.

.

Kıssalar

E-posta Yazdır PDF

KISSADAN HİSSE - 1

ADİL HÜKÜMDAR

Hikaye edildi ki İran hükümdarı Enişurvan bir gün avdan dönmüştü, bir bahçeye uğradı, orda bulunan bir çocuğa; bana nar ver, dedi. Çocuk ona nar verdi. Ondan sıkarak bol su çıkarttı, öyle ki Enişurvan’ın susuzluğunu giderdi. Bundan dolayı Enişurvan teaccüb etti. Bahçeyi çocuktan alıp kendi mülküne katma düşüncesini içinde gizledi. Çocuktan tekrar bir nar istedi. Narı sıkınca bu defa suyu az çıktı. Çocuğa bunun sırrını sordu.

Çocuk: Herhalde hükümdar bir zulüm yapmayı kasdetti. Enişurvan kalbinden pişman olup tevbe etti. Tekrar bir nar daha istedi. Bu defasında, ilk nardan daha fazla suyu çıkınca , çocuk dedi: Herhalde hükümdar tevbe etti.

Enişurvan meseleyi anladı ve zulüm işlemekten tamamıyla tevbe etti. İsmi ebedi olarak –adil hükümdar- diye kaldı. Öyleki Resulullah s.a.v onunla övünmüştür:

“Adaletli melik zamanında dünyaya geldim.” (Ruhul Beyan 1/7)

ALLAH KORKUSU

Hikaye edildi ki Süfyan-ı Sevri r.aleyh, akşam namazında bir topluluğa imamlık yaptı. “Ancak sana ibadet ederiz, ancak senden yardım dileriz.” (Fatiha: 5) ayetini okuyunca, bayılarak yere düştü. Ayıkınca, bunun sebebini sordular; şöyle dedi: Doktorların ve sultanların kapısına niçin gidersin? Diye sorulmasından korktum. (Ruhul Beyan 1/11)

İBRAHİM A.S. IN TEVEKKÜLÜ

Nemrud’un ateşine atıldığı anda Cebrail a.s. gelip: Bir ihtiyacın varmı? Dedi.

-Sana ihtiyacım yok.

Cebrail a.s.: Öyleyse Allahu teala’dan iste.

- Halimi bilmesi, istemem için yeterlidir. (Ruhul Beyan 1/11)

İMAMI A’ZAM’IN r.a TAKVASI

Hikaye edildi ki İmamı A’zam r.aleyh, alcaklı olduğu kişinin kapısındaki ağacın gölgesinde oturmaz ve şu hadisi şerifi rivayet ederdi:

“Menfaate götüren hertürlü borç, faizdir.” (Ruhul Beyan 1/21)

BEYAZID-I BESTAMİ k.s.

Şöyle denildi: Beyazıd k.s. , sahrada bir arkadaşıyla seyahat ederken elbisesini yıkamıştı, arkadaşı ona şöyle dedi:

- Elbiseyi üzüm bağının duvarına asalım, kurusun.

- Beyazıd k.s. : İnsanların duvarına kendi dreğimizi koyamayız, dedi.

- Ağaca asalım.

- Dallarını kırar.

- Yere serelim.

- Orada hayvanların yiyeceği var, örtemeyiz.

Elbiseyi sırtına yasladı, bir tarafı kuruyunca, diğer tarafını çevirdi ve o tarafı da kuruttu. (Ruhul Beyan 1/21)

SADAKAT - EMANET

“Muhakkah Âdem ile ahitleşmiştik, onun için azim/sebat bulmadık” (Taha: 115) Ayetin tefsirinde şöyle bir kıssa var:

Şeyhin birinin bir talebesi vardı, kendisinin çok emin olduğunu iddia ederdi. Halbuki şeyhi onun böyle olmadığını biliyordu. Mürid şeyhine emin olduğunu göstermeye çalışır ve bunu iddia eder, kendisine ilahi sırların açılmasını isterdi.

Şeyh efendi bir gün talebelerinden birini yanına aldı, onu odasında gizledi, bir koç alıp onu boğazladı, kesilen hayvanı bir çuvala koydu. O sıra emniyetli olduğunu iddia eden talebesi içeri girdi ve şeyhin eli kanlanmış halini gördü, önünde bir çuval var, şeyhin elinde bıçak.

Ey Efendim, halin nedir? Diye şeyhine sordu.

