Anılar
Aşkında böylesi..
DÖRT HALİFE....

Ebu Bekr Sıddık (r.a.) şöyle anlatır:
Biz Mağarada iken
başlarımızın üstünde (bizi aramağa gelen) müşriklerin ayaklarına baktım:
"Ey Allah'ın
Resulü! Bunlardan biri eğilip de iki ayağı hizasından baksa bizi muhakkak ayak
hizasının altında görecektir" dedim. Allah Resulü (a.s.): Ey Ebu Bekr! çüncüsü Allah olan iki kişiyi ne
zannediyorsun? buyurdu.
Ebu
Saîd'in (r.a.) anlattığına
göre:
Resulüllah (a.s.)
minbere oturdu ve: "Bir kul ki yüce Allah onu, dünyanın nimetlerinden
vermek ile kendi nezdinde olanlar arasında muhayyer bıraktı. O da Allah
nezdindekini seçti" buyurdu. Bu söz üzerine Ebu
Bekr ağladı da ağladı: Atalarımız ve analarımız sana feda olsun! dedi. Ravi
der ki: İşte Allah Resulü, o muhayyer kılınan kul imiş, Ebu
Bekr onu hepimizden iyi biliyordu.
Allah Resulü şöyle
buyurdu: "Muhakkak ki bana karşı, malı ve arkadaşlığı hususunda
insanların en cömerti Ebu Bekr'dir. Bir dost
edinecek olsaydım, mutlaka Ebu Bekr'i dost
edinirdim. Lâkin din kardeşliği (şahsi dostluktan efdaldir). Mescitte Ebu Bekr'in kapısından başka hiçbir kapı (açık) bırakılmasın."
Amr
b. As (r.a.) şöyle
anlatıyor:
Allah Resulü (a.s.)
onu Zat-ı Selasil ordusuna kumandan olarak göndermişti. (Amr diyor ki:) Bu
seferden döndüğümüzde Allah Resulü'ne geldim ve: İnsanlar içinde sana en
sevgili olan kimdir? diye sordum. Allah Resulü: Aişe'dir
buyurdu. Ben: Erkeklerden kimdir? dedim. Allah Resulü: Aişe'nin
babası, buyurdu. Sonra kimdir dedim? Allah Resulü: Ömer
'dir buyurdu. Sonra bir takım kimselerin adlarını saydı.
Cubeyr b. Mut'im'den (r.a.) bildirildiğine göre:
Bir kadın Allah
Resulü'nden (a.s.) bir şey istemişti. Allah Resulü de kadına, tekrar gelmesini
emretmişti. Bunun üzerine kadın: Ey Allah'ın Resulü! Ya gelir de seni
bulamazsam? dedi. Babam Cubeyr: Kadın, bu sözü ile
sanki ölümü kastediyordu, dedi. Allah Resulü: Şayet beni bulamazsan Ebu Bekr'e gidersin, buyurdu.
Allah Resulü (a.s.)
hastalığında bana şöyle buyurdu: "Baban Ebu
Bekr ile kardeşini bana çağır da bir yazı yazacağım. Çünkü ben bir
isteklinin temenni etmesinden ve birinin, "ben daha layığım" demesinden
endişe ediyorum. Halbuki Allah ve Müminler bunu kabul etmez. Yalnız Ebu Bekr böyle yapmaz."
Allah Resulü (a.s.)
şöyle buyurmuştur: "Vaktiyle bir adam, üzerine yük yüklediği öküzünü
götürürken, öküz ona dönerek: Ben bu iş için yaratılmadım. Lâkin ben ancak çift
sürmek için yaratıldım, dedi" buyurdu. Bunun üzerine insanlar, öküz
konuşur mu? diye şaşkınlık ve dehşetle: Sübhanallah! dediler.
Allah Resulü: "Ben
buna inanıyorum, Ebu Bekr ile Ömer de"
buyurdu.
