.

.

E-posta Yazdır PDF

Hulefa-i Raşidinin Efdaliyyet Dereceleri

4_halif.jpg

Hulefai Raşidîn arasındaki efdaliyyet sırası hilafetleri tertibine göredir. Fakat Ebu Bekir ve Ömer (R. Anhuma) in üstünlükleri sahabe ve tabiînin icmai ile sabittir. Din bü-yükleri bunu böyle nakletti, îmam Şafiî'de bunlar­dan biri-dir.

İmam Ebul Hasanil Eşarî (r.a.) buyurdu: Ebu Bekir, sonra Ömer'in diğer ümmet üzerine üstünlüğü kesindir.

İmam Zehebî buyurdu: Hilafeti zamanında memleke tinin saltanat kürsüsünde iken Hz. Ali (r.a.) dan tevatürle sabit oldu ki Ebu Bekir ve Ömer ümmetin en faziletlisidir. Sonra îmam Zehebi der ki, "Bunu Hz. Ali'den seksenden fazla kişi rivayet etti. Onlardan bir kısmını saydı (İsimlerini açık­ladı.) Sonra der ki; Allah rafizîleri rezil etsin ne cahil adamlar (Bu tevatürü inkar edenler).

Buhari Hz. Ali'den rivayet etti ki; "Peygamberden (s.a.v.) sonra insanların en hayırlısı Ebu Bekir, sonra Ömer, sonra başka bir adamdır. Oğlu Muhammed ibni Hanife dedi ki; sonra sensin. Hz. Ali (r.a.) "Ancak ben müslümanlardan bir adamım" buyurdu.

Zehebî ve diğer alimler Hz. Ali (r.a.) tan şu rivayeti doğruladılar:

Buyurdu ki, "Dikkat edin bana ulaştı ki bir adam beni Ebu Bekir ve Ömer (R. Anhüma) üzerine üstün tutuyor. Kim beni üstün tutarsa o iftiracıdır, iftiracıya verilen ceza ona verilir, (onu döverim).

Bu ve bu gibi haberler ashabtan mütevatir derecesine ulaşmıştır, inkarı mümkün değildir, bundan dolayı şia'nın büyüklerinden Abdurrezzak şöyle der: "Ali kendisi üzerine Ebu Bekir ve Ömer'i üstün tuttuğu için ben-de on­ları üstün sayarım, böyle olmasaydı asla onları üstün saymazdım. Ali'yi seveyim sonra ona muhalefet edeyim, bana günah olarak bu yeter."

Hz. Osman, Hz. Ali'den üstün olması meselesine gelince, ekser ulema "Şeyhayndan sonra, üstün olan Osmandır, sonra Ali'dir." Buyur-muşlar. Dört mezhebin müçtehid imamlarının görüşü de budur, İmamı Malik'ten ri­vayet edilen Osman'ın Ali üzerine üstün sayılmasındaki durak-laması hakkında Kadı lyaz der ki, imamı Malik bu duraklamadan vazgeçip Osman'ı üstün saymıştır, îmam Kurtubi "inşaallah sahih olan budur." buyurdu.

İmamı A'zamın sözünden anlaşılan bekleme manası ki "Şeyhaynı üstün saymak, iki damadı sevmek Ehli Sünnetin alametlerindendir." (sözünden anlaşılan şey.) Bu sözünden anlaşılan bu fakire göre (İmamı Rabbani'ye göre) şudur ki; fitneler ve ihtilaflar çoğalınca, iki damadın hilafetinde, insan­ların işlerinde fesad ortaya çıkınca, insanların kalblerinde bulanıklıklar çoğalınca; İmamı Azam iki damad hakkında muhabbet lafzını şu manayışündüğü için seçti, o ikisini sevmeyi Ehli Sünnet vel Cemaatın alameti saydı. Halbuki Hanefî kitapları "Halifelerin tertibine göre efdaliyetleri sabit­tir" ibaresiyle dopdoludur.

