Birincisi:Kısas veya keffareti gerektiren öldürmelerdir. Baba olduğu için kıssas
kendisinden düşenler de mahrum olur. Aynı şekilde kefaretin müstehap olduğu öldürmelerde
bunun altına girer.
Birincisi
katliamd (kasden öldürmek) denilen öldürmek maksadı ile yapılmış olan aletlerle birisini
öldürmektir.
İkincisi üçe
ayrılır. Birincisi; öldürmek maksadı için yapılmamış fakat öldürücü etki eden
taş, sopa gibi şeylerle birini öldürmektir. İkincisi; hataen öldürmelerdir. Bir
ava ateş edip insana isabet etmesi gibi. Üçüncüsü; hata yerine geçen
öldürmelerdir. Uyurken birisinin üzerine düşüp ölümüne sebep olmak gibi.
Pazar, 02 Kasım 2008 05:29 tarihinde güncellendi
Çarşamba, 29 Ekim 2008 09:08
Ali Kara
Miras Hukuku - 1
Mirastan hak sahibi olanlar
Ölünün terekesinde on bir sınıf hak sahibi vardır.
Birincisi:
Farz ashabıdır. Bunlar Allah’u tealanın kitabında veya peygamber aleyhisselamın
sünnetinde yada icma ile kendilerine muayyen bir hisse tayin edilmiş
olanlardır.
İkincisi: Nesep
yoluyla olan asebelerdir. (Bab tarafından yakınlar) Farz sahipleri hissesini aldıktan sonra kalan mal
sırası üzere ölüye en yakın olan asabeye kalır. Bu sıralamada oğlan babanın
önünde, baba kardeşin önünde, kardeş amcanın önünde olur.
Üçüncüsü: Asebeyi
sebebiyyelerdir. Bunlar mevlel itaka denilen erkek veya kadın bir köleyi
herhangi bir sebepten dolayı hür bırakan eski efendileridir. Çünkü bir köle veya
cariyeyi hür yapan birinin köle üzerinde velayeti olup, onun varisi olur. Buna
velaul itaka veya velaun nimet de denilir.
Dördüncüsü:
Mevlel itakanın (köleyi hür edenin) asebesidir. Yani mevlel itaka köleden önce ölmüşse kölenin
mirasını mevlelitakanın en yakın erkek asebesi alır. Çünkü peygamber efendimiz
bir hadisi şeriflerinde “Kadınlara veladan sadece kendi azatlıkları vardır” buyurmuştur.
Beşincisi:
Kendisine red yapılanlardır. Red farz asabından nesebi olanlara hisseleri
oranında yapılır. İleride açıklaması gelecek.
Altıncası:
Ölü ile arasına bir kadının girdiği, farz asabından olmayan akrabalardır.
Dayı, teyze gibi. Bunların varis olmasının şartı karı, koca hariç yukarıda
zikredilen hiçbir kimse olmaması durumundadır.
Yedincisi:
Mevlal muvalattır. Buölünün velayetini
karşılıklı bir anlaşma ile kabul eden kişidir. Birbirlerine şu gibi bir cümle
ifade ederek anlaşırlar. “Sen benim velimsin ben ölünce varisimsin. Ben bir
cinayet işlersem akilesini yani diyetini ödersin”.
Sekizincisi:
Mevlal muvalatın asebesidir. Mevlel itakanın sırası üzere olur.
Dokuzuncusu:
Nesebi olmayan birisi için varislerden birisinin nesep ikrarında bulunması
sonucu varis olanlardır. Mesela ölenin çocuklarından birisi nesebi olmayan biri
için bu bizim kardeşimizdir demesi gibi . Bu durumda dört kayıt itibar
edilir.
Birincisi: Nesebi meçhul olacak.
İkincisi: İkrarı yapankendi aleyhine değil başkasının aleyhine
ikrarda bulunacak. Mesela kardeşim yani babamın oğlu diye ikrarda bulunacak.
Bunun manası babamın mirasında bu kişide varistir demektir. Eğer ikrarı benim
oğlumdur diye yapsa hiçbir sorun olmadan direk varis olur. Benim kardeşimdir
denilerek yapılan ikrar başkasının (baba) aleyhine olduğu için sahih değildir.
İkrarı yapanı bağlar. Yani eğer ikrardan dönmezse sadece onun hissesine ortak
olur. Yalnız bu durumda ikinci bir varis daha ikrar ederse neseb sabit olup, bütün
varisleri bağlar. İki kişinin ikrarı iki şahit yerine geçer.
Üçüncüsü: aleyhine
ikrar edilen kişi (baba) hayatta değil ise diğer varisler bu ikrarı reddedecek.
Eğer kabul ederlerse neseb sabit olacağı için normal varis olur.