-Filan talebe beni öfkelendirdi, ben de onu öldürdüm. (Yalancı olmaması için şeyh bundan, talebenin hevasını yok ettiğini kasdetti.)

Mürid zannettiki öldürülen talebe çuvalın içindedir.

Şeyh: Bu bir emanettir, bana yardım et bunu gömelim, sırrımı kimseye söyleme, dedi. Birlikte evin bahçesine çuvalı gömdüler.

Şeyh efendi bununla şu talebesini imtihan etmeyi kasdetmişti.

Çuvala konduğu iddia edilen çocuğun babası ziyerete gelip görüşmek istemiş. Şeyh efendi, o benim yanımdadır, diyerek babasını geri çevirdi.

Emin olduğunu idia eden talebe, bu durumu kabullenemeyip çocuğun babasına giderek oğlunun öldürülmüş olduğunu ve gömüldüğünü haber verdi. Babası olayı sultana haber verdi. Sultan bu hususta durakladı, zira şeyh efendinin kıymetini yüceliğini biliyordu. Ona kadı ve fukahayı gönderdi. O sıra emin olduğunu iddia eden talebe şeyhi hakkında ileri geri konuşmaya başladı.

Şahitler de hazır olunca çuvalı bulup çıkarttılar, içinde kesilmiş koçu gördüler. Kesildiği iddia edilen talebe de ortaya çıktı. İhbar eden ve emin olduğunu iddia eden talebe rezil olup pişman oldu ama ona faydası olmadı. (Ruhul Beyan)

VELİNİN SÖZÜ

Hikaye edildi ki Nasıruddin Tusi, ziyaret için Allah dostlarından birinin yanına girdi, o zata şöyle denildi:

Bu (ziyarete gelen) alemin en bilgini olan Nasıruddin Tusi’dir.

Allah dostu dedi ki: Bu zatın kemalatı nedir?

Denildi ki: Gök ilmi hakkında bunun dengi yoktur.

Veli olan zat: Beyaz eşek ondan daha bilgilidir.

Tusi öfkeyle dönüp ordan kalktı. O gece yolunda uğradığı bir değirmenin kapısına geldi.

Değirmenci şöyle dedi: Eve gir, zira bu gece büyük bir yağmur gelecek, öyleki ksapısını kapamayanı sel alıp götürecek.

Tusi, bunun açıklamasın değirmenciye sorar.

Değirmenci: Benim beyaz eşeğim var, kuyruğunu üç defa gök tarafına doğru sallarsa,yağmur yağmaz. Şayet yer tarafına doğru sallarsa, yağmur yağar.

(O gece şiddetli yağmur yağdı.)

Tusi bu açıklamayı işitince, kendi acizliğini itiraf etti ve ziyaret ettiği velinin doğruluğunu tasdik etti, öfkesi yok oldu. (Ruhul Beyan 1/150)

 

Perşembe, 07 Ekim 2010 22:30 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

KUŞUN DİLEĞİ - MEVLANA DAN

papagan_resmi.jpgMESNEVİ’DEN

DUDU KUŞUNUN DİLEĞİ

MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMÎ K.S.


Zengin bir tüccar alış-veriş için uzak ülkelere gidecekti. Yola çıkmadan önce bütün ev halkına istedikleri hediyeleri sordu. Herkes istediğini söyledi. Tüccar  Allahaısmarladık diyerek evden çıkarken, kafesinde boynu bükük duran dudu kuşunu gördü ve yanına yaklaşıp:

- Ya sen ne armağan istersin güzel kuşum, istermisin sana altın kafes alayım? Dedi.

Dudu kuşu dilleniverdi.

- Muhterem efendim, gideceğin yerde benim cinslerimi görünce halimi anlat. De ki:

      Sizin hasretinizi çeken dudu, bizim evde, kafeste kapalı. Size selam söyledi, yardım istedi, bir kurtuluş yolu sordu. Ben sizin hasretinizle gurbet ellerde kalayım da, siz yeşil çayırlarda çiçekli ağaçlarda sefa sürün! Doğrumu bu?

      Tüccar dudusunun böyle hayret etti ve ona Senin isteğinide yerine getiririm diye söz verdi.

       Tüccar uzak doğu ülkelerine gidiyordu.Hindistan’a varınca sınır boyunda birkaç dudu gördü ve kendi dudusunun selamını bildirerek söylediklerini onlara anlattı. Onu dinleyen dudulardan biri titredi, çırpındı, sonra düşüp kapkatı kesildi, öldü. Tüccar ona selam getirdiğine pişman oldu. Bir cana kıydım diye üzüldü. Bu dudu benim dudumun akrabası galiba diye düşündü.