Ebu Hureyre'nin dediğine göre Allah
Resulü şöyle buyurdu: "Bir çoban, koyunlarının içinde bulunurken sürüye
bir kurt saldırdı ve koyunlardan birini alıp götürdü. Çoban da onu takip etti
ve nihayet koyunu kurtardı. Bunun üzerine kurt çobana dönüp: Bu koyunlara,
yırtıcı günde, benden başka çobanları olmadığı günde kim bakacak? dedi."
Cemaat: Sübhanallah! dediler. Bunun üzerine Allah Resulü: "Ben buna
iman ediyorum, benimle birlikte Ebu Bekr ve Ömer'de" buyurdu.
Ali'nin
(r.a.) rivayet ettiğine göre:
İbn Abbas şöyle anlatıyor: Ömer b. Hattab (vefat ettiğinde) yatağının
üzerine konuldu. İnsanlar etrafına toplanıp dua, sena ve salat ediyorlardı. Ben
de onların içinde bulunuyordum. Beni arkamdan omzumu tutan bir adamdan başka
hiç bir şey heyecanlandırmadı. Dönüp baktığımda onun Ali olduğunu
gördüm. Ali, Ömer'e rahmet okudu ve şöyle dedi: Ameli
ile Allah'a kavuşmayı sevebileceğim hiç bir kimse bırakmadın. Allah'a yemin
ederim ki Allah'ın muhakkak seni iki dostunla (Resulüllah ve Ebu Bekr) beraber
bulunduracağını zannetmekteyim. Bu zannım şundandır: Ben Allah Resulü'nü
(a.s.): "Ben, Ebu Bekr ve Ömer'le geldim, ben Ebu Bekr ve
Ömer'le girdim, ben Ebu Bekr
ve Ömer'le çıktım" buyururken
işitirdim. Ve Allah'ın seni onlarla beraber bulunduracağını umuyor ve
zannediyordum. (Kabri şerifi, Resulullah s.a.v ve Ebu Bekrin r.a. yanındadır.)
Ömer’in Fazileti
Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor:
"Hz. Ömer radıyallahu anh, Hz. Ebu Bekr'e:
"(Ey Ebu Bekr!) Allah'ın Rasulü Muhammed aleyhissalatu ves-selam'dan
sonra insanların en hayırlısı" diye hitab etmişti. Hz. Ebu Bekr: "Sen
böyle söylersen ben (de sana) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan işittiğimi
söyleyeceğim. Demişti ki: "Güneş, Ömer'den daha hayırlı bir kimse
üzerine doğup batmadı." Tirmizi, Menakıb, (3685).
İbnu Ömer radıyallahu anhüma
anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle dua etmişti: "Allahım,
İslâm'ı şu iki şahıstan sana en sevgili olanla aziz kıl: Ebu Cehil ile veya
Ömer İbnu'l-Hattab ile. Bunlardan Allah'a daha sevgili olanı Ömer'di."
Tirmizi, Menakıb, (3682).
Yine İbnu Ömer radıyallahu anhüma
anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Allah Teâla Hazretleri, hakkı,
Hz. Ömer'in diline ve kalbine koydu."
İbnu Ömer der ki: "Halkın
başına ne zaman bir iş gelmiş, (o hususta) Ömer bir şey demiş, halk da başka
bir şey demiş ise mutlaka Ömer radıyallahu anh'ın dediği üzere Kur'ân'dan bir
vahiy gelmiştir." Tirmizi, Menakıb, (3683); Ebu Davud, Harac 18, (2962).
Salim, babası radıyallahu anh'tan
naklediyor: "Dedi ki: "Ben Ömer radıyallahu anh'ın bir şey için:
"Zannederim ki bu şöyledir" deyip de, dediği gibi olmadığını hiç
görmedim. (Nitekim bir gün), Ömer otururken güzel bir adam yanından geçti.
Ömer: "Zannımda yanıldım."
