidinde devam etti. Yaklaşık 400 Alman seyirci oyunun bu bölümünü yerde halı üstüne oturarak izledi.

YEDİ GÜNDE YEDİ İBADETHANE

‘Urban Players’ dinlerarası diyalog, hoşgörü, önyargılar, göçmenlik olgusu ve şehir yaşamı gibi konuları ele alan bir eser. Yedi günde yedi farklı inanca ait ibadethanelerde gerçekleştirilmesi planlanan oyun daha önce bir sinagog ve bir proteston kilisesinde sahnelendi. Oyunun ilk bölümü ‘Diyalog’ adını taşıyor ve Edmund Telgenkaemper, Çiğdem Teke, Steven Scharf, Wiebke Puls ile Stefan Scharf müzikli bir drama sahneye koyuyor. Ana ibadethanede geçen ikinci bölümünde tenor Christopher Homberger bir koro eşliğinde dört eser seslendiriyor. Gösteri öncesi ve sonrası caminin imamı Hüseyin Acar, Kuran’dan ayetler okudu. Dinlerarası diyalog gönüllüsü Meryem Turan, izleyicilere cami hakkında bilgi verirken, gösteri sonunda katılanlara geleneksel Türk mutfağından yiyecek ve içecekler sunuldu.

Pazar, 20 Temmuz 2014 14:03 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

TEBLİĞ DİYALOG...

Tebliğ mi? Diyalog mu?

Diyalog da iki veya daha fazla fikri yapı tartışılabilir, birbirlerine yaklaşma anlamında karşılıklı ödünler verilebilir. Sonuçta ortak bir noktada buluşulur. Diyalog, herhangi bir dünyevi meselede olabilir, güzeldir.

Diyalog: Karşılıklı konuşma; Tebliğ: Bildirme, haber vermedir.

Diyalog da iki veya daha fazla fikri yapı tartışılabilir, birbirlerine yaklaşma anlamında karşılıklı ödünler verilebilir. Sonuçta ortak bir noktada buluşulur. Diyalog, herhangi bir dünyevi meselede olabilir, güzeldir. Ya da insanların kendilerine ait meselelerinde olabilir, çatışma yerine diyalog yolunun kurulması gayet yerinde ve olumlu bir iştir. 

Ancak, Allah’ın İnsanlara Dünya ve Ahiret saadeti için gönderdiği Dini ve onun hükümlerini, emir ve yasaklarını, hiçbir kişi ya da kurum tartışmaya açamaz. Bu konuda Cenab-ı Hak Peygamberine bile bu yetkiyi vermemiştir. Ve bu konuda Kuran’ın birçok yerinde Efendimiz (S.A.S.) uyarılmıştır. Bakın, ÂLİ İMRÂN – 20. Ayette ALLAH (C.C.) Peygamberine, hem ehli kitaba hem de inkârcılara karşı tavrın nasıl olması gerektiğini nasıl bildiriyor.

” Eğer seninle tartışmaya girişirlerse, 'Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah'a verdim' de. Kendilerine Kitap verilenlere ve kitapsızlara: 'Siz de İslam oldunuz mu?' de, şayet İslam olurlarsa doğru yola girmişlerdir, yüz çevirirlerse, sana yalnız tebliğ etmek düşer. Allah kullarını görür.” 

Ayet o kadar net ki, başka şekilde davrananların hesabı Allah’a aittir. 

Bu konuda Peygamberin (s.a.s.) davet mektupları da, bize, diğer din mensuplarıyla ilişkimizin nasıl olacağını ve onlara tek kurtuluş yolu olan İslam’ı nasıl anlatacağımızı çok net bir şekilde öğretmektedir. 

Örneğin Peygamberimizin Habeşistan Kralı Ashama'ya hitaben yazmış olduğu mektup, Müslümanların Hıristiyanlara bakış açısını göstermesi açısından son derece önemlidir. Ashama, Hz. Muhammed (sav)'in mektubunun ve Müslüman elçilerle yaptığı konuşmaların sonrasında, ülkesine sığınan Müslümanları koruyan bir politika izlemiştir. Peygamberimiz (sav), mektupta şöyle buyurmuştur:

“RahmanveRahimolanAllah'ınadıyla, 

AllahRasulüMuhammed'denHabeşNecaşisiAshama'ya.