        Alış-verişini bitirip memleketine dönen tüccar, bütün ev halkına getirdiği armağanları dağıttı. Dudu kuşuna bir şey getirmemişti. Dudu sordu:

         - Bana bir haber yokmu?

         - Var ama, anlatamam, söylediklerini oradaki dudulara anlattım diye hala pişmanlık duyuyorum.

         - Niçin pişmansın anlat üzülmem.

- Şikayetini sana benzeyen dudulara söyledim. İçlerinde biri senin derdini duyunca kalbi durdu öldü. Bu sözleri duyunca oda titreyip düştü kaskatı kesildi.Tüccar çok üzülmüştü. Kafesin karşısına geçip söylemeye başladı:

Ey benim güzel kuşum, sana ne oldu? Sen benim ruhumun neşesi idin. Sana gözüm gibi bakıyordum, altın kafesler içinde yatırıyor, güzel yiyecekler veriyordum. Sonra kuşu öldü sanarak kafesinden çıkararak bahçeye attı.

Fakat duducuk, atıldığı yerden havalanıp yüksek bir ağacın tepesine konuverdi. Dudusunun canlanıp uçtuğunu gören tüccar kafasını kaldırıp sordu:

-Ey dudu , Hindistandaki cinslerin ne yaptıda bana bu oyunu ettin?

Dudu cevap verdi:

-Ondan bir kurtuluş yolu dilemiştim. O da bana bu yolu öğretti, sende benim gibi kendini ölmüş göster, sonra uçup kurtulursun demek istedi. Ben de dediğini yaptım.

Kuş böyle dediktekten sonra havalandı vatanına doğru süzülüp gitti.

Tüccar dudunun arkasından söyle seslendi:

-Bana büyük bir öğüt vermiş oldun, aydın bir yol gösterdin. Bundan sonra kafeste inleyenlerin derdini içimde duyacağım, hür olmayanlara hürriyet dileyeceğim.

Cumartesi, 20 Haziran 2009 15:28 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

İBNİ KAYYIM CEVZİYYENİN TASAVVUF ANLAYIŞI !!!

inci-11.jpg

  En Seçkin Kulların (Hassu'l- Havass) Sarılması

Menazil müellifi (Şeyhul İslam Herevi k.s.) sözüne şöyle devam eder:

"En seçkin kulların sarılması ise ittisal iledir. Bu da, O'na tazim etmek suretiyle, tamamiyle onunla olmak, O'na yaklaşmak suretiyle sadece O'nunla meşgul olarak, O'nun eşsizliğini müşahede etmektir."

Masivayı terk etmek, kulu bu ittisale ulaştırdığı için, o hal havassın Allah'a sarılması olarak kabul edilmiştir. Ona göre bu durumda ittisal ile Allah'a sarılmak da havassın sarılması olmaktadır. Hakk'ın eşsizliğini müşahede etmekle yalnızca Allah (c.c)'ın varlığını ve birliğini, eşi ve benzeri bulunmadığını görmeyi kasdetmektedir. Bu hal görenin görmede fena bulmasıyla gerçekleşir. Tasavvuf ehline göre bu hal keşfe dayanır.

Ancak daha önce belirttiğimiz gibi bu bir kemal hali değildir. Kemal hali, kişinin O'nun isteğini yerine getirmek için kendi isteğiyle nefsini yok etmesinden ibarettir. Aksi halde O'nu müşahede etmek suretiyle masivasını müşahede etmekten geçmek, daha önce de belirtildiği gibi ondan daha aşağı bir mertebedir.

Allah'ı tazim etmek suretiyle O'nunla olmak ve karşı karşıya gelmek (istihza) tabirine gelince, ifadelerinde genellikle bolca istiareli anlatıma başvuran üstad, burada ince ve önemli bir manayı "mühazat" kökünden türemiş olan "istihza" kelimesiyle ifade etmiştir. "İstihza" iki kişinin arada başka en ufak bir şey kalmaksızın, bütün vücutlarıyla yüzyüze ve karşı karşıya gelmeleri halidir.

