.

.

Fıkıh Terimleri

E-posta Yazdır PDF

Ebu hanife r.a'nın makamı

makam.jpgMETİN: Ebu Hanife'ye bu yüksek makam nasıl verilmesin ki. kendisi kırk sene yatsının abdesti ile sabah namazını kılmış, ellibeş defa hacca gitmiş, Rabbini rüyasında yüz defa görmüştür.

Bu rüya mes'elesinin meşhur bir kıssası vardır:
Son haccında geceleyin Kâ'be'ye girmek için Kâ'be'nin bekçilerinden izin almış. Ve içeri girerek iki direk arasında nama-za durmuş. Namazda evvelâ sağ ayağının üzerine basmış, sol ayağını onun üstüne koymuş ve Kur'an-ı Kerim'i yarıya kadar okumuş. Sonra rükû' ve secdeye vararak ikinci rek'ata kalkmış. Bu sefer sol ayağı üzerine basmış, sağ ayağını onun üstüne koymuş. Ve Kur'an-ı Kerim'i hatmedinceye kadar okumuş.
Selâm verince ağlayarak Rabbine münâcâtta bulunmuş, «Ey Allahım! Bu zayıf kul sana hakkı ile ibâdet edemedi, ama seni hakkı ile bildi. İmdi hizmetimin noksanını marifetinin kemâ-line bağışla!», diye niyaz etmiş. Bunun üzerine Beyt-i Şerif'in yan tarafından biri seslenerek: «Ya Eba Hanife! Bizi nasıl lazımsa öyle bildin! Bize hizmet ettin; hizmeti de güzel yaptın. Seni ve mezhebine girerek kıyamete kadar sana tâbi olanları
affettik!».




E-posta Yazdır PDF

Mektubat-ı rabbaniden

fig2ulemacropped1.jpgMektubat-ı rabbaniden imam-ı azam ve mezhebi
İsa (a.s.)' ın durumu, İmamı A’zam El Küfî'nin durumu gibidir. Zira o (İmamı A’zam) takva, vera ve sünneti seniyyeye ittibası sayesinde, ictihad ve istinbatta odereceye ulaştı ki, sonra gelenler onu anlamaktan acizdirler. Onun içtihadlarını derin manalara dikkat ettiği için Kitab ve Sünnete muhalif zannettiler. Onu ve adamlarını (talebeleri, mezhebindeki müçtehidleri) görüş ashabı (kendi görüşün benimseyenler) zannederler. Bunlar İmamı A'zam'ın ilminin ve dirayetinin hakikatından haberdar olamadıkları için böyle söylediler. Yalnızca İmam Şafiî (r.a.) imamı A'zamın fıkıhtaki inceleğinden bir nebze anlamıştır. Çünkü şöyle buyurdu: “İnsanların hepsi fıkıhta imamın îyali (Aile efradı) dir.” Yazıklar olsun kısa görüşlülere ki; kendi görüşlerinin noksanlığını, başkasına nisbet etmek cür'etini gösterirler.
-Fusûlu Sitte- kitabında Muhammed Parisa (k.s.) şöyle demiştir;

 

Cumartesi, 26 Temmuz 2008 19:35 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

İmam-ı azam r.a

imam-0.jpgBu adamlar Allah'ın nurunu söndürmek maksadı ile onun içtihadına ve akidesine bile saldırdılar. Halbuki Hazret-i İmam onların iftira ettikleri şeylerden tamamen münezzeh idi. Ama Allah, nurunu tamamlanmasın-dan başka bir şeye râzı olmaz!
Nitekim bazıları İmam Mâlik hakkında, bazıları İmam Şafiî, bir takımları İmam Ahmed hakkında söz ettikleri gibi, bir fırka Ebu Bekir'le Ömer, diğer bir fırka da Osman ile Ali (r.a.) hakla-rında söz etmişlerdir. Hatta bir fırka bütün ashâb-ı kiramı tekfir etmişlerdir.
İmam A'zam Ebu Hanîfe (rahimehullah) lehine müdâfaa eseri yazanlardan biri de Allâme Suyûtî'dir. Kitabının adı «Tebyîz'z-Sahife»dir. Allame İbn-i Hacer dahi bu vâdide «el-Hayratü'l-Hısân» adlı eserini yazmıştır. Hanbelilerden Allame Yusuf b. Abdülhâdî de büyük bir cilt kitap yazmıştır.
«Tenvîru's-Sahife» adını verdiği bu eserde İbn-i Abdi'l-Ber'den şunu nakleder: «Ebu Hanife hakkında kötü söz söyle-me! Sakın onun hakkında kötü söz söyleyen bir kimseyi de tasdik etme! Vallahi ben ondan daha fazîletli, daha vera' ve takva sahibi ve daha fakih kimse görmedim».

Pazar, 27 Temmuz 2008 08:03 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Amel edilen kitaplar

belge_1-2.jpg

  Mercuh kavilden murad, terkedilen sözdür. Meselâ; İmam Ebû Yusuf'un kavli varken, İmam Muhammed'in sahih kabul edilmeyen, yahut kuvvetli görülmeyen kavli bu kabildendir. Zahir-i Rivaye'nin hîlâfına bir kavil, sahih de kabul edilmezse, bununla fetva vermenin bâtıl olması evleviyette kalır. Rücû edilen kaville fetvâ vermek de böyledir.
Müleffak hükümden murad; iki mezhepten alınarak verilen hükmün sahih olup olmamasıdır. Meselâ; abdestli bir kimsenin bedeninden kan akar ve bir kadına dokunur da sonra o abdestle namaz kılarsa, bu namazın sıhhati Şafiî ve Hanefi mezheplerinden müleffak yani karma bir hüküm dür, telfîk bâtıldır, namaz da sahih değildir.
Bir müctehidin kavliyle amel ettikten sonra, onu taklitten rücû etmenin bil-icma bâtıl olması meselesine gelince; bunu, muhakkîk İbn-i Hümâm «Tahrîr»inde açıkca beyan ettiği gibi;

Pazar, 27 Temmuz 2008 09:54 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Metin - Müftü ile Kâdı Arasındaki Fark

belge_2.jpg METİN
Şeyh Kâsım'ın «Tashih» namını verdiği kitabında söylediklerinin hasılı şudur ki, müftü ile kadı arasında fark yoktur.
Ancak, müftü hükmü haber verir, kadı ise onu ilzam eder. Mercuh, yani terkedilmiş bir kaville hüküm ve fetva vermek cehalettir, icmaa muhalefettir.  Müleffek hüküm, bi'l-icma batıldır.
Bir müçtehidi amelde taklid ettikten sonra rücû etmek, bilittifak batıldır. Mezhepte muhtar olan budur. Hilâf, müçtehid olan kadıya mahsustur. Mukallide gelince; onun, mezhebi hilafına hüküm vermesi asla nafiz/geçerli değildir. «el-Künye» nam kitapta da böyledir.
Ben derim ki: Bilhassa bizim zamanımızda katiyyen nafiz olamaz. Çünkü Sultan, zayıf kavillerle hüküm vermekten nehyettiğini fermanında hasseten bildirmiştir. Şu halde,

 


Pazartesi, 18 Ağustos 2008 13:56 tarihinde güncellendi

Sayfa 11 - 12

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.