Hasılı kelam; şeyhaynın üstünlüğü kesindir. Osman'ın derecesi bu ikisinden aşıdır. Fakat Osman'ın (r.a.) efdaliyyetini inkar edeni kafir say­mamak gerekir. Belki şeyhaynın üstünlüğünü (inkar eden bile kafir de­memeli), belki o kişi bidatçıdır ve sapıktır. Zira alimlerin bu hususlarda ihti­lafı vardır. (İhtilaf olan yerde kati karar vermek zordur.) Burdaki icma hakkında kîl-ü-kal vardır, (bazısı bir türlü, diğer bazısı başka türlü demiş.)

Bu inkarcı, ziyanda ve hüsranda olan Yezid'in arkadaşıdır. (Hüküm-leri aynıdır). Alimler bunun hakkında lanet etmekte durakladılar.

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'a Hulefai Raşidîn'den dolayı gelen eziyetlendirmeler, torunları tarafından gelen eziyetlendirme gibidir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:

"Allah Allah Ashabım hakkında (sakının) onları benden sonra hedef tutmayın (onların aleyhine konuşmayın.) Kim onları severse beni sevdiği için onları sever, kim onlara bu'z ederse bana bu'z ettiği için onlara bu'z eder. Kim onlara eziyet ederse muhakkak bana eziyet etmiştir, bana eziyet eden muhakkak Allah'a eziyet etmiştir. Kim Allah ve Resülüne eziyet ederse so­rumlu tutulması (hesaba çekilmesi) umulur."

Allahu Azze ve Celle şöyle buyurdu: Allah ve Resulüne eziyet e-denlere Allah, dünya ve ahirette lanet etmiştir.”

Ashab arasında vaki olan olaylar, harbler, çekişmelere gelince; bunları güzel bir hamil ile manalandırmalıdır. Onları heva ve ırkçılık taassubundan uzak tutmak gerekir. Taftazani (Şerhul Akidin Yazarı) Hz. Ali'nin sevgisinde çok ileri olmasıyla beraber şöyle dedi: "Ashab arasında olan olaylar harbler, hilafet hakkında değildi, belki ictihadda olan bir hata idi. (Şerhul Akaidin üzerine yazılan) Hayalî isimli Haşiyede, "Muaviye ve adamları, Hz. Ali'nin zamanında en efdal olduğunu kabul etmeleriyle birlikte onun itaatından, bir şüpheden dolayı çıktılar; o şüphe, "Hz. Osman'ın katillerinden kısası terk edeceği endişesi idi."

Kara Kemal Haşiyesinde Hz. Ali'den nakledil di ki, şöyle buyurdu: "Kardeşlerimiz bizim üzerimize azdılar, onlar kafir ve fasık değillerdir, çünkü onların te'villeri vardır."

Şüphesiz ictihad hatası levm ve ta'ndan uzaktır, bu kişiden çirkin muamele kaldırılmıştır.

Ashabın tamamı, Hayrul Beşerin (sallallahu aleyhi ve sellem) sohbe-tine riayetle ancak hayırla anmak gerekir. Onları seven Peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem) sever. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu "Onları seven beni sevdiği için onları sever, onlara bu'z eden bana bu'z ettiği için onlara bu'z eder. Yani Ashabımla alakalı mahabbet, benimle alakalı mahabbetin ta kendisidir. Aynı şekilde onlarla alakalı bu'z, benimle alakalı bu'zun ta kendisidir."

Bizim Hz. Ali'nin muhaliflerini de sevmemizden asla bir maksadımız yoktur, belki bize gerekli olan, onlardan dolayı (sebep oldukları savaşlar, kargaşalıklardan dolayı) eziyetlenmemiz, üzülmemizdir. Zira sonuçta bu iş Resulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) ulaşır. Fakat haklıya haklı, haksıza haksız deriz. Hz. Ali (r.a.) haklı idi, muhalifleri hatada idiler. (İctihad hatası.) Bundan fazlası fuzulî (söz) olur. Bu meselenin incelenmesi, Hoca Muhammed Eşref e yazılan mek­tuptadır, (1. Cilt, Sayfa 229, 251. Mektup) oraya müracaat edilsin.