 Bu şekilde karşı karşıya gelmekle murat edilen mana ise yakın olmak ve o yakınlığa mani olan sebepleri ortadan kaldırmaktır. Şüphesiz kul Rabbine, Allah da kuluna yakındır. Şu ayet ve kudsi hadisler kulun Allah'a yakın olduğunu ifade ederler:

"(Allah'a) secde et ve yaklaş" (Alak, 19),

" Kim bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım" (Buhari, Tevhid,15,50; Müslim, Zikr, 20,21,22; Tebve, 1)

 "Kulum bana kendisine farz kıldığım ibadetlerle yaklaştığı gibi hiçbir şeyle yaklaşamaz. Ne var ki kulum bana nafilelerle de yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu sevinceye kadar. Ben onu sevdiğim zaman ise onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Artık o, benimle işitir, benimle görür, benimle tutar ve benimle yürür. " (Buhari, Rikak, 38)

" Kulun Allah'a en yakın olduğu zaman gecenin son yarısıdır". (Tirmizi, Davaat, 119)

"Allah'ın kuluna en yakın olduğu hal secde halidir." (Müslim, Salat, 215; Ebu Davud, Salat, 152)

"Bir defasında sefer halinde iken ashap tekbir seslerini fazlaca yükseltince Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Kendinize acıyınız. Şüphesiz siz ne bir sağıra, ne de uzakta bulunan birine dua ediyorsunuz. Sizin dua ettiğiniz zat işiten ve yakındadır. O size bineğinizin boynundan daha yakındır."
(Buhari, Daavat, 50; Müslim, Zikr, 44; Ebu Davud, Salat, 361; Müsned, IV, 394,402,403)

Binaenaleyh müellif Allah'a yaklaşmayı ve kul ile Allah arasında bulunması arzu edilen ve Allah'ın abid ve veli kullarının gözlerinin nuru olan yakınlığı engelleyen manilerin kalkmasını istemeyi istihza, yani karşı karşıya gelmeyle ifade etmiştir.

Bunun esası, kulun kendisini tamamen Allah'ın huzuruna ve önüne vermesi; ona sırtını dönüp ondan yüz çevirerek uzaklaşan; itaat ettiği kimseye sırtını dönen, ondan kısmen de olsa uzaklaşan kimselere benzememektedir.

Allah'a yakın olmak, ancak o hali yaşayıp tatmak ile idrak edilebilir. Bu hal, en güzel bir şekilde Hz. Peygamber (s.a.v) 'in hadislerinde ifade edilmiştir. Tasavvuf erbabının konuyla ilgili en gerçekçi tarifleri şudur:

Kulun, ta'zimin hakikatine ermeğe engel olan manilerin kaldırılması suretiyle Allah'a yaklaşmasıdır. Nitekim bu manaya bir işaret olarak müellif:

"O'nu ta'zim etmek suretiyle onunla olmak, kendini ona vermek" tabirini kullanmıştır. Aslında bu hali tam olarak anlamak isteyen kimsenin, Allah'ın el - Batın ve el - Karib isimlerinin manasını anlaması, kalbini O'nun sevgisiyle doldurması ve dilini daimi surette O'nun zikriyle meşgul etmesi gerekir. Böylece kul kendisine vermek için uğraştığı, uğruna çalıştığı fena mertebesine ulaşmış olur.

Eğer kul orta derecede bir fenaya, yani masivayı müşahade etmekten fena bulmaya gayret ederse, kalbinde Allah'tan başka bir şeyin müşahedesi kalmaz; suretler ortadan kalkar, işaretler yok olur; ezelden yok olan fani, kadim olan ise baki olur. Kul bu makamda fena sebebi olan şeye istemeyerek değil, istek ve arzu ile icabet eder. Çünkü bu makam kendisinde saygı ve sevginin yakınlaşması ile karıştığı, fena makamını isteyenlerin son durağı olan bir makamdır.

Şayet kul yüksek derecedeki fenaya, yani masivayı murad etmekten fena bulmaya gayret ederse, kalbinde Kur'an ve sünnete dayalı olan şer'i muradla çatışan bir murad kalmaz, aksine her iki murad birleşir; Allah'ın murad ettiği şey aynı zamanda kulun da muradı olur. işte halis sevginin esası da budur. Burada doğru birleşme hasıl olur. Doğru birleşme ise muradda olur, irade veya murad edende değil.

O halde saliklerin ayaklarının çoğu kez kaydığı, vecd ehlinin anlayışlarının saptığı bu noktadaki inceliği iyi düşün!

Bu makamda ezelde mevcut olmayan (masiva) irade, tercih, muhabbet, ta'zim, korku, ümit ve tevekkül bakımından hakikat noktasında fani olurlar, ezeli olan (Allah) ise baki kalır. Burada Allah ile kul arasındaki vasıtalar hakikat olarak kalkar; kul en ileri derecedeki muhabbet ve taziminin peşinden, rabbi ile karşı karşıya, bir araya gelir.

Bu makamda kul muhabbete, fena bulma sebeplerine istemeyerek değil, kendi arzu ve isteğiyle icabet eder, hatta kalbi, hiç bir boş yer kalmayacak şekilde sevgiyle dolu olan bir aşığın kalbi ve gönlünün, sevgililerin en mükemmeli, en üstünü, sevgiye en layık olan sevgilisine kapıldığı gibi ona kapılır.

Bu fena hali, tazim ve yakınlaşma ile karışmış olan yüce bir sevgi, sevilenin muradı dışındaki muradları başka hiçbir sevgili ve onun muradı kalmayacak şekilde kalpten silmek neticesini doğurur. İşte Allah'a ve O'nun ipine sarılmanın hakikati ve esası da budur. Allah Müstean'dır.

"O'na yaklaşmak, sadece onunla meşgul olmak" sözüne gelince;

Yani Cenab-ı Hakk'a yaklaşmanın kulu masiva ile meşgul olmaktan alıkoyar demektir. Allah'a yaklaşmanın asıl manası budur.

Nitekim bir devlet başkanına tam manasıyla yakın olan, ona yönelen, onunla konuşan kimse ondan başka hiçbir şeyle asla meşgul olmaz. Tıpkı bunun gibi, kul Allah'a yaklaşıp O'na yakın olduğu ölçüde onunla meşgul olur.

Cuma, 31 Ekim 2008 14:32 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Kur'an'da her şey varmı?

kuran_2.jpgAbdullah ibni mübarek anlatıyor:


- Bir gün Irak, Suriye topraklarından geçerken yalnız bir kadına rastladım. Selam verdim selamımı;

-“Söz olarak Rahim bir Rab'den selam sözüdür onların duyacağı”(Ya-sin:58) ayetiyle aldı
- Buralarda ne yapıyorsun? diye sordum.

- ”Allah kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur" (A’raf: 186) ayetini okudu. Anladım ki, yolunu kaybetmiş Nereye gittiği soruma ;
- ”Bir gece kulunu Mescid-i Haramdan alıp Mescid-i Aksaya götüren Allah'ı tesbih ederim”(İsra:1) ayetiyle karşılık verdi. Anladım ki, geçtiğimiz hac mevsiminde haccını tamamlamış Kudüs’e gidiyor. Ne zamandan beri böyle yolunu kaybettin? dedim:

-

E-posta Yazdır PDF

Dışa Değer Vermek!

İlim tahsilini tamamlayan üç alim, yakınlarında bulunan bir şeyh efendiyi ziyaret edip duasını almak istemişler. Epey gittikten sonra tekkeye varıp misafir olmuşlar, yemekten sonra namaz geçilmiş. Şeyh efendi namazı kıldırmış. Ancak şeyh efendinin kıraatında biraz galat (tecvidi noksan) varmış. Bunun üzerine üç alim namazdan sonra kendi aralarında konu şarak: -Buraya kadar geldik, büyük bir zat dediler ama namazı ve kraatı da pek iyi değilmiş- dediler.
Yatma vaktinde odalarına çekilmişler, ama gece üçü de ihtilam olmuş. Hemen kalkarak yakında bulunan bir dereye giderek yıkanmak istediler. Elbiselerini çıkarıp dereye girdiler ama birde ne görsünlar dere kenarında bir aslan, elbiselerin yanında durmuş bunlara bakıyor. Korkudan dışarı çıkamadılar, su içinde biraz daha fazla kaldılar.
O sıra şeyh efendi misafirleri sormuş, odalarında olmadığını haber alınca aramak için dışarıya çıkmış. Sonunda dere kenarına geldiğinde misafirlerin suyun içinde olduğunu, dışarda bir aslanın beklediğini gören şeyh efendi, aslanın yanına yanaşıp kulağından tutarak misafirlerini korkuttuğu için aslanı azarlamış ve ormana göndermiş. 
Sonra misafirlere dönerek, -ne yapalım! siz dışınıza değer verdiğiniz için mahluktan korktunuz, biz içimize-ruhumuza- değer verdiğimiz için mahlukat bize teslim olmuş- dedi.

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.