.

.

Diğer Meseleler

E-posta Yazdır PDF

Miras Hukuku - 2

dumanl.jpgMiras  Engel Olan Şeyler Yedidir.

          Birincisi: Kısas veya keffareti gerektiren öldürmelerdir. Baba olduğu için kıssas kendisinden düşenler de mahrum olur. Aynı şekilde kefaretin müstehap olduğu öldürmelerde bunun altına girer.
Birincisi katliamd (kasden öldürmek) denilen öldürmek maksadı ile yapılmış olan aletlerle birisini öldürmektir.

İkincisi  üçe ayrılır. Birincisi; öldürmek maksadı için yapılmamış fakat öldürücü etki eden taş, sopa gibi şeylerle birini öldürmektir. İkincisi; hataen öldürmelerdir. Bir ava ateş edip insana isabet etmesi gibi. Üçüncüsü; hata yerine geçen öldürmelerdir. Uyurken birisinin üzerine düşüp ölümüne sebep olmak gibi. 


Pazar, 02 Kasım 2008 05:29 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Miras Hukuku - 1

bat.jpgMirastan hak sahibi olanlar

Ölünün terekesinde on bir sınıf hak sahibi vardır.

Birincisi: Farz ashabıdır. Bunlar Allah’u tealanın kitabında veya peygamber aleyhisselamın sünnetinde yada icma ile kendilerine muayyen bir hisse tayin edilmiş olanlardır.

İkincisi: Nesep yoluyla olan asebelerdir. (Bab tarafından yakınlar) Farz sahipleri hissesini aldıktan sonra kalan mal sırası üzere ölüye en yakın olan asabeye kalır. Bu sıralamada oğlan babanın önünde, baba kardeşin önünde, kardeş amcanın önünde olur.

Üçüncüsü: Asebeyi sebebiyyelerdir. Bunlar mevlel itaka denilen erkek veya kadın bir köleyi herhangi bir sebepten dolayı hür bırakan eski efendileridir. Çünkü bir köle veya cariyeyi hür yapan birinin köle üzerinde velayeti olup, onun varisi olur. Buna velaul itaka veya velaun nimet de denilir.

Dördüncüsü: Mevlel itakanın (köleyi hür edenin) asebesidir. Yani mevlel itaka köleden önce ölmüşse kölenin mirasını mevlelitakanın en yakın erkek asebesi alır. Çünkü peygamber efendimiz bir hadisi şeriflerinde “Kadınlara veladan sadece kendi azatlıkları vardır” buyurmuştur.

Beşincisi: Kendisine red yapılanlardır. Red farz asabından nesebi olanlara hisseleri oranında yapılır. İleride açıklaması gelecek.

Altıncası: Ölü ile arasına bir kadının girdiği, farz asabından olmayan akrabalardır. Dayı, teyze gibi. Bunların varis olmasının şartı karı, koca hariç yukarıda zikredilen hiçbir kimse olmaması durumundadır.

Yedincisi: Mevlal muvalattır. Bu  ölünün velayetini karşılıklı bir anlaşma ile kabul eden kişidir. Birbirlerine şu gibi bir cümle ifade ederek anlaşırlar. “Sen benim velimsin ben ölünce varisimsin. Ben bir cinayet işlersem akilesini yani diyetini ödersin”.

Sekizincisi: Mevlal muvalatın asebesidir. Mevlel itakanın sırası üzere olur.

Dokuzuncusu: Nesebi olmayan birisi için varislerden birisinin nesep ikrarında bulunması sonucu varis olanlardır. Mesela ölenin çocuklarından birisi nesebi olmayan biri için bu bizim kardeşimizdir demesi gibi . Bu durumda dört kayıt itibar edilir.

Birincisi: Nesebi meçhul olacak.

İkincisi: İkrarı yapan  kendi aleyhine değil başkasının aleyhine ikrarda bulunacak. Mesela kardeşim yani babamın oğlu diye ikrarda bulunacak. Bunun manası babamın mirasında bu kişide varistir demektir. Eğer ikrarı benim oğlumdur diye yapsa hiçbir sorun olmadan direk varis olur. Benim kardeşimdir denilerek yapılan ikrar başkasının (baba) aleyhine olduğu için sahih değildir. İkrarı yapanı bağlar. Yani eğer ikrardan dönmezse sadece onun hissesine ortak olur. Yalnız bu durumda ikinci bir varis daha ikrar ederse neseb sabit olup, bütün varisleri bağlar. İki kişinin ikrarı iki şahit yerine geçer.

Üçüncüsü: aleyhine ikrar edilen kişi (baba) hayatta değil ise diğer varisler bu ikrarı reddedecek. Eğer kabul ederlerse neseb sabit olacağı için normal varis olur.