Dördüncüsü:
ikrarı yapan kişi bu ikrar üzere ölecek. Eğer ikrardan dönse, sonrada ölse
diğer kişi varis olamaz.
Onuncusu:
Üçtebirden daha ziyade vasiyetlerdir. Malın tamamı da olsa .
Onbirincisi:
Sayılanların hiçbiri yoksa adil kişilerin elinde bulunan beytülmal gelir. Bu da
bulunmazsa fukaraya tasadduk lazım gelir.
Çarşamba, 29 Ekim 2008 16:36 tarihinde güncellendi
Cumartesi, 27 Eylül 2008 09:35
Ali Kara
CİZYE HÜKÜMLERİ
CİZYE -EHLİ KİTABTAN ALINAN VERGİ- HAKKINDA BÖLÜM
Cizye,
sulh ve karşılıklı rıza ile konunca değiştirilmez. Eğer belde savaşla feth
edilirse ve ahalisi arazi üzerinde yerleştirilirse zenginliği zahir olan
kişiler üzerine senede kırk sekiz dirhem cizye konur. Orta halliler üzerine
bunun yarısı konur, çalışmaya gücü yeten fakirler üzerine dörtte biri konur.
Cizye,
ehli kitap, acem olan mecusi ve putperest üzerine ko-nur. Araplar üzerine,
mürtedler üzerine cizye konmaz. Bu ikisinden ancak islam veya kılıç (öldürülmek) kabul edilir. Bu ikisininkadınları ve küçük çocukları esir yapılır.
Çocuk,
kadın, köle, mükateb, yaşlı, ihtiyar, kötürüm, kör ve ayağı kesik olan,
kazanamayan fakir, insanlara karışmayan rahib üzerine cizye konmaz.
Cizye
senenin başında vacib olur. Her ayda, o ayın taksitleri alınır. Müslüman
olmakla veya ölümle cizye düşer. Tekerrur ile (geçmiş senelerin cizyesi) birbirine katılır,
imameyn buna muhaliftir. Arazinin haracı böyle değildir (tedahul etmez,
ayrıca alınır.)
Bizim
yurdumuzda kilise veya havra veya tapınak yapmak caiz değildir. Yıkılmış olan,
nakil olmaksızın tamir edilir.
Zimmi
olan, müslümanlardan kıyafetiyle, bineğiyle, eğeriyle ayrılır. (farklı olur.[1])
Ata binemez, silah yapamaz, kuşağını gösterir[2],
palan gibi olan (adi) eğere biner, en uygunu zaruret olmadıkça bineğe
binmeye bırakılmamasıdır. Hayvana bindiği vakit müslümanların toplandığı
yerlerde hayvandan iner.[3]
İlim
ehline, zahidlere, şereflilere ait olan elbiseyi giyemez.Zimmilerin kadınları, yollarda ve hamamlarda
ayrılır. Kapısının üzerine, ona istiğfar edilmemesi için alamet konur. Selam
ile baş-lanılmaz. Yol ona daraltılır.
Cizyeyi
ayakta olarak verir, cizyeyi alan (görevlimiz)
oturduğu halde onu silkeleyerek ve sert davranarak cizyeyi alır. Cizyeyi öde,
ey zimmi! veya ey Allahın düşmanı! denir.
Onlarla
yapılan anlaşma, cizye vermediği için bozulmaz. Veya bir müslümanla zina
etmesiyle veya müslümanı öldürmesiyle veya Peygamberimize (Sallallahu aleyhi ve sellem) sövmesiyle ahdi bozulmaz.
Belki daru-l harbe kaçmasıyla veya bizimle harb etmek için bir mevzıyı ele
geçirmeleriyle (zimmet akti bozulur) mürted gibi olurlar, fakat esir
edilse köle yapılırlar, mürtedler ise öldürülürdü.
[1] İşte islamın izzetinin sebeblerinden biri de kıyafetle
kafirlerden ayrı olmamızdır.
[3] İslama karşı tazim etmeleri gerekir. Bu tazimi onlara
yaptırmazsak, şimdi onlar bizimkilere bunu yaptırmaktadırlar.
Pazartesi, 29 Eylül 2008 07:28 tarihinde güncellendi
Cumartesi, 27 Eylül 2008 09:26
Ali Kara
FIKIHTA GİYİNME HÜKÜMLERİ
GİYİNMEK FASLI
Giyinmenin farzı vardır. Bu, avreti örten, sıcaklık ve soğuğun zararını
def eden elbisedir. Keten veya pamuk olması daha iyidir. En iyisi ile düşüğü
arasında olur.
Müstahab olan, ziyneti takınmak için, Allahın nimetini açıkla-mak için, daha
ziyadeli olan elbisedir. Mubah olan, süslenmek için giyinen güzel elbisedir.
