.

.

E-posta Yazdır PDF

Bakara Suresi, 42-45

 

Normal 0 21 false false false MicrosoftInternetExplorer4

yukselis.gif

 

Bakara Suresi, 42–45. Ayetlerin Mealleri:

42- Doğruyu yanlışa karıştırmayın! Bildiğiniz halde gerçeği gizlemeyin.

43- Namazı kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.

44- Başkalarına hayır yapmayı emreder de kendinizi unutur musunuz? Siz kitabı okuduğunuz halde (bunun yanlış olduğunu) anlamaz mısınız?

45- Sabır ve namazla Allah'tan yardım isteyin. Bu Allahtan korkanların dışındakilere çok ağır gelir.

وَلاَ تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ 42 وَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ 43 أَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنسَوْنَ أَنفُسَكُمْ وَأَنتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ 44 وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلاَّ عَلَى الْخَاشِعِينَ 45

Bakara Suresi 42- 45. Ayetlerin Tefsiri:

وَلاَ تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ (Hakkı batıl ile karıştırmayın) Evveline bağlıdır. "Lübs" karıştırmak. Karışmak manası da olabilir.

Mana: indirilen hakkı, yazdığınız batılla karıştırmayın. O derecedeki araları temyiz edilemez; onlar Tevrat’ta bulunmayan şeyleri elleriyle yazarlardı. Başka bir mana: hakkı yazdığınız batılla karıştırmanız sebebiyle karışık ve açık olmayan bir halde yapmayın.

وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ (Hakkı gizlemeyin) Evvelki cümlenin hükmüne dahildir. Buradaki ‘vav’ cem manasında olabilir. Mana: hakkı batılla karıştırmayı ve hakkı gizlemeyi bir araya toplamayın. Hakkı batılla karıştırmaktan murad Tevrat’ta olmayan şeyleri yazıp artırmalarıdır. Hakkı gizlemeleri Tevrat’ta ki bazı hükümleri gizlemek veya onu bozmak ve silmektir. Veya tahrif ve bulunduğu hali gayrisine değiştirmektir.

وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ (Halbuki biliyorsunuz) Karıştırıcı ve gizleyici olduğunuzu bildiğiniz halde. Bu daha çirkindir. Zira cahillikle bozan mazur olabilir.

وَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ وَآتُوا الزَّكَوةَ (Namazı dosdoğru kılın, zekatı ödeyin) Müslümanların namazı ve zekatı gibisini.

وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ (Rüku edenlerle birlikte rüku edin) Onlar arasında zira Yahudilerin namazlarında rüku yoktu. Buradaki namaz zekat ve rüku bilinen fiillerdir. (Müslümanların ibadetleri)

İslam’ın aslı olan hususlar ile onları emrettikten sonra şimdi de Füru' meselelerle onları emretti. Buradan kâfirlerin füru meselelerle de muhatap olduğu anlaşılmaktadır.

Ruku' huzu ve boyun eğmektir; Allahın dininde lazım gelen hususlarda tevazu ve kabullenmektir.

Rükudan muradın namaz olma ihtimali de vardır. Secde tabiri ile de namazdan bahs edilebilir. Ayrıca namaz kılanlarla birlikte cemaatle kılın şeklinde bir emir olması da ihtimallidir. Sanki şöyle buyrulmuştur. "Namazı kılın, tek olarak değil cemaatle birlikte kılın"

Bu ayet, Cemaatle namaz kılmanın vacib olmasına delil olur mu?

Cevapta deriz ki, tek kılınması adeti bunu men eder, ayrıca sünneti mükkede olması yeterlidir. İtikad olarak vacib olmaz, terk edenlerle savaşılır. Hâsılı kelam cemaatle namaz tek kılan üzerine yirmi yedi kat faziletlidir. Zira onda nefisleri temizlemek ve kabul ziyadeliği vardır.

أَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ (İnsanlara iyiliğimi emredersiniz) Baştaki hemze takrir ve tevbih (azarlamak) içindir. Onların halinden teaccübü ifade eder. Bu ayet Medine’deki Yahudi âlimleri hakkında indi. Onlar gizlice akraba ve yakınlarına Muhammed'e (Aleyhisselam) tabi olmalarıyla emrederlerdi. Fakat kendileri tabi olmazlardı.

Denildi ki sadaka vermeleri ile emrederlerdi, kendileri vermez di. Muhammed İbni Vas'ı derki, bana ulaştı ki cennet ehlinden bazı insanlar cehennemlik olanların bazısından haberdar oldular. Onlara derler: Muhakkak siz, bize dünyada bir takım şeyleri emr ederdiniz, onları yaptık ve cennete girdik. Cehennemlikler derki biz size emrederdik, dediklerimizin gayrısını yaparak muhalefet ederdik.

‘Birr’, hayırların ve sahibini cennete götüren razı olunmuş her bir fiildir. Peygamberimiz (Sallallahü aleyhi ve Sellem) buyurdu birr, nefsin sükûn bulduğu, kalbin mutmainne olduğu şeydir. ‘İsm’: nefsin sükûn bulmadığı, kalbin mutmainne olmadığı şeydir. Başka bir haberde birr, göğsün ferahladığı şey. İsm: insanlar sana fetva verseler de nefsinde iz bırakan şeydir.

