.

.

E-posta Yazdır PDF

Tebliğ mi Dilenmek mi?

<<Asrımızda ise, başta Fethullah Gülen Hocaefendi ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin , yazmış oldukları Mektublara baktığımızda , İslamı aynı Efendimiz (SAV) 'min yaptığı üzere doğrudan Tebliğ etmek yerine , öncelikle Yanlış tanıtılan İslamın, müntesiblerini dilenmeye mahkum eden, barbar ve terörist bir Din olarak algılanan İslam'ın, doğru tanıtılmasına yönelik mesajlar içeren mektublar yazdıklarına şahit olmaktayız ! >> (Gençadam sitesinden…)

Yukarki yazı diyalog felsefesini güdenlerin sözleri. İslamı nasıl anladıkları ve ne yapmak istedikleri ortada. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, sadece Bizans Kisrasına yazmadı, etrafta bulunun bütün din sahibi kırallara gerektiği şekilde tebliğ etti. Hıristiyanlara yazılan mektubu, ayeti kerimenin bir parçası şeklindedir. “Aramızda ortak olan kelimeye gelin…” Bu ifadeler diğer mektublarında yoktur. Demek ki muhatabına göre yazmıştır. Hıristiyanlar, islama yakın olduklarını ve Allaha inandıklarını iddia ettiklerinden, onların anlayacağı uslup kullanılmıştır, ama hiç birisi gelmemiş kabul etmemişlerdir. Daha ne yazılacak ve söylenecek. Onlara yazılacak şey ancak şu olabilir: Ey Hıristiyanlar! Siz islama yakın olduğunuzu, Allah’a inandığınızı iddia ediyordunuz da, son peygamber size davet mektubu göndermişti ve siz kabullenmemiştiniz, hala daha aynı inattamısınız? Vaz geçip kabullenmeyecek misiniz? Denebilir.

Onlara mudara etmeye gerek yok, onlardan bir şey dilenmenize ise hiç gerek yok ve zelil olmanızdan başka bir şeye yaramaz, hem dünyada hem de ahırette zelil olursunuz.

İslamın devam bekası emri bil ma’ruf ve nehyi anil münkere bağlıdır. Yani islamı iyi bilip yaşayan kimseler, yaşantılarıyla ve ilmi dirayetleriyle islamı anlatacaklar ve takdim edecekler. Yaşamadığı halde islamın neyini anlatacaksınız, lüks içinde kara parayı aklamak için kurulan şirketler gazete ve basın kuruluşlarıyla ergenekon’un bir koluda sizin içinize girmişken islamı doğru anlatmaktan bahsetmenizin hiçbir değeri yoktur. Önce islamı, islam alimlerinin anladığı gibi anlayın, bir iki kişinin peşine takılıp kafayı kuma sokmayın. Papazla görüşmeden evvel haçlı seferlerini, bosna hersek olaylarını filistin katliamlarını bir düşünün, kiminle muhatab olacaksınız, kimden dileneceksiniz. Şerefi olan müslüman asla kafire boyun eğmez, islam yücedir, hiçbir kafirin islam üzerinde velayet hakkı yoktur. Kafirler necestir, hayvandan aşağıdırlar, dertleri şehvet ve ilahlıktır. Onlardaki kibir şeytanda yok, siz onlara hakkı kabul ettiremezsiniz, işinize bakın Allaha tam kul olun, hidayeti olan nasibini alır. Nitekim görüyoruz bazıları bir ezan sesiyle, Kur’an meali ile veya bir müslümanla tanışarak islamı seçiyor müslüman oluyor. Demekki hepsi olabilir, ama inatları ve küfürleri Allah’a iftiraları, Alah’a sövmeleri yani oğlu var demeleri işlerini bitiriyor.

İmamı Rabbani k.s. şöyle diyor: “İman ile küfür birbirine zıttır, asla bir arada olmaz.”

Şunu da söyleyelim: İslamı kim yanlış tanıtmış? Yine kendileri, İngilizin yetiştirdiği sahte şeyhler ve hoca bozuntuları halife Abdul Hamd hanı r.a. tahttan indirerek ehil olmayanları ortalığa yerleştirdi ve islamı bozuk kimselerle yanlış takdim etti. Müslim gündüz ve kalkancı olayları gözümüzün önünde. Bunlardan evvel geçenlerin haddi hesabı yok.

O halde biz ehli sünnet mü’minlerin bu hususta bir suçu ve kabahati yoktur, kabahat sahte liderlik koltuğunda olanlardadır. Vebal de onların üzerinedir.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in usulüne dönmedikçe, asla felah bulamayız ve başarılı olamayız. Onun metodu yerine konan metodlar hiçbir işe yaramaz, zira hadisi şerifin beyanına göre bid’at ehlinin namazı, orucu, haccı, cihadı ve hiçbir tasarrufu kabul değildir.

 

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.