Kendisi'nden başka İlah bulunmayan gerçek Hükümdar, Mukaddes, Selam, Koruyucu, Kurtarıcı olan Allah'ın övgüsünü sana iletirim. Tasdik edip şehadet ederim ki; Meryem oğlu İsa Allah'ın Ruhu ve Kelimesi'dir. Kendisine dokunulmamış Meryem'e nasib edilmiştir. Böylece Meryem İsa'ya hamile kalmış, Allah Teala da Ruh ve Nefesi'nden olmak üzere Adem'i nasıl yarattıysa onu da öylece yaratmıştır. Seni Tek olan ve Eşi bulunmayan Allah'a çağırıyorum. O'na itaat konusunda karşılıklı yardıma çağırıyorum. Beni takib et, bana uy ve bana gelen şeye iman et. Muhakkak ki ben, Allah'ın Resuluyüm. Bu nedenle seni ve etrafında bulunan askerlerini Allah'a iman etmeye davet ediyorum. Nasihat ve sözlerim size ulaşınca kabul etmenizi tavsiye ederim. Amca tarafından yeğenim olan Cafer'i yanında az sayıda Müslüman grubuyla beraber sana doğru yola çıkarıyorum. Selam gerçek hidayet yolu üzerinde bulunanlara olsun.”

İran İmparatoru Kisra'ya Gönderilen Mektup…

“Bismillahirrahmanirrahim,

Allah Resulü Muhammed'den, İranlıların büyüğü Kisra'ya: Selam, hakikat yolunu izleyip Allah'a ve Resulüne iman edenlerin ve Allah'tan başka İlah olmadığına, O'nun bir ve ortaksız olduğuna ve Muhammed'in O'nun kulu ve Resulü olduğuna şehadet edenlerin üzerine olsun! Seni İslam'ı kabule çağırıyorum. Zira Ben, Allah'ın, canlı olan herkesi uyarmak ve ilahi kelamın kâfirlere karşı hükmünü tamamlaması için tüm insanlara gönderdiği elçisiyim. Şimdi İslam'a teslim ol ve felaha er. Ama eğer reddedersen, o zaman Mecusilerin günahları da senin üzerine olacaktır.” 

Peygamberimizin birçok topluluğun liderine gönderdiği bu tarz mektupların içeriğine ve üslubuna dikkat edilirse, kesinlikle taviz verilmemiş ve tek kurtuluşun son dine ve son peygambere uymaktan geçtiği net bir şekilde vurgulanmıştır. Müslümanların vakarını zedeleyecek, karşıdaki kâfir muhataba yağ çekecek tek bir ifade yoktur. Kim dini adına Papa’ya veya başka bir kişiye mektup yazacaksa Peygamber metodunun dışında bir yöntem uyduramaz.

Bizim, Hz Âdem’den Hz Muhammed’e kadar bütün peygamberlere inanmamız, İmanımızın şartlarındandır. Her hangi birini inkâr bizi dinden çıkarır. Ancak, aynı esasları anlatmış olan tüm Peygamberlerin Risaletlerinin, Hz Muhammed’in gelişiyle bitmiş olduğuna ve kıyamete kadar tek geçerli dinin İslam olduğuna da inanırız, çünkü Allah öyle diyor. (Maide S.3) 

Batılın tarih boyu uyguladığı metotlardan biri, Hakkı ifsat ederken topyekün bozamazsa, ufak tavizler kopararak içeri girip, daha sonra yıkımı gerçekleştirmektir. Yahudiler hem kendi dinlerini hem de Hıristiyanlığı bu metotla tahrif etmişlerdir. 

Kureyş'in ileri gelenlerinden bir takım, Resulullah'a, sen gel bizim dinimize tabi ol, biz de senin dinine tabi olalım, bir sene sen bizim tanrılarımıza ibadet edersin, bir sene de biz senin mabuduna ibadet ederiz, dediler. Resulullah: "Allah korusun, Allah'a başkasını ortak koşmaktan." dedi. Onlar, o halde bizim tanrılarımızın bazısına el sürüver de seni tasdik edelim ve tanrına ibadet edelim, dediler. Bu sebeple Kâfirûn Suresi nazil oldu. Resulullah sabahleyin Mescid-i Haram'a gitti, Kureyş'ten dolgun bir heyet vardı. Başları üzerine dikildi de bu sûreyi okudu,

“De ki: Ey kâfirler, Sizin taptıklarınıza ben tapmam. Siz de benim taptığıma tapıcılar değilsiniz. Ben asla sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.”