Mekruh olan, kibir için giyinmektir.
Elbisenin beyaz ve siyah olması müstehabtır. Kırmızı ve sarı mekruhtur.
Sarıkta sünnet olan ucununomuzlar arasından bir karış miktarı salıverilmesidir. Denildiki sırtın
ortasına kadar, denildiki oturduğu yere kadar.[1]
Sarığının (dolamasını)
yenilemek isteyince, onu sardığı gibi çözer.
Kadınlar için ipek giyinmek helaldir, erkeklere helal değildir. Ancak
alamet (markası
için olan) dört parmak miktarı müstesnadır.
İpek yastık edinmek, ipek yatak edinmekte bir sakınca yoktur. İmameyn
buna muhaliftir.
Dokumasının dik ipleri ibrişim (ipek) olup, yan örgüleri başka şey olan kumaşı giymekte
bir sakınca yoktur.
Bunun aksi olan kumaş ancak harbte giyinir. Halis ipeği harb-te giymek
mekruhtur, imameyn buna muhalefet etti.
Kadınlar için altın ve gümüşle süslenmek helaldir, erkekler için helal
değildir. Ancak mühür, kemer tokası ve kılıcın kabzası gümüşten olabilir. Yüzüğün
taşındaki çivinin altın olması müstes-nadır. Altın ve gümüşle elbiseye yazı yazmakta
müstesnadır. Gümüşle dişi bağlamakta caiz olur, altınla caiz değildir. İmameyn
buna muhaliftir.
Taş, sarı, demir ile yüzük kullanılmaz. Denildiki sarı taş ile mubahtır.
Yüzük kullanmayı terk etmek sultan ve hakimlerin gayrısı için efdaldir. (Sultan ve hakim gibi görevliler
yüzüğü mühür için kullanırlardı.)
Gümüş sırmalı kaptan yemek ve içmek caizdir. Gümüş kapla-malı koltuğa
oturmak, gümüşün olduğu yerden sakınmak şartıyla caizdir. Ebu Yusuf’a göre
mekruhtur, İmamı Muhammed’den iki rivayet vardır.
Mendili kibirlenerek, terini silmek veya sümkürmek veya abdestte
kullanmak için taşımak mekruhtur. Eğer ihtiyaç için ise mekruh olmaz. Sahih
olan budur. (Kurulanmak
için taşınır.)
Parmağa, hatırlatma için ip bağlamakta bir beis yoktur.
[1] Bu zamanda insanlar alaycı olduklarından büyüklerimiz
sarığın ucunun uzatılmamasını tavsiye etmişlerdir, zira cahiller sarığın ucunu
kuyruğa benzetip alay ederse dinden çıkabilirler.
[2] Erkek çocuk mesul olmasa da, ona altını takanlar mes’ul
olur.
Pazartesi, 29 Eylül 2008 07:25 tarihinde güncellendi
Perşembe, 25 Eylül 2008 12:59
Ali Kara
İslamın Kafirlere Karşı Durumu!
Seyr Kitabı-Mülteka
Cihad, bizim tarafımızdan başlanmak bakımından farzı
kifayedir. Bazı müslümanlar bunu ikame ederlerse, diğer bütün müslümanlar
üzerinden sorumluluk düşer. Herkes terk ederse, tüm müslümanlar günahkar olur.
Çocuk, kadın, kör, ayağı kesik ve kötürüm olana farz
değildir.
Eğer düşman galib olursa, herkese farz (farzı ayın) olur.
Bu durumda kadın ve köle, kocası ve efendisinin izni olmadan şavaşa çıkar. Eğer
(hazinede) ganimet varsa ücret vermek mekruh olur. Eğer yoksa, ücret vermek
mekruh olmaz.
Kafirleri muhasara ettiğimiz zaman, onları islama davet
ederiz. İslama girerlerse ne alâ; değilse cizye ehlinden (ehli kitab veya arap
olmayan müşrik ve putperestlerden) iseler cizye vermeye davet ederiz. Onlara
cizyenin miktarı ve ne zaman vacib olduğu beyan edilir. Eğer kabul ederlerse,
bizim lehimize ve aleyhimize olan hususlar, onlar için de sabit olur. (Kanları
ve malları koruma altında olur.)
Kendilerine (islam) daveti ulaşmayan kimselerle, onları
davet etmeden evvel savaşmak haramdır. Davet kendilerine ulaşanları tekrar
davet etmek mendubtur.
Eğer cizye vermeyi kabul etmezlerse, Allahu tealadan
yardım isteriz ve onlarla savaşırız. Mancınıklar hazırlayarak, ateşler yakarak,
su ile boğarak, ağaçlarını keserek, ekinlerini ifsat ederek onlarla savaşırız.