 (1. Cilt, 251. Mektup, Sayfa 229)

Bilki Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ashabının tamamı azamet sahibi büyük zat­lardır. Hepsini tazim ve hürmetle zikretmek gerekir. Hatîb, Enes (r.a.) 'ten rivayet etti ki: Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Allah beni seçti, benim için ashab seçti, onların içinden bana hısım (akrabalar) seçti, ensar seçti. Kim beni onlar içinde muhafaza ederse (hakkıma riayet ederse), Allah o kişiyi korusun, kim bana onlar hususunda eziyet ederse, Allah o kişiye eziyet versin."

Tabaranî İbni Abbas (radıyellahu anhüma) dan rivayet etti ki Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu. "Kim ashabıma söverse onun üzerine Allah'ın, meleklerin, bütün insanların laneti olsun."

İbni Adiyy, Aişe’den (radıyellahu anhâ) rivayet etti ki; Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu, "Ümmetimin en şerlileri as-habım aleyhine cür'et edenlerdir. (Dil uzatanlardır).

Fakat bimek gerekir ki Hz. Ali'ye muhalif olanlar hatada idi, Hak Hz. Ali tarafında idi. Lakin bu hata ictihad hatası olunca, bu kişi Levmden uzak oldu, sorumluluk ondan kalktı, İmam Amed’den "Mevakıf" şarihi naklettiği gibi "Cemel ve siffîn vakaları içtihattan dolayı meydana geldi."

"Temhîd" kitabında Şeyh Ebu Şekur Essâlimi açıkladı ki, Ehli Sünnet vel Cemaat şu görüşe gittiler ki, Muaviye (r.a.) Ashabtan bir taife ile birlikte hata üzere idiler, hataları ictihadî idi.

"Savaik" kitabında Şeyh ibni Hacer dedi. "Muaviye’nin, Ali ile çekişmesi içtihattan dolayı idi. Bu itikadı Ehli Sünnet itikadı saydı.

Ulemanın sözleri "İçtihadi hata" olduğu sözüyle doludur, İmam Gazali, Kadî Ebu Bekr ve diğerleri bunu böyle açıkladılar, îmam Ali'nin muhaliflerini fasıklıkla ve sapıklıkla vasıflamak doğru değildir.

Kadı, "Şifa" kitabında der ki, imam Malik (r.a.) "Kim Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'ın ashabından birisine söverse Ebu Bekir, Ömer, Osman, Muaviye veya Amr ibn As (radıyallahu anhum ecmain), eğer bunlar dalalet üzeredirler, kafirlerdir derse, o kişi öldürülür. Eğer insanların sövmeleri gibi bir şeyle söverse, şiddetli şekilde cezalandırılır.

Hz. Ali'nin muhalifleri, Gulatı Rafizîlerden bazılarının dediği gibi kafir değillerdir. Bazılarının dediği gibi fasık değillerdir. Bu görüşü "Mevakıf" kitabı, ashabtan pek çoğuna nisbet etti. Nasıl olmasın ki muhakkak Aişe Sıddıka (validemiz) Talha, Zübeyr onlarla birlikte idi. Halbuki Talha ve Zübeyr, Cemel savaşında öldürülen on üç bin kişi arasında vardı: Muaviye (r.a.) daha ortaya çıkmamıştı. Bunları fasık, sapık saymak, hiçbir müslümanın cür'et etmiyeceği şeydir, ancak kalbinde maraz ve batınında habaset (pislik) olan müstesnadır.

Bazı alimlerin sözlerinde bulunan Muaviye (r.a.) hakkındaki "Zülüm" sözünün söylenmesinin maksadı şudur ki; "Muaviye imamı cairdir" yani Ali'nin zamanında hilafete layık olmadığıdır. Yoksa sonuçta zulme ve fıska götüren zulüm manasında değildir. "Hatada idiler" sözü üzerine ziyade etmek caiz değildir. Nasıl caiz olsun ki; Hz. Muaviye Allah'ın ve kulların hakkında adil bir îmam idi; "Savaik" kitabında böyledir.