Şimdi, Ortadoğu’daki problemlere, problemin sebebi olan siyonistlerle, evangelistlerle ortak toplantılar yapıp din adına diyalog kuranlar, bilmelidirler ki bu dünya imtihan yeridir. 

İslam sadece tebliğ edilir. Uyanlar karşılığını alır. Uymayanlar hesabını verir… 

“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” Âl-i İmrân / 85

Cumartesi, 18 Mayıs 2013 11:46 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Denizli’ye kilise açıldı - İhtiyaç imiş.....

Denizli’ye kilise açıldı

Doğum yeri Denizli'nin Tavas İlçesi'ne bağlı Nikfer Beldesi olan ve üniversite yıllarında Hı­ristiyanlığı seçen İsmail Serinken, il merkezin­de kilise açtı. Başpastörlüğünü İsmail Serin­ken'in yapacağı Esnaf Sitesi'ndeki ‘Laodikya Kilisesi'nde, pazar ayinlerine Ağustos ayında başlanacak.

Merkezi Ankara'da bulunan Mesih'in Kilisesi oluşumuna bağlı faaliyet göstereceği belirti­len ‘Laodikya Kilisesi'nin yanı sıra Ankara ve İskenderun'daki mesih kiliselerinin de başpas­törlüğünü yapan Serinken “İki yıldır Denizli'ye kilise açma çalışmalarımız sürüyordu. Yerel yöneticiler yer göstermemiz konusunda yar­dımcı olacaklarını bildirmişti. Esnaf Sitesi'nde bir yer bulduk ve mülkiyetini alıp kilise olarak düzenledik. Denizli'de yaşayan Hıristiyanların da ibadet yerleri oldu” dedi.

NOT:

Bu kişinin habede ailesi ile çektirdiği resmi buraya koymadık. hanımının yabancı uruklu biri olması muhtemel, çocukları da tam avrupalı dö.....

Bu ve benzeri kişiler Ankara'dan ruhsatı alıp her yere kilise evi açıyor ve bu kanunu çıkartanlar da avrupa birliği namına bu hıyanetliğe göz yumuyor.... Satın aldıkları yerleri, satın alırken başka bir iş için aldıklarını söylüyorlar milleti kandırıyorlar.....

Bu ve benzeri bir çok yanlış uygulamaya izin veren yetkililere dua eden müslümanlar; önce nasıl dua edeceğinizi bi öğrenin, iman sahibi kişilerin islama hizmeti için dua edin, yanlışlarına destek olacak sözleri ağzınıza almayın yoksa vebali de çok büyük olur. Bir takım faideler umarak bazı kişilere verilen destek, nazılarını da kör ve sağır etmiş, nerdeyse adamları sütle yıkanmış mücahit evliya konumuna getirdiler... Bu saltanatları bitince bakalım hangi fasıkların peşine düşecekler..... Düşmanımın düşmanı dostumdur, sözünün ifade ettiği özel manayı iyi anlamayıp işi ifrat derecesine götürenler, sebeb oldukları kişilerin vebelini de yükleneceklerdir....

Müslümanların yaşadığı şehir ve beldelere yeni kilise yapılmasına izin verilmeyeceği fıkıh kitaplarımızda beyan edilmiştir, bu husustaki videomuzu video sayfalarımızdan bulup  izleyin....

Pazartesi, 30 Temmuz 2012 09:41 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

DİYALOĞUN MEYVELERİ-ASIL HEDEFLERİ

Haç - Yıldız- Hilal Sentezi ve Türkiye

09.07.2012 11:50:38  D.R. NURULLAH  AYDIN

İkinci Dünya savaşı sonrası yeniden yapılandılar. Örtülü ve açık küresel dünya örgütleri kurdular.

İkinci Dünya savaşı sonrası yeniden yapılandılar. Örtülü ve açık küresel dünya örgütleri kurdular. İlluminati simgesi piramitli ve tek gözlü ABD doları, dünya para birimi olurken, NATO gamalı haçla sembolize edilir. BM, Dünya ticaret örgütü, İMF, Dünya Bankası gibi kuruluşlar yeni dünya devletinin kurumları olarak işlev kazanır.