Veya: "Bu adam cahiliye devrindeki dini üzere devam etmektedir."
Veya: "Bu, cahiliyede kavminin kâhiniydi!" dedi ve: "Şu adamı
bana çağırın!" buyurdu. Adam çağrıldı.
Ömer: "Zannımda yanıldım veya
sen cahiliye devrindeki dinin üzeresin! veya cahiliyede sen onların kâhini
idin!" diyerek hakkındaki tereddütlerini dile getirdi.
Adam: "Bugünkü gibi bir gün
görmedim (yani bugün gördüğüm şeyi hiç görmedim). Bugün müslüman bir kimse
(olmayacak şekilde) karşılandı" dedi.
Hz. Ömer: "Sana yemin
veriyorum, benim istediklerimi doğru olarak söyleyeceksin!" buyurdu.
Adam: "Cahiliye devrinde ben
onların kâhinleri idim!" dedi. Ömer ona: "Dişi cinninin sana
getirdiği haberlerin en acayibi hangisi idi?" dedi.
Adam: "Bir gün ben çarşıda
iken, bana dişi cin geldi. Ondaki korkuyu biliyorum. Dedi ki: "Sen cinni
ve onun ye'sini ve başı üzerine devrilmesinden (yani kulak hırsızlığından men
olarak haber alamayışından) sonraki ümidsizliğini ve sırtlarına ince çullar
konulmuş genç develerle yetişilip yakalamasını görmedin mi?"
Ömer şöyle dedi: "Doğru
söyledi. Ben onların putlarının dibinde uyurken, bir adam bir buzağı ile geldi
ve kesti. O zaman ona birisi öyle bir bağırdı ki, bu kadar yüksek sesle bağıran
birisini hiç işitmemiştim. Şöyle diyordu: "Ey celih (ey düşmanlığını açığa
vuran kimse)! Emrun necih (zafer bulmuş bir iş), recülün fasih (fasih konuşan
bir adam) var. Senden başka ilah yoktur diyor!" Oradaki cemaat o adama doğru sıçradılar.
(Hz. Ömer devamla dedi ki):
"Ben bunu görünce kendi kendime: "Ben bu işin arkasında ne olduğunu
anlayıncaya kadar buradan ayrılmayacağım!" dedim. Sonra o zat yine
bağırdı: "Ey celih, emrun necih,
recülün fasih (Ey düşmanlığnı açığa vuran kimse! Muvaffak olacak bir iş, fasih
konuşan bir adam (var)! Lâilahe illallah! diyor!" Ben kalktım.
Aradan çok geçmeden "Bir peygamber (çıktı)" dendi." Buhari,
Menakıbu'l-Ensar 35.
Hz. Ömer radıyallahu anh demiştir
ki: "Üç şeyde Rabbime muvafakat ettim: (Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'a "Ey Allah'ın Resulü! Makâm-ı İbrahim'de bir namaz yeri
edinsen!" dedim, arkadan "İbrahim'in makamını namazgâh
edinin" (Bakara 125) ayeti nazil oldu."
"(Bir gün) "Ey Allah'ın
Rasûlü! Huzurunuza iyiler de facirler de giriyor. Emretseniz de
ümmühâtu'l-mü'minin örtünseler!" dedim. Bunun üzerine hicab (örtünme)
ayeti nazil oldu."
“İçki hakkında yeterli bir hüküm
diledi, içki yasak oldu…”
ASHABA DİL UZATANLARA...
HAZRETİ MUAVİYE
R.A HAKKINDA
Malumunuzdurki,
bazı şaşkınlar Hazreti Muaviye’n,n r.a. hakkında ileri geri konuşurlar, dil
uzatırlar. Evvela bir ehli sünnet olarak bilmemiz lazım gelen şeylerden en
önemlisi, bütün ashabı sevmek ve hayırla yâd etmektir, hiç birinin hakkında
sü-i zan beslememektir. Zira bu, imanımızın gereğidir. Ashabı sevmek, onların
sahibi olan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i sevmek demektir. Onlardan
birine dil uzatılırsa, onun sözlerini ve rivayetlerini de lekelemiş olur ki, bu
durumda dinden bazı kısımları noksanlaştırmış olur, bu da dinsizliğe inkara
gider. Allah muhafaza eylesin.