Dördüncüsü: ikrarı yapan kişi bu ikrar üzere ölecek. Eğer ikrardan dönse, sonrada ölse diğer kişi varis olamaz.

Onuncusu: Üçtebirden daha ziyade vasiyetlerdir. Malın tamamı da olsa .

Onbirincisi: Sayılanların hiçbiri yoksa adil kişilerin elinde bulunan beytülmal gelir. Bu da bulunmazsa fukaraya tasadduk lazım gelir.

Çarşamba, 29 Ekim 2008 16:36 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

CİZYE HÜKÜMLERİ

paralr.jpgCİZYE  -EHLİ KİTABTAN ALINAN VERGİ- HAKKINDA BÖLÜM

 

Cizye, sulh ve karşılıklı rıza ile konunca değiştirilmez. Eğer belde savaşla feth edilirse ve ahalisi arazi üzerinde yerleştirilirse zenginliği zahir olan kişiler üzerine senede kırk sekiz dirhem cizye konur. Orta halliler üzerine bunun yarısı konur, çalışmaya gücü yeten fakirler üzerine dörtte biri konur.

Cizye, ehli kitap, acem olan mecusi ve putperest üzerine ko-nur. Araplar üzerine, mürtedler üzerine cizye konmaz. Bu ikisinden ancak islam veya kılıç (öldürülmek) kabul edilir. Bu ikisinin  kadınları ve küçük çocukları esir yapılır.

Çocuk, kadın, köle, mükateb, yaşlı, ihtiyar, kötürüm, kör ve ayağı kesik olan, kazanamayan fakir, insanlara karışmayan rahib üzerine cizye konmaz.

Cizye senenin başında vacib olur. Her ayda, o ayın taksitleri alınır. Müslüman olmakla veya ölümle cizye düşer. Tekerrur ile (geçmiş senelerin cizyesi) birbirine katılır, imameyn buna muhaliftir. Arazinin haracı böyle değildir (tedahul etmez, ayrıca alınır.)

Bizim yurdumuzda kilise veya havra veya tapınak yapmak caiz değildir. Yıkılmış olan, nakil olmaksızın tamir edilir.

Zimmi olan, müslümanlardan kıyafetiyle, bineğiyle, eğeriyle ayrılır. (farklı olur.[1]) Ata binemez, silah yapamaz, kuşağını gösterir[2], palan gibi olan (adi) eğere biner, en uygunu zaruret olmadıkça bineğe binmeye bırakılmamasıdır. Hayvana bindiği vakit müslümanların toplandığı yerlerde hayvandan iner.[3]

İlim ehline, zahidlere, şereflilere ait olan elbiseyi giyemez.  Zimmilerin kadınları, yollarda ve hamamlarda ayrılır. Kapısının üzerine, ona istiğfar edilmemesi için alamet konur. Selam ile baş-lanılmaz. Yol ona daraltılır.

Cizyeyi ayakta olarak verir, cizyeyi alan (görevlimiz) oturduğu halde onu silkeleyerek ve sert davranarak cizyeyi alır. Cizyeyi öde, ey zimmi! veya ey Allahın düşmanı! denir.

Onlarla yapılan anlaşma, cizye vermediği için bozulmaz. Veya bir müslümanla zina etmesiyle veya müslümanı öldürmesiyle veya Peygamberimize (Sallallahu aleyhi ve sellem) sövmesiyle ahdi bozulmaz. Belki daru-l harbe kaçmasıyla veya bizimle harb etmek için bir mevzıyı ele geçirmeleriyle (zimmet akti bozulur) mürted gibi olurlar, fakat esir edilse köle yapılırlar, mürtedler ise öldürülürdü.



[1] İşte islamın izzetinin sebeblerinden biri de kıyafetle kafirlerden ayrı olmamızdır.

[2] Kuşağında kafir olduğunun alameti vardır.

[3] İslama karşı tazim etmeleri gerekir. Bu tazimi onlara yaptırmazsak, şimdi onlar bizimkilere bunu yaptırmaktadırlar.

Pazartesi, 29 Eylül 2008 07:28 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

FIKIHTA GİYİNME HÜKÜMLERİ

tesettur-adabi-nasil-olmali.jpgGİYİNMEK FASLI

Giyinmenin farzı vardır. Bu, avreti örten, sıcaklık ve soğuğun zararını def eden elbisedir. Keten veya pamuk olması daha iyidir. En iyisi ile düşüğü arasında olur.

Müstahab olan, ziyneti takınmak için, Allahın nimetini açıkla-mak için, daha ziyadeli olan elbisedir. Mubah olan, süslenmek için giyinen güzel elbisedir. Mekruh olan, kibir için giyinmektir.

Elbisenin beyaz ve siyah olması müstehabtır. Kırmızı ve sarı mekruhtur.

Sarıkta sünnet olan ucunun  omuzlar arasından bir karış miktarı salıverilmesidir. Denildiki sırtın ortasına kadar, denildiki oturduğu yere kadar.[1] Sarığının (dolamasını) yenilemek isteyince, onu sardığı gibi çözer.

Kadınlar için ipek giyinmek helaldir, erkeklere helal değildir. Ancak alamet (markası için olan) dört parmak miktarı müstesnadır.

İpek yastık edinmek, ipek yatak edinmekte bir sakınca yoktur. İmameyn buna muhaliftir.

Dokumasının dik ipleri ibrişim (ipek) olup, yan örgüleri başka şey olan kumaşı giymekte bir sakınca yoktur.

Bunun aksi olan kumaş ancak harbte giyinir. Halis ipeği harb-te giymek mekruhtur, imameyn buna muhalefet etti.

Kadınlar için altın ve gümüşle süslenmek helaldir, erkekler için helal değildir. Ancak mühür, kemer tokası ve kılıcın kabzası gümüşten olabilir. Yüzüğün taşındaki çivinin altın olması müstes-nadır. Altın ve gümüşle elbiseye yazı yazmakta müstesnadır. Gümüşle dişi bağlamakta caiz olur, altınla caiz değildir. İmameyn buna muhaliftir.

Taş, sarı, demir ile yüzük kullanılmaz. Denildiki sarı taş ile mubahtır.

Yüzük kullanmayı terk etmek sultan ve hakimlerin gayrısı için efdaldir. (Sultan ve hakim gibi görevliler yüzüğü mühür için kullanırlardı.)

Gümüş sırmalı kaptan yemek ve içmek caizdir. Gümüş kapla-malı koltuğa oturmak, gümüşün olduğu yerden sakınmak şartıyla caizdir. Ebu Yusuf’a göre mekruhtur, İmamı Muhammed’den iki rivayet vardır.

Çocuğa altın veya ipek giyindirmek mekruhtur.[2]

Mendili kibirlenerek, terini silmek veya sümkürmek veya abdestte kullanmak için taşımak mekruhtur. Eğer ihtiyaç için ise mekruh olmaz. Sahih olan budur. (Kurulanmak için taşınır.)  

Parmağa, hatırlatma için ip bağlamakta bir beis yoktur.



[1] Bu zamanda insanlar alaycı olduklarından büyüklerimiz sarığın ucunun uzatılmamasını tavsiye etmişlerdir, zira cahiller sarığın ucunu kuyruğa benzetip alay ederse dinden çıkabilirler.

[2] Erkek çocuk mesul olmasa da, ona altını takanlar mes’ul olur.

Pazartesi, 29 Eylül 2008 07:25 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

İslamın Kafirlere Karşı Durumu!

kitap01.jpgSeyr Kitabı-Mülteka

Cihad, bizim tarafımızdan başlanmak bakımından farzı kifayedir. Bazı müslümanlar bunu ikame ederlerse, diğer bütün müslümanlar üzerinden sorumluluk düşer. Herkes terk ederse, tüm müslümanlar günahkar olur.

Çocuk, kadın, kör, ayağı kesik ve kötürüm olana farz değildir.

Eğer düşman galib olursa, herkese farz (farzı ayın) olur. Bu durumda kadın ve köle, kocası ve efendisinin izni olmadan şavaşa çıkar. Eğer (hazinede) ganimet varsa ücret vermek mekruh olur. Eğer yoksa, ücret vermek mekruh olmaz.

Kafirleri muhasara ettiğimiz zaman, onları islama davet ederiz. İslama girerlerse ne alâ; değilse cizye ehlinden (ehli kitab veya arap olmayan müşrik ve putperestlerden) iseler cizye vermeye davet ederiz. Onlara cizyenin miktarı ve ne zaman vacib olduğu beyan edilir. Eğer kabul ederlerse, bizim lehimize ve aleyhimize olan hususlar, onlar için de sabit olur. (Kanları ve malları koruma altında olur.)

Kendilerine (islam) daveti ulaşmayan kimselerle, onları davet etmeden evvel savaşmak haramdır. Davet kendilerine ulaşanları tekrar davet etmek mendubtur.

Eğer cizye vermeyi kabul etmezlerse, Allahu tealadan yardım isteriz ve onlarla savaşırız. Mancınıklar hazırlayarak, ateşler yakarak, su ile boğarak, ağaçlarını keserek, ekinlerini ifsat ederek onlarla savaşırız. Müslüman esirleri siper yapsalarda onlara (mermi) atarız ve (bu atışlarda) kafirleri kasdederiz.