Evanjelizm ile Hıristiyan- Musevi ayrımını ortadan kaldırdılar. Haç-yıldız-hilal sentezi için İslam ülkelerinde harekete geçtiler önce cemaat-tarikat sonra siyasi kişileri devşirdiler.

Dünya’yı tek merkezden yönetmek isteyen İlluminati öyle istiyordu.

Kudüste’ki Süleyman mabedi; her üç Ortadoğu din’i için kutsaldı.

Peygamber Süleyman odaklı masonlukta; üç din’in kutsal kitabı ritüellerde, eşitti. Çıraklık, kalfalık ve ustalıkta yemin; Süleyman mabedinde üç kitap üzerineydi.

Süleyman mühürü üç din mensuplarınca da kutsal kabul edilmiş, mabetlere yerleştirmişlerdi.

Masonluk; siyasetçi, gazeteci, bürokrat, akademisyen, iş adamı üyelerine rağmen Müslüman kitleye nüfuz edemiyorlardı.

Lions ve Rotaryen gibi yan örgütlerle her ülke, her bölge ve her semtte yapılanmışlardı.

Değişim ve dönüşüm stratejisi ile Perestroka ve Gladnost le Sovyetleri dağıtmıştı. Çin’de kapitalist sosyalist yapılanma oluşturulmuştu ama temel coğrafi alan İslam ülkeleriydi. Enerji kaynakları İslam ülkelerindeydi. Batı uygarlığı içinse enerji olmazsa olmaz gerçeklikti. Bu nedenle de Osmanlı imparatorluğunu dağıtmış ve Ortadoğu petrol bölgelerine el koymuşlardı.

Türkiye, onlar için bu nedenle kilit ülkeydi. Müslüman Türkler; yüzyıllar boyunca İslam toplumlarını, Selçuklu ve Osmanlı devleti ile yönetmişlerdi. Ancak; 100 yıllık batılılaşma serüveni ile Türkiye istedikleri duruma gelmişti

Türkiye halkı; çağdaşlığı batıcılığı taklit olarak gören, Jakoben cumhuriyetçiler eliyle kimliksiz kişiliksiz bırakılmıştı. Türk kültür ve medeniyetinin birikimlerini tarihini, bilim adamını sanatçıyı gözardı eden bu zihniyet; batı kültür ve değerlerinin sözcülüğünü yaparken, Müslüman kitle de; İslamiyet diye Arap kültür ve değerlerine yönelmişti. Cumhuriyeti kuran kadronun; Türkiye odaklı, Türk Milleti odaklı, Türk kültür tarih ve medeniyet odaklı algısı her iki kesimce de dışlanmıştı

Ilımlı sağ ve ılımlı sol ellerindeydi. Ama radikal İslami kitlelerinin de, inançlarını yaşam biçimlerini, yönetim anlamında denetimini ellerine almalıydılar.

Türkiye’de; İslami dernek, vakıf, cemaat ve tarikatlara yuvalanmış dönme Ermeni, Rum, Levantenler yanında ciddi anlamda evlilik dışı doğmuş kişiler, göçler yoluyla gelip yerleşen kimliğini bilmeyen kişiler, İslam kimliği altında varlıklarını sürdürüyorlardı.

İlluminati; Hıristiyan-Musevi-Müslüman yapılanması ile Türkiye halkını artık onu temsil edenlerle güdebilecekti. İlahi mesajdan uzaklaştırılmış hurafelerle dolu kılınan İslam’a saflıkla inanan kitleler, kendilerini temsil edecek olanlara inandırıldılar.

Bunun içinde, dernek ve vakıflarla, milli görüş siyasi kadrolarından, iktidar, güç zenginlik, şöhret isteyen hırslı tipleri ayırdılar, eğittiler, kadrolaştırdılar. Diğer merkez sağ ve sol elemanlarıyla birlikte güç haline getirdiler.

İki bin yıllık Hıristiyan-Musevi çatışmasını ortadan kaldıran Evanjelistler; Uzakdoğu Asya halklarına Hıristiyanlık-Musevilik telkini için MOON tarikat-cemaati-hizmet örgütünü kurdular. Şirketler kurdular, okullar açtılar. Okul ticaret siyaset-ticaret-eğitim sarmalını, istihbarat ağıyla ördüler. Eğitim yardım destek faaliyetlerini, elçilik, konsolosluk ateşeliklerde CIA-MOSSAD-M16 ağıyla oluşturdular.

Moon hizmet-cemaat-tarikat yapılanması, benzeri örgütlenme yapısında aynı yöntemle önce İslam ülkelerinden Türkiye’de oluşturuldu. Sistem aynı, yöntem aynı oldu.

Ortadoğu, Orta Asya, Balkanlar, Kafkasya, Afrika’da okullar yoluyla İslami hizmet-cemaat topluluğu faaliyet sürdürürken, siyasi kadrolara Türkiye’de üç din’in müşterek olduğu Antalya, Hatay ve Ankara’da dinler bahçesi adıyla ortak mabedler açtırdılar.

Sonra Müslüman olmanın temel şartı olan şehadetteki Muhammed kelimesini kaldırdılar.

Sonra Allah indinde tek din İslam’dır ayetini cami hutbelerinden kaldırdılar.

Türkiye İslami topluluğun dini ve siyasi kadroları, Mason mu oldular?

Yoksa her üç dinin ortak kabul ettiği Peygamber İbrahim mi yoksa yine her üç dince olağanüstü özellikli kabul edilen Peygamber Süleyman mı rehber görüldü?

Yoksa Tanrıyı kıyamete zorlamak için armageddon savaşı ile Peygamber İsa’nın gelişini hızlandıracak Mehdi beklentisine hazırlık mı yapıldı?

Armageddon; Suriye’de. Şam kilit kent. Hıristiyanları, Musevileri, Müslümanları temsil eden ABD, İsrail ve Türkiye, birleşik halde Suriye’ye kilitlenmiş durumda. Neden?

Bu işin koordinasyonu yürütenler; Türkiye’den dini temsilcilerle siyasetçilerle görüştüler, ödüller verdiler. Korudular kolladılar. Takdir ve taltifleriyle maddi açıdan destek oldular.

Halk; cesaret ödülünü, üstün hizmet ödülü alanları, misyoner gibi hareket edenleri Müslüman zannediyor. Süleyman ve İbrahim odaklı üç din mensuplarınca oluşturulan yakınlaşma; küresel dünya devleti oluşturma stratejisinin temel gerçeğidir. 

Türkiye ve Ortadoğu gerçeği bu.

Peki Haç-Yıldız-Hilal üçgenini oluşturmak isteyenler başarıya ulaşacaklar mı, ulaştılar mı?

Günün Sözü: Gerçekleri görmek, kabul etmek ve doğru strateji ile hareket etmek gerekir.

 

Pazartesi, 30 Temmuz 2012 10:12 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

DİYALOĞUN MİRACI.......

M. Şevket Eygi - Milli Gazete

2012-06-26


Mir'ac Kandili'nde müzikli Emel Sayın'lı naat gösterisi

16 Haziran Cumartesi gününü Pazar'a bağlayan gece Mir'ac Kandiliydi. Kadim dostlarımdan Osman bey, "Kandil gecesi kapalı bir spor salonunda dünyanın çeşitli yerlerinden gelmiş cemaat okulları öğrencileri naatlar okuyacaklar, siz de davetlisiniz, gelir misiniz?" diye sordu. "Şu sıralarda hâlim vaktim yok ama konu çok enteresan, inşallah gelirim. Belki bir saat seyrettikten ve dinledikten sonra giderim" dedim.

Evet, Mir'ac Kandili'nde Sinan Erdem Kapalı Spor Salonu'ndaydım. Hayatım boyunca benzerini görmediğimi çok enteresan ve ibretlik bir kandil gecesi yaşadım. İzninizle çok açık seçik ve objektif şekilde anlatayım.

1. Salona girdiğimizde sahnedeki büyük ekranda Başbakan "Artık bu hasret bitsin" sözleriyle Hocaefendi'yi Türkiye'ye davet ediyordu. Ardından Hocaefendi gösterildi, gelmeyeceğini beyan etti, bir ara ağladı; "Dünyada bir dikili ağacım yoktur" dedi.