Hazreti Muaviye
r.a, Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem vahiy katibi idi. Babası Ebu
Sufyan r.a. Mekke’nin fethinden az evvel müslüman oldu. Ebu Sufyanın hanımı
Hind r.anha, malumunuz Hazreti hamza’nın r.a. şehid edilmesi için Vahşi’ye r.a.
çok meblağ teklif etmişti. Bütün bunlardan sonra hidayet nasib olup ashab
oldular ve “Allah onlardan razuı, onlar da Allah’tan razı” ayetine
muhatab oldular.
Muaviye r.a. ın
kızkardeşi, yani Hind ve Ebu Sufyan’ın kızı Ümüm Habibe r. Anha Efendimiz sallallahu
aleyhi ve sellem’in zevcesi oldu, yani mü’minlerin annesidir.
Bu aile bu kadar
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e yakın iken, başkaları çıkıpta dil
uzatırsa, herhalde onun dilini sağlam bırakmazlar…
Hazreti Muaviye
r.a. Hazreti Ömer zamanında Şam’a vali tayin edilmiştir. Orda büyük başarılar
elde etmiş ve halka kendini sevdirmiştir. Hazreti Osman r.a şehid edilince,
hılafet sırası hazreti Ali’ye gelmişti. İlk zamanlarda hazreti Ali r.a.
otoriteyi sağlamlaştırıp katilleri bulamadı. Vakit uzayınca Osman’ın r.a.
akrabaları kısas yapılmamasından şkayetle ayaklandılar. Bunlara Hazreti Aişe
r.anha validemiz de katıldı. İş sacaşa kadar gitti. Hazreti Ali r.a. onları
yendi.
Bunun üzerine
işe Muaviye r.a. dahil olup kısasın yapılmasını talep etti. Yine katiller
bulunamadığından kısas yapılamıyordu, yani islamın önemli bir hükmü
uygulanamıyor ve muhalifler, burdaki noksanlığı halife olan Hazreti Ali’ye r.a.
nisbet ederek kendi ictihadlarıyla ayaklandılar. Yeniden tartışmalar alevlendi,
yapılan savaşlarda iki taraftan birinin kesin üstünlüğü olmayınca neticede iki
halife ortaya çıktı. Şamda hazreti Muaviye r.a, Kufe’de hazreti Ali r.a. Ehli
sünnete göre hak Hazreti Ali’nin r.a. dir, hak halife Ali’dir. Muaviye r.a. ve
yandaşları ictihad hatasındadırlar, fasık veya sapık değillerdir.
İmamı Rabbani
k.s. bu hususu mektubatının çok yerinde beyan etmiştir. Bu muhalefetten dolayı
Muaviye ve taraftarlarına fasık ve sapık denmeyeceğini delilleriyle izah etmiştir.
Öyleki bütün hadisi şerif kitablarında onlardan yapılan rivayetler mevcuttur,
hiçbir alim onların rivayetinin kabul edilmeyeceğini söylememiştir. Yani hepsi
adildirler, rivayetleri sözleri makbuldür. Aralarındaki tartışmalar ictihad
meselesidir, isabet edene iki sevab, hatalı olana bir sevab vaad edilmiştir.
Şimdi biz,
Muaviye r.a. tarafından rivayet edilen bazı hadisi şerifleri zikredelim de,
onun hakkında dil uzatanların itikadımıza ve dinimize sokmaya çalıştıkları
fitneyi durduralım, aldanmayalım. Mevla teala ashabın hepsinin şefaatