Malûmun olsun ki, İmam Muhammed'den rivayet edilen Mebsût nushaları çoktur. Bunların en meşhuru Ebu Süleyman el-Cürcani'nin Mebsut'udur Müteehhirin ulemadan bir cemaat, Mebsût üzerine şerhler yazmışlardır. Hâherzâde ismi ile mâruf olan Şeyh ül-islam Bekir ile Şemsü'l-Eimme el-Hulvânî ve diğerleri bunlardandır. Haherzade'nin yazdığı şerhe «Mebsut-u Kebir» nâmı verilir. Bu zevatın Mebsut'ları hakikatte şerhlerden ibarettir. Onlar eserlerini İmam Muhammed'in Mebsût'u ile karışık olarak yazmışlardır. Nitekim «el-Câmiu's-Sagir»i şerh eden Fahru'l-İslâm Kâdîhân ve diğer ulema da böyle yapmışlardır. Bu meseleyi Kâdıhan «el-Câmiu's-Sagir»de beyan etmiştir; denilir. Halbuki murad Câmiu's-Sagir'in şerhidir. Diğerleri de böyledir.
Ben
bunları el-Bîrî'nin «el-Eşbâh» şerhi ile İsmail-i Nablusî'nin «Dürer»
şerhinden kısaltarak aldım. Bunları belle! Çünkü mezhebimiz ulemasının
«Tabakât» gibi bellenmesi mühim şeylerdendir. Mezhebimiz ulemasının
tabakalarını inşallah az ileride beyan edeceğim.
«el-Bahr» nâm
eserin hac bahsinde beyan edildiğine göre Hakim-i şehîd'in
«el-Kâfî»sinde İmam Muhammed'in altı kitabındaki bütün meseleler
toplanmıştır. Bunlara zâhir-i rivaye derler. Mi'râcu'd-Diraye sahibi
«Asl»ı Mebsut diye tefsir etmiştir. «el-Bahr ve en-Nehir» nâm eserlerin
bayram bahsinde İmam Muhammed'in, el-Asıl'dan sonra el-Câmiu's-Sagir'i
te'lif ettiği kaydedilmiş, itimat edilecek kitap ancak bu eserdir,
denilmiştir.
En-Nehir sahibi sözüne şöyle devam ediyor: el-Asl'a bu ismin verilmesi,
İmam Muhammed ilk eser olarak onu te'lif ettiği içindir. Sonra
el-Camiu's-Sağir'i, daha sonra el-Camiu'l-Kebir'i daha sonrada
ez-Ziyâdât'ı yazmıştır. Serahsî'nin beyanına göre imam Muhammed'ın
fıkıh babında tasnif ettiği son eseri es-Siyeru'l-Kebir'dir. İbn-i
Emirûl-Hacc'ın «Şerhu'l-Münye» nâmında ki eserinde İmam Muhammed'in
ekseriyetle kitaplarını Ebu Yusuf'a okuduğu, ancak Kebîr ismini verdiği
kitaplarını okumadığı kaydedilmektedir.
Kebîr ismini verdiği kitaplar: El-Mudârabetü'l-Kebir,
ez-Zira-atü'l-Kebir, el-Me'zünü'l-Kebir, el-Câmiu'l-Kebir ve
es-Siyeru'l-Kebîr gibi eserleridir ki bunlar, onun kendi emeğinin
mahsulüdür.
Kitaplardan nasıl fetvâ verileceğini az yukarda Fethü'l-Kadir'den
naklen bildirmiştik. Binaenaleyh garip kitaplardan fetva vermek câiz
değildir. «el-Eşbah» şerhinde şöyle deniliyor: «en-Nehir» Aynî'nin
Şerhü'l-Kenzi, Tenvirü'l-Ebsar, Dürrü'l-Muhtar gibi muhtasar
kitaplardan fetva vermek caiz değildir. Bunun sebebi ya müellifinin
hali bilinmemesidir. Meselâ Molla Miskîn'in «Kenz» şerhi ile
Kuhistâni'nin «en-Nikâye» şerhi bu kabildendir, yahut bu gibi
kitaplarda zayıf kaviller nakledilmiştir. Meselâ: Zahidî'nin
«el-Künye»si bu kabildendir.
Binaenaleyh bu kitaplardan fetva vermek câiz değildir. Ancak
kendisinden nakledilen zat malûm olursa o başka. Ben derim ki:
«el-Eşbah Ve'n-Nezâir»i de bunlara katmak gerekir. Çünkü kitapta öyle
kısa tabirler vardır ki mânâları ancak me'hazları görüldükten sonra
anlaşılır. Hatta kitabın birçok yerlerinde mânâyı bozacak şekilde
kısaltmalar vardır. Bunlar kitap hâşiyeleri ile beraber mütâlâa
edildiği zaman anlaşılır. Binaenaleyh, kitabın sırf metnini okumakla
iktifa eden bir müftü, hatadan salim olamaz. Mutlaka, onun hâşiyelerine
yahut başka kitaplara müracaat etmesi gerekir. Ebu's-Suûd el-Ezherî'nin
«Miskin» şerhi hâşiyesinde, İbn-i Nüseym'in «Fetâvâ»sı ile «Fetâvâ-i
Tûriyye»e itimad câiz değildir denildiğini gördüm.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