2. Salonu da anlatayım: Gayet büyük, kapalı bir salon. Sahnenin sağında alafranga bir orkestra var. Solunda, çoğu kızlardan oluşan bir koro grubu, kızların bazısının başları örtülü, bazısının açıktı. Orkestranın ve koronun şefleri vardı.

3. Bendeniz salona girince bir kenara ilişmek istedim. "Olmaz, sizin yeriniz hazırlandı" dediler, ön sıranın ortalarında bir yere oturttular.

4. Sahnenin sağında solunda Mekke, Medine resimleri perdeye aksettiriliyordu. Programın ortasından sonra Atatürk'ün el yazılı bir metni yer aldı. Yazıları okuyamadım.

5. Millî kıyafetlerini giymiş Nijeryalı bir öğrenci ile Sudanlı bir kız sık sık sahneye çıkarak Resulullâh Efendimizi (Salât ve selâm olsun ona) öven kısa sözler söylediler.

6. Başında kırmızı fes, sırtında cellâba olan Faslı bir öğrenci Kur'ân-ı Kerim tilâvet etti. Tilâvet bittikten sonra Fatiha demedi, salon alkışladı.

7. İlk parça Bediüzzaman'ın "Faniyim fâni olanı istemem / Acizim aciz olanı istemem" sözlerinin bestelenmiş ve müziğe ayarlanmış parçasıydı. (Beste: Ersin Yıldız. Solist: Muhammed Awais).

8. Bunun ardından M. Fethullah Gülen'in Bülent Kars tarafından bestelenmiş, solisti Ruslan Annamamedov olan "Gönlümün Sultanı" manzumesi müzik eşliğinde okundu.

9. Bundan sonra okunan naat da Hocaefendi'ye aitti. Beste: Ertuğrul Erkişi. Koro okudu. "Yine diller deme geldi şükranla bu gece / Esti bâd-ı saba revh u reyhânla bu gece!"

10. Ardından cennet mekân Sultan 3. Murat Han Hazretlerinin "Uyan ey gözlerim, gafletten uyan / Uyan, uykusu çok gözlerim uyan" ilâhisi koro tarafından terennüm edildi. Bestesi: Santurî Ali Ufkî Bey.

11. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Tevfiznâmesinden "Hak şerleri hayreyler, ârif anı seyreyler..." koro tarafından terennüm edildi. Beste: Ersin Yıldız.

12. Güftesi Yunus Emre'nin olan "Hak yarattı âlemi, aşkına Muhammed'in..." ilâhisi. Beste: Savni Özer.

13. Yine Hocaefendi'nin "Medine'nin Gülü" başlıklı şiiri koro tarafından okundu.

14. "Selâm sana ey Mustafa! / Ya nebî selâm aleyke ya Resul aleyke." Okuyan: Patton Otlivio Latuperissia.

15. Ali Ulvi Kurucu'nun "Ruhum sana âşık, sana hayrandır Efendim! / Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim!" manzumesi müzik eşliğinde okundu.

16. Itrî'nin "Sayesi düşmez yere" parçası. Okuyan: Sohruh Yunusov.

17. Söz ve bestesi Selami Şahin'in "İki elim kanda olsa gelirim, yeter ki sen beni çağır efendim" eseri, Selbi İlyasova tarafından okundu.

18. Bu madde çok önemli. Salon alkıştan inledi, yer yerinden oynadı. Pek hoşuma gitmedi, ıslık sesleri de yükseldi. Sahneye meşhur ses sanatkârı Emel Sayın çıktı. Üzerinde mavi tülden bol bir tuvalet vardı. Semâ Sultanova ile düet yaptılar. Refik Yıldız'ın "Tomurcuklar açıyorken, başaklar bağlanmışken / Titredim efendim, seni andım dün gece" parçası okundu. Emel Sayın sahneye çıktığında ve ayrılırken hararetle, uzun müddet alkışlandı. Sanki o büyük salonda alkış kasırgaları esiyordu.

19. Bu parça gerçekten çok önemliydi. Şehîd-i Muhterem Erbilli Es'ad Efendi Hazretlerinin "Ateş" redifli gazelinden iki beyit: "Tecella-yı cemâlinden Habibim nev-bahar ateş / Gül ateş, bülbül ateş, sünbül ateş, hâk u har ateş" Solist: Sara Galid.