وَتَنْسَوْنَ أَنفُسَكُمْ (Kendinizi unutur musunuz) Nefsinizi iyilikten terk edersiniz. Hakikaten unutmak manası değil de mecazen kendilerini iyilikten unutmuş gibi sayarlardı.

وَأَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ (Halbuki siz kitabı okuyorsunuz) hasmı susturmaktır. Tevrat’ı okuyorsunuz, halbuki onda Muhammed'in (Aleyhisselam) sıfatları vardır. Veya hıyanetliğe, iyiliği terk etmeye ve sözün fiile muhalif olmasına karşılık tehdit vardır.

أَفَلاَ تَعْقِلُونَ (Akıllanmayacak mısınız) O Kur'an haktır, artık ona tabi olursunuz. Büyük bir azarlamadır. Üzerinde devam ettiğiniz halin çirkinliğini anlamayacak mısınız? Sanki bu hususta aklınızın soyulmuş olması bunu men eder. Şu ayet bunun gibidir. "Size ve Allah'tan başka taptıklarınıza yazık olsun. Daha akıllanmayacak mısınız” ?

Akıl, devenin bağı tabirinden alındı. O bağ ile dizinden bağlanır, şer işlemeye güç yetiremez, idrak bununla isimlendirildi, zira sahibini helak eden şeylerden men eder. Güzel olan şeyleri ona düşündürür. Daha sonra idrak, hissedilen kuvvete bu isim verildi.

Selefin bazısı şöyle der: hayırla emredin, yapmazsanız da.

وَاسْتَعِينُوا (Yardım talep edin) ihtiyaçlarınız üzere Allahtan yardım isteyin.

بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ (Sabırla ve namazla) Namazın edasında sabr ederek namaz kılın; Namaz hükümlerini yüklenerek. Namaza münasip olan niyetin ihlası kalb ile, taharet, setri avret, kıbleye dönmek, orda ibadet için itikafa girmek, nefis şeytan ve heva ile mücadele etmek, Hak Tealaya yakarmak, Kur'an okumak, âzâlarla huşuyu belli etmek ve diğer hususları yerine getirerek sabırla kılın.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Allah namazda avuçlarını yere koymayan kulun namazına bakmaz (İbni Mesud)

"Ehline namaz ile emret ve sende onun üzerine sabret" denildi ki "Sabırla, Peygambere yardım üzere yardım talep edin."

İmam Mücahid "Oruç ve namazla yardım talep edin" dedi. Oruç sabır diye isimlendirildi, zira oda ibadet cinsinden biridir.

Denildi ki: belalar ve musibetlere, onlara sabretmekle yardım talep edin. O belaların vukuunda namaza iltica edin. Peygamberimiz (Sallallahü aleyhi ve Sellem) i bir iş bunaltınca namaza sürat ederdi.

İbni Abbastan (Radıyellahü anh) rivayet edildi ki kardeşinin öldüğü ona haber verildi, halbuki kendisi seferde idi. İstircayı (inna lillah ve inna ileyhi raciun) söyledi. Yoldan saptı ve iki rekât namaz kıldı. Namazda oturmayı uzun yaptı. Sonra kalkıp hayvanına doğru yürüdü. Şöyle diyordu "Allahtan sabır ve namazla yardım talep edin."

Bu ayet ile murad dua etmek değildir. Belalara karşı sabırla ve duayla sığınmakla yardım istemek değildir. Bu emirle muhatab olanlar İsrail oğullarıdır. Müslümanlara hitap değildir. Zira onlar üzerlerine zor gelen külfetli şeyler, riyaseti terk edip Muhammede tabi olmak, namaz kılmak, zekat vermek gibi şeylerle emredilince bu durumlarda sabır ve namazla yardım talep etmeleri onlara emredildi.

وَإِنَّهَا (Ve o namaz) Namaz ve sabırla yardım istemek. Veya namaz kılmak. Zamir getirilmesi namazın büyük şanındandır.

لَكَبِيرَةٌ (Elbette ağır gelir) Güçtür ağırdır. Şu ayet buna işaret eder. "Müşrikleri davet ettiğin şey (namaz) onlara ağır geldi."

Denildi ki "namazla yardım talep edin, zira o büyüktür. Sabırla yardım talep edin zira o büyüktür. Kısalık olması için kelamda hazf edildiler.

إِلاَّ عَلَى الْخَاشِعِينَ (Ancak huşu' edenler müstesnadır) Tevazu edenler. Huşu alçak gönüllü olmak, mutmainne olmaktır.

Hudu: yumuşaklık ve boyun eğmektir. Sözü yumuşak söyleyince خَضَعَتْ بِقَوْلِهَا denir.

Mevla Tealâ buyurdu: "Ey Peygamberin hanımların sizler kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer takva olursanız sözü yumuşak etmeyin" (Gevşek sesle konuşmayın)

Denildiki huşu! Azalarla olur. Huzu kalb ile olur. Doğrusu baş, lisan ve kavil fiilidir.

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.