Kadın ve Kur’anı, emniyetine güvenilmeyen müfreze ile birlikte göndermek mekruhtur. Emniyet olan ordu içinde götürmek mekruh değildir. Bizden birinin izinle onların arasına mushafı şerifi götürmesi, ahdi ifa ederlerse mekruh olmaz.

Ahdi bozmaktan, ganimetten çalmaktan, müsle yapmaktan (düşmanın kulağını, burnunu kesmek gözünü oymak gibi) men edildik. Kadın öldürmekten, mükellef olmayan (küçükleri) ve yaşlıları öldürmekten, kör veya kötürüm olan veya sağ eli kesik olanı öldürmekten men olunduk; ancak bunlar savaşmaya güç yetirirlerse veya savaş işinde fikir sahibi iseler veya mal sahibi olup onunla adamlarını savaşa teşvik ediyorsa veya sultan (idareci) iseler müstesnadır (bu durumda öldürülürler.)

Kişi, kafir babasını öldürmekten men edildi, belki başkasının öldürmesi için oğul sakınır; ancak babası onu öldürmeyi kasdetse ve onu def etmesi ancak öldürmesiyle mümkün ise bu durumda müstesnadır (oğul, kafir babasını öldürür.)

Şayet lehimize maslahat varsa onlarla sulh etmek caiz olur. Onlarla sulh etmek için onlara mal vermek caiz olmaz, ancak helak olma korkusu hali müstesnadır. Daha sonra anlaşmayı bozmakta bizim için menfaat varsa, onlara haber verilip anlaşna bozulabilir. Onlardan biri hıyanetlik ederek bize karşı savaşsa sadece o kişi öldürülür, eğer ittifaklı iseler veya sultanlarının izniyle olursa, anlaşmanın bozulduğunu bildirmeksizin hepsi ile savaşılır.

Onlara silah satılmaz, at ve demir gibi madenler de satılmaz, sulhten sonra olsa da. (Mühim madenler ve silahlar bu hükümdedir.)

 

Açıklama:

Yukarki metin, osmanlı döneminin en makbul fetva kitabı olan Mülteka’dan tercüme edilmiştir. Şimdi iyi düşünmek lazımdır. Bu hükmü uygulamak için evvela islamın gücü ve birliği olmalıdır, ilk iş müslümanların bu birliği sağlamaları ve bu gücü hazırlamalarıdır. Kafirlerle dostluk için vaktimiz yok, zira onların hedefi bizi de kendileri gibi yapıp dünyada cizye vermeden istedikleri gibi (hayvan gibi) yaşamaktır. İslamın hükmü tatbik edilmeyince onların hükmü geçerli olur.

Eğer bu hüküm uygulanmazsa veya bu niyet bulunmazsa o zaman islamın neresindeyiz? Kime müslüman olduğumuzu kabullendirebiliriz ki!

İşte islam aleminin başını tahtından indiren ahmak müslümanlar, alim ve üstad kılıklı sahte din hırsızları, islam ümmetini başsız bırakıp en büyük darbeyi içerden vurdular. Son dönem tarihini iyi okuyanlar yapılan ihanetin dehşetini anlarlar. Şimdi adam diye lafı edilenlerin o zaman kimlere yataklık ettiğini bizzat keşfederler.

Şimdi bu hükümleri bir kenara bırakıp iman ve cihadı örtbas edip genç zihinleri avrupa ve batı medeniyyeti ile büyüleyen, onlarında din sahibi olduğunu, aynı Allaha inandığını, cennete gireceklerini vesair bir sürü zırvalamayı körpe dimağlara ve kalblere zerkeden aldanmış ve aldatıcı kimselerin ne yapmak istediğini biraz anlamaya çalışmış oluruz. Madem onlarda bizim gibi idiler de ecdadımız neden onlarla yüzlerce kez savaştı can verdi kan verdi??? İlayı kelimetullah -İslam dinini yüceltmek- davası nerde kaldı??? Kim islamı yaşayacak, kim cihad edecek, kim düşmanla boğuşacak? Bırak bunları böyle bir niyeti kalbinde taşıyan kaç kişimiz var. Vaktinin imamını bilmeden ölen cahiliyye üzere ölmüştür hadisi şerifini ve Cihadın kıyamete kadar devam edeceğini bildiren hadisi şerifleri de hatırlatırız.

 

    

Perşembe, 25 Eylül 2008 15:29 tarihinde güncellendi

Sayfa 6 - 8

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.