MİLLET NE YAPSIN....
İki gün önce Diyarbakır’da İstiklal marşımızın
kabulünün 88.yıl dönümü münasebetiyle bir salon toplantısı
düzenlenmişti. İstiklal marşı demek milli bütünlük demektir. DTP bu
gerçeği bildiği için kongrelerinde hiçbir zaman İstiklal marşını
okumadı. Diyarbakır’da böyle bir etkinliğin düzenlenmiş olması bile
önemli bir mesajdır. İlgili bütün kurumların böyle bir organizasyona
destek olması gerekir?
Toplantı salonuna gelen iki subayın salonda bir kaç başörtülü bayan görünce,tepki göstererek salona girmediğini bazı haber siteleri flaş haber olarak verdi. Daha sonra herhangi bir yalanlama veya tekzipte gelmedi. Düşünebiliyor musunuz, Diyarbakır’da İstiklal marşı şairimiz anılıyor, bayrağımıza, marşımıza saygının en güzeli gösteriliyor ama iki komutan başörtüsüne tepki için salonu terk ediyor. Şimdi söyleyin bakalım, bu problemleri kim içinden çıkılamaz hale getiriyor, kim kangrenleştiriyor?
Tabi sorumluluğu sadece askerin üzerine yıkıp, çıkmak da mümkün değil. Asıl sorumluluk programı tertipleyenlerle, salonda bulunanlara düşüyor. Birileri baş örtüsünden rahatsız mı oldu, onların salondan çıkarılmasını mı istiyor, salonda bulunan herkes ya tepki gösterip dışarı çıkmalı, ya da bu ülkeyi babasının çiftliği sanan bu kişileri salonu terke mecbur etmelidir. Baş örtülüler değil, onlardan rahatsız olanlar salondan çıkmalıdır. Türkiye askeri bir kışla değildir. Bazı askerlerin yanlışlarının bedelini yıllardır kanla, gözyaşıyla bu millet ödüyor. Üç beş askeri bürokratın ülkenin kaderi ile dama taşı gibi oynamasına müsaade edilmemelidir. Bu zihniyet tasfiye edilmediği müddetçe, ne terörle ne de öteki problemlerle mücadele etmek mümkün değildir. Bu iş de genel kurmay’a düşüyor. (Basından...)
Ama olmadı.
Toplantı salonuna gelen iki subayın salonda bir kaç başörtülü bayan görünce,tepki göstererek salona girmediğini bazı haber siteleri flaş haber olarak verdi. Daha sonra herhangi bir yalanlama veya tekzipte gelmedi. Düşünebiliyor musunuz, Diyarbakır’da İstiklal marşı şairimiz anılıyor, bayrağımıza, marşımıza saygının en güzeli gösteriliyor ama iki komutan başörtüsüne tepki için salonu terk ediyor. Şimdi söyleyin bakalım, bu problemleri kim içinden çıkılamaz hale getiriyor, kim kangrenleştiriyor?
Tabi sorumluluğu sadece askerin üzerine yıkıp, çıkmak da mümkün değil. Asıl sorumluluk programı tertipleyenlerle, salonda bulunanlara düşüyor. Birileri baş örtüsünden rahatsız mı oldu, onların salondan çıkarılmasını mı istiyor, salonda bulunan herkes ya tepki gösterip dışarı çıkmalı, ya da bu ülkeyi babasının çiftliği sanan bu kişileri salonu terke mecbur etmelidir. Baş örtülüler değil, onlardan rahatsız olanlar salondan çıkmalıdır. Türkiye askeri bir kışla değildir. Bazı askerlerin yanlışlarının bedelini yıllardır kanla, gözyaşıyla bu millet ödüyor. Üç beş askeri bürokratın ülkenin kaderi ile dama taşı gibi oynamasına müsaade edilmemelidir. Bu zihniyet tasfiye edilmediği müddetçe, ne terörle ne de öteki problemlerle mücadele etmek mümkün değildir. Bu iş de genel kurmay’a düşüyor. (Basından...)
Editör:
Bu gibi insanlar dünya yaratılalı beri istisnasız varola gelmiştir. Allah bunların eksikliklerini göstermemiş taki müslümanlar sapla samanı karıştırmasınlar diye.Hazreti Kur'anda bu adamlar "işledikleri günahlar yüzünden kalpleri pas kaplamıştır" diye tarif edilmiş yine başka bir ayette "onların kalpleri üzerinde kılıfları vardır, onlar hakkı anlamazlar" buyrulmuş ve bu adamların kayadan daha farksız olduklarını ve ancak cehennemin işine yarayacakları beyan edilmiştir. Allah şerlerinden ümmeti muhafaza eylesin. AMİN...
| < Önceki | Sonraki > |
|---|