20. Koro, Arapça "Ya İmam er-Rüsûlü" neşîdesini müzikle birlikte terennüm etti.

21. Sultanahmet Camii'nin banisi dindar padişah ve halife Birinci Ahmet Han Hazretlerinin "N'ola tacım gibi başımda götürsem daim / Kademi resmini ol Hazreti Şâh-ı Rüsulün"... Müzik: Ersin Yıldız. Solist: Selbi İlyasova.

22. Yunus Emre'nin bir ilâhîsini koro okudu.

23. Hocaefendi'nin "Gönül seni bulmuş ise, başkasını arar mı hiç? / Ateşine yanmış ise başka nara yanar mı hiç?". Koro okudu.

24. Hocaefendi'yle Ertuğrul Erkişi'nin müşterek eseri "Aç açabildiğin kadar sineni, ummanlar gibi olsun / İnançla gelin, insana sevgi duy." Solist: Ertuğrul Erkişi.

25. Mürşid-i Kâmil Alvarlı Efe Hazretlerinin, "Ey dîde, nedir uyku gel uyan gecelerde" mısraı ile başlayan ilâhisi koro tarafından okundu.

26. Hocaefendi'nin, "İnsanlığın Efendisi" şiiri. Solist: Faruhi Mahmad Şarif.

27. Alvarlı Hazretlerinin, "Sen Mevlâyı sevende, Mevlâ seni sevmez mi?" parçası Ruslan Annamammedov tarafından terennüm edildi.

28. Naatlar okunurken civardaki camilerden akşam ezanları okunmuştur ama, o müziğin ve o terennümâtın, o alkışların içinde duyulmadı. Program devam ederken namazı kaçırmamak için spor salonunun mescidine gittim. İçeride bir cemaat vardı. Önlerindeki imamın başı açık olduğu için ona uymadım. Daha sonra başı takkeli bir imam ardında yeni bir cemaat oluştu. Onlara katıldım.

29. Artık program bitmişti. Ödül dağıtımı faslı başladı. Kitap okuyup, tahlil yapan birtakım gençlere ödüller verildi. Sahneye Prof. Hayrettin Karaman davet edildi... Eski Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç... Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Prof Bekir Topaloğlu ve başka ilahiyatçı akademisyenler...

30. Programın sonunu beklemedim... Böyle bir Mir'ac Kandili, böyle bir gösteri yaşamak benim için gerçekten gayet ilginç olmuştu. Ayrıldım...

31. Daha sonra Hayrettin Karaman bir konuşma yapmış, gösterilenden sitayişle bahs etmiş, çok mutlu olduğunu söylemiş. Tayyar Altıkulaç da aynı mealde konuşmuş.

32. Sahneye çıkan ilâhiyat profesörleri, eski diyanet reisleri, dikkat ettim çok neşeli, memnun ve mesrur idiler. Orkestra, Emel Sayın onları mest etmişti...

33. Mübarek bir Mir'ac Kandili'nde sahnede kadın-erkek karışık, sahnedeki bazı kızların başları açık, orkestra eşliğinde bir naat gösterisi yapılması şeriata uygun mudur bu konuyu burada tartışmayacağım.

34. Salondaki halk da kadın-erkek karışık oturmuştu.

35. İslâm Şeriatı bilhassa genç kadın ve kızların, erkekler huzurunda, dinî mahiyette de olsa gösteri yapmalarını uygun görmez. Kadın sesi namahrem erkeklere haramdır. Osmanlı tarihinde ilk defa bir kadın Mütareke yıllarında (1919-22) Kadıköy'de bir tiyatroda sahneye çıkınca polis tiyatroyu basmış ve müdürünü, piyesin yazarını tutuklamıştı.

36. Ertesi gün Zaman gazetesinde bu müzikal naat gösterisi hakkında sitayişkâr yayın yapılmış. Ben okumadım, Hocaefendi'nin de anlattığım Mi'rac Kandili kutlamasını beğendiğini, övdüğünü söylediler.

Dikkat buyrulduysa yazımda hüküm cümlesi kullanmadım. Gördüklerimi, şahit olduklarımı objektif olarak kaleme aldım.

Gerçekten çok enteresan, orkestralı, Emel Sayın'lı bir kandil gecesi yaşamıştım...

 

Pazartesi, 30 Temmuz 2012 09:52 tarihinde güncellendi

Sayfa 1 - 20

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.