Bu adamlar Allah'ın nurunu söndürmek maksadı ile onun içtihadına ve akidesine bile saldırdılar. Halbuki Hazret-i İmam onların iftira ettikleri şeylerden tamamen münezzeh idi. Ama Allah, nurunu tamamlanmasın-dan başka bir şeye râzı olmaz! Nitekim bazıları İmam Mâlik hakkında, bazıları İmam Şafiî, bir takımları İmam Ahmed hakkında söz ettikleri gibi, bir fırka Ebu Bekir'le Ömer, diğer bir fırka da Osman ile Ali (r.a.) hakla-rında söz etmişlerdir. Hatta bir fırka bütün ashâb-ı kiramı tekfir etmişlerdir.
İmam A'zam Ebu Hanîfe (rahimehullah) lehine müdâfaa eseri yazanlardan biri de Allâme Suyûtî'dir. Kitabının adı «Tebyîz'z-Sahife»dir. Allame İbn-i Hacer dahi bu vâdide «el-Hayratü'l-Hısân» adlı eserini yazmıştır. Hanbelilerden Allame Yusuf b. Abdülhâdî de büyük bir cilt kitap yazmıştır.
«Tenvîru's-Sahife» adını verdiği bu eserde İbn-i Abdi'l-Ber'den şunu nakleder: «Ebu Hanife hakkında kötü söz söyle-me! Sakın onun hakkında kötü söz söyleyen bir kimseyi de tasdik etme! Vallahi ben ondan daha fazîletli, daha vera' ve takva sahibi ve daha fakih kimse görmedim».
Sonra sözüne şöyle
devam eder: «Hatîb'in sözüne kimse aldanma-malıdır. Çünkü onun ulemadan
Ebu Hanîfe, İmam Ahmed ve bazı arkadaşları gibilerine karşı aşırı
asabiyeti vardır. Onlara her yönden saldır mıştır. Ulemadan biri onun
hakkında «Es-Sehmü'l- Musib-i fi Kebidi'l-Hatîbi» adlı eseri
yazmıştır.»
İbni'l-Cevzi'ye gelince... O, Hatibe tabi' olmuştur. Torunu
İbni'l-Cev-zı'ye şaşmış; «Mir'atü'z-Zaman» adlı eserinde şöyle
demiştir: «Hatib'e şaşılmaz; çünkü o ulemadan bir cemaata taan
etmiştir. Fakat dedeme şaşılır. Nasıl olmuş da onun üslubunda yürümüş;
daha büyüğünü de irtikap edebilmiştir».
Ebu Hanife'ye karşı mutaassıp davrananlardan bazıları da Dârekut-nî ile
Ebu Nuaym'dır. Ebu Nuaym «el-Hilye» nâm ese-rinde ilim ve zühd
itibariyle ondan daha aşağı olanları zikretmiş, fakat Ebu Hanîfe'den
bahsetmemiştir.
Ebu Hanife'yi müdafaa edenlerden biri de Şa'ranî'dir. «el-Mizan» nâm eserinde mütalâaya değer şeyler söylemiştir.
İbn-i Hacer «el-Hayratü'l-Hisân» da şöyle diyor: «Hatîb'in kaailinden
naklettiği sözün doğru olduğu farzedilse bile o söze itimad edilmez.
Çünkü söyleyen kimse İmam A'zam'ın akranın-dan değilse düşmanlarının
söylediğini veya yazdığını taklid etmiştir. Akranından ise hüküm yine
budur. Çünkü akran olanla-rın birbirleri hakkında "söyledikleri makbul
değildir. Nitekim Zehebî ile Askalanî bunu tasrih etmişler, bahusus
söylenen söz bir düşmanlıktan veya mezhepden dolayı olursa hiç kabul
edilmez» demişlerdir. Zira hasedden Allah'ın koruduklarından başka
kimse kurtulamaz.
Zehebî, «Peygamberlerle sıddîklar asrı müstesnâ, hased-den hiç bir
zaman halkı hâli kalmamıştır», diyor. Tâc Subkî' de şunları söylüyor:
«Ey irşâd arayan! Sana yaraşan hal, geçmiş imamlara karşı edep yolunu
tutmandır. onların birbirleri hakkındaki sözle-rine bakma! Ancak
söylediklerine açık delil getirirlerse o başka! Te'vil ve hüsn-ü zanna
mukte dir isen bunu yap! Aksi takdirde vazgeç! Sakın Ebu Hanîfe ile
Süfyan-ı Sevrî yahud Malik ile İbn-i ebi Zi'b veya Ahmed b. Salih ile
Nesâî, Ahmed'le Hars Muhâsibi arasında gecen şeylere kulak asma».
Sübkî, İmam Malik'in akranından bir çoklarının onun hak-kındaki
sözlerini ve İbn-i Mâî'nin İmam Şafiî hakkındaki sözünü nakletmiş ve
şöyle demiştir: «Bu iki imam ve emsali hakkında söz edenler ancak Hasan
b. Hânî'nin şu beytinde dediği gibi-dirler:
«Ey yüksek dağı yarmak için toslayan! başına acı, dağa acıma!».
Subkî gerek bu bâbda gerekse gelmiş geçmiş imamlardan Ebu Hanîfe'yi
medih ve senâda bulunanlar; onun geniş bilgisini, zekâsını, zühd ve
takvâsını, ibâdetlerini, ihtiyatını, Allah'tan korkmasını ve sâir
hususâtını nakledenler hakkında sözü pek uzatmıştır. Bu hususâtın
tafsilâtı cildlerle kitap doldurur.