Eğer Yezid hakkında böyle söylense, ona cevaz vardır, Muaviye (r.a.) hakkında "Hata" dan başka şey söylenmesi çirkindir.

Halbuki sağlam isnadlarla rivayet edilen hadisi şeriflerde, Peygam-berimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Muaviye (r.a.) için dua etti, "Allah'ım ona yazı ve hesabı öğret, onu azabtan koru."

Başka bir duasında, "Allah'ım onu (Muaviye'yi) hidayete ulaşan ve hidayet edici eyle." Peygambenmizin (s.a.v.) duası makbuldür.

Geride geçen kısımda İmamı Malik, Muaviye'ye sövmeyi büyük günah kabul etmiş ve öldürülmesine fetva vermişti. Ona venleri Ebu Bekir, Ömer ve Osman'a yapılan hakaretler gibi görmüştür.

Ey kardeş bilki Muaviye bu olaylarda tek başına değildi. Tahminen ashabı kiram'ın yarısı ona ortak idi. Eğer Ali ile savaşanlar kafir ve fasık ol­salar dinin yarasından itimat kalkar. (O din ki onların tebliği ile bize ulaştı). Buna ancak zındık olan izin verir ki bunun maksadı da dini iptaldir.

Ey kardeş bu fitnenin çıkmasına sebep, Osman'ın (r.a.) öldürülmesi ve kısas yapılmasını istemekti. Talha ve Zübeyr Medine'den kısasın gecikmesi sebebiyle çıktılar. Bu işte onlara Aişe-i Sıddîka uygunluk göster di ve Cemel Vakası meydana geldi. Bu Cemel vakasında onüçbin sahabe öldürüldü. (Allah hepsinden razı olsun). Aynı savaşta Talha ve Zübeyr'de öldürüldü. Bu ikisi cennetle müjde-lenen on kişidendir. Bu savaştan sonra Muaviye Şam'dan çıktı, onlara katıldı. Bu defa Sıffîn harbi meydana geldi.

İmamı Gazali bu muhaberebelerin hilafet için olmadığını açıkladı. Belki Hz. Ali'nin hilafetinin evvelinde meydana gelen kısas hükmünün ifa edilme­siydi. İbni Hacer (r. Aleyh) bu sözü Ehli Sünnet itikadından saydı.

Hanefî fakihlerinin büyüklerinden olan Şeyh Ebu Şekûr Essalîmi şöyle dedi: Muaviye'nin Ali ile çekişmesi hilafet işinde idi. Zira Peygambe-rimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Muaviye (r.a.)'ye şöyle buyurmuştur, "İnsanlara melik olursan, onlara yumuşak davran" Bu sözden dolayı Muaviye'nin hilafete arzusu ortaya çıkmıştı. Fakat o hatada idi. Ali (r.a.) haklı idi. Zira o vakit, Ali'nin hilafet vakti idi.

Bu iki söz arasını şöyle birleştirebiliriz, ihtilafın sebebi evvela kısasın geri kalması idi. Sonra hilafete geçmek arzusu işe karıştı. Bu iki durumda da ictihad eden eğer hatada ise sevaptan tek derece alır. Eğer isabet ederse iki derece, belki on derece alır.

Ey evlat Ashab arasıdaki bu kargaşalıklarda en sağlam yol olaylar hakında susmakta, bunların kavgalarından uzak durmaktır.

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), "Ashabım arasında olan olaylardan uzak durun."

Yine buyurdu ki, "Ashabım zikredilince kendinizi tutun."

Yine buyurdu, "Allah, Allah Ashabımı hedef tutmayın." Yani Asha-bım hakkında Allah'tan korkun sakının, Levm ve taan oklarınıza onları hedef yapmayın.

İmam Şafî (rahmetullahi aleyh) buyurdu; aynı şekilde bu söz Ömer ibni Abdul Aziz'den nakledildi: Şu (harbler, kargaşalıklar) bir kan idi, Allah bizim ellerimizi on­dan temizledi bizde lisanlarımızı ondan temizleyelim. Bu sözden anlaşıldı ki, lisana da onların hatasını konuşmamak gerekir.

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.