Müslüman esirleri siper yapsalarda onlara (mermi) atarız ve (bu atışlarda)
kafirleri kasdederiz.
Kadın ve Kur’anı, emniyetine güvenilmeyen müfreze ile
birlikte göndermek mekruhtur. Emniyet olan ordu içinde götürmek mekruh
değildir. Bizden birinin izinle onların arasına mushafı şerifi götürmesi, ahdi
ifa ederlerse mekruh olmaz.
Ahdi bozmaktan, ganimetten çalmaktan, müsle yapmaktan
(düşmanın kulağını, burnunu kesmek gözünü oymak gibi) men edildik. Kadın
öldürmekten, mükellef olmayan (küçükleri) ve yaşlıları öldürmekten, kör veya
kötürüm olan veya sağ eli kesik olanı öldürmekten men olunduk; ancak bunlar
savaşmaya güç yetirirlerse veya savaş işinde fikir sahibi iseler veya mal
sahibi olup onunla adamlarını savaşa teşvik ediyorsa veya sultan (idareci) iseler
müstesnadır (bu durumda öldürülürler.)
Kişi, kafir babasını öldürmekten men edildi, belki
başkasının öldürmesi için oğul sakınır; ancak babası onu öldürmeyi kasdetse ve
onu def etmesi ancak öldürmesiyle mümkün ise bu durumda müstesnadır (oğul,
kafir babasını öldürür.)
Şayet lehimize maslahat varsa onlarla sulh etmek caiz
olur. Onlarla sulh etmek için onlara mal vermek caiz olmaz, ancak helak olma
korkusu hali müstesnadır. Daha sonra anlaşmayı bozmakta bizim için menfaat
varsa, onlara haber verilip anlaşna bozulabilir. Onlardan biri hıyanetlik
ederek bize karşı savaşsa sadece o kişi öldürülür, eğer ittifaklı iseler veya
sultanlarının izniyle olursa, anlaşmanın bozulduğunu bildirmeksizin hepsi ile
savaşılır.
Onlara silah satılmaz, at ve demir gibi madenler de
satılmaz, sulhten sonra olsa da. (Mühim madenler ve silahlar bu hükümdedir.)
Açıklama:
Yukarki metin, osmanlı döneminin en makbul fetva kitabı
olan Mülteka’dan tercüme edilmiştir. Şimdi iyi düşünmek lazımdır. Bu hükmü
uygulamak için evvela islamın gücü ve birliği olmalıdır, ilk iş müslümanların bu
birliği sağlamaları ve bu gücü hazırlamalarıdır. Kafirlerle dostluk için
vaktimiz yok, zira onların hedefi bizi de kendileri gibi yapıp dünyada cizye vermeden
istedikleri gibi (hayvan gibi) yaşamaktır. İslamın hükmü tatbik edilmeyince
onların hükmü geçerli olur.
Eğer bu hüküm uygulanmazsa veya bu niyet bulunmazsa o
zaman islamın neresindeyiz? Kime müslüman olduğumuzu kabullendirebiliriz ki!
İşte islam aleminin başını tahtından indiren ahmak
müslümanlar, alim ve üstad kılıklı sahte din hırsızları, islam ümmetini başsız
bırakıp en büyük darbeyi içerden vurdular. Son dönem tarihini iyi okuyanlar
yapılan ihanetin dehşetini anlarlar. Şimdi adam diye lafı edilenlerin o zaman
kimlere yataklık ettiğini bizzat keşfederler.
Şimdi bu hükümleri bir kenara bırakıp iman ve cihadı örtbas
edip genç zihinleri avrupa ve batı medeniyyeti ile büyüleyen, onlarında din
sahibi olduğunu, aynı Allaha inandığını, cennete gireceklerini vesair bir sürü
zırvalamayı körpe dimağlara ve kalblere zerkeden aldanmış ve aldatıcı
kimselerin ne yapmak istediğini biraz anlamaya çalışmış oluruz. Madem onlarda bizim gibi idiler de ecdadımız neden onlarla yüzlerce kez savaştı can verdi kan verdi??? İlayı kelimetullah -İslam dinini yüceltmek- davası nerde kaldı??? Kim islamı yaşayacak, kim cihad edecek, kim düşmanla boğuşacak? Bırak bunları böyle bir niyeti kalbinde taşıyan kaç kişimiz var. Vaktinin imamını bilmeden ölen cahiliyye üzere ölmüştür hadisi şerifini ve Cihadın kıyamete kadar devam edeceğini bildiren hadisi şerifleri de hatırlatırız.
Perşembe, 25 Eylül 2008 15:29 tarihinde güncellendi
Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir. Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.