Ebu Hanîfe hakkında İmam Gazâlî'ye nisbet edilen sözün aslı yoktur.
Bunu Gazâli'nin kendinden tevâturen nakledilen «İhyâu'l-Ulûm» undaki
sözleri reddetmektedir. Gazâlî dört mez-hep imamının hal
tercemelerinden bahsederken şunları söyle-miştir:
«Ebu Hanîfe'ye gelince: Gerçekten o dahi âbid, zâhid, ârif-i billah ve
Allah'dan korkan, ilmi ile Allah'ın rızâsını dileyen bir zat idi...».
Ben derim ki: Selefin birbirleri hakkında söz etmelerine şaşılmaz.
Nitekim bunu sahabe de yapmışlardır. Çünkü onlar müçtehid idiler.
Birinin diğerine muhalefetini gördüler mi itiraz ederler; bilhassa
muhâlifin hata ettiğine delil bulurlarsa susmaz-lardı. Ama onların
maksadı kendilerini değil, ancak dini müdafaa etmek idi.
Şaşılacak olanlar bizim zamanımızdaki âlim geçinenlerdir. Yemesinde,
içmesinde, giyiminde, akidlerinde, nikâhlarında ve birçok ibâdetleri
hususunda İmam A'zam'ı taklid eder; sonra ona ve onun ashâbına dil
uzatır! Böylesi ancak hücum ve firar hallerinde bulunan bir atın
kuyruğu altına konan sineğe benzer. Keşke bilse idim! Bu adam neden Ebu
Hanîfe hakkında söyle-neni tasdik ediyor da kendi mezhebinin imamı
hakkında söyle-nenleri tasdik etmiyor! Ve bu büyük imama karşı
gösterdiği edep ve terbiye hususunda kendi mezhebinin imamını neden
taklid etmiyor!
Filhakika ulema üç mezhep imamının bilhassa İmam Şafiî (r.a.) nin Ebu
Hanîfe'yı, senâ ettiklerini ona karşı edep ve nezaket gösterdiklerini
nakletmişlerdir. Kâmilden ancak kemal sâdır olur. Nakıs onun aksinedir.
İtirazcıya itirazda bulunduğu zâtın bereketinden mahrum kalması
kâfidir. Bizi bundan Allah korusun! Vesair müçtehid imamlarla bütün
salih kullarını sevmek te dâim kılsın! Bizi kıyâmet gününde onlarla
birlikte haşreylesin!
Rivayet olunduğuna göre İmam Şafiî'nin Ebu Hanîfe'ye karşı gösterdiği
edep ve terbiyeye bir misal, onun şu sözüdür: «Ben Ebu Hanîfe ile
teberrük ederim. Kabrine giderim; bir hacetim olursa iki rekât namaz
kılarım; onun kabrinin yanında hacetimi Allah'dan dilerim ve hemen
hacetim görülür».
«el-Minhac» üzerine şerh yazanlardan birinin beyanına göre İmam Şafiî
sabah namazını Ebu Hanîfe'nin kabri yanında kılmış da kunut yap-mamış,
kendisine niçin kunut yapmadığı sorulunca, «Şu kabrin sahibine karşı
teeddübümünden,» cevabını vermiş.
Başka biri imam Şafiî'nin besmeleyı âşikâr okumadığını da
kaydet-miştir. Ulema, Hazret-i Şafiî'nin bu hareketini şöyle izah
etmişlerdir: Bazen sünnete öyle şeyler ârız olur ki, ihtiyaç anında
onun terkini tercih ettirir. Hasedlik çeken kimseye ağzının payını
vermek, câhile öğretmek gibi.
Şübhesiz Ebu Hanîfe'nin birçok hasedçileri vardı. Bir şeyi fiil ile
anlatmak, sözle anlatmaktan daha açıktır. İmam Şafiî (r.a.) nin kunutu
ve besmeleyi fiilen göstermesi daha iyi olmuştur.
Ben derim ki: İmam A'zam'a dil uzatan bu ahmak adamın, kendi mezhebinin
imamına da taan etmiş olduğu meydandadır. Onun için «el-Mizân» nâm
eserde şöyle denilmiştir: «Ben Aliyyü-l-Havvâs Rahimellah Hazretleri'ni
tekrar tekrar şunu söylerken işittim :
Müçtehid imamlara tâbi olanların, imamları kimleri medih etmişse onlara
ta'zimde bulunmaları lâzımdır. Çünkü bir mezhep imamı bir âlimi
medhettiği vakit ona uyarak bütün tâbi'lerinin de o âlimi medih
etmeleri, Allah'ın dini hakkında kendi re'yi ile söz söylemiş olmaktan
onu tenzih etmeleri vacip olur. İmam Malik'in ve Şâfi'nin mezhebinde
olanlar insaf etseler, kendi imamlarının Ebu Hanîfe'yi medih
ettiklerini işittikden sonra hiç biri Ebu Hanîfe'nin kavillerinden bir
kavli hafif bulmazlardı. Onun yüksek makâmını medh ve senâ hususunda
İmam Şafiî (r.a.) in sabah namazında kunutu terk etmesinden başka bir
şey olmasa, tabilerinin de ona karşı edepli ve terbiyeli olması lâzım
geldiğine bu yeterdi».
| < Önceki | Sonraki > |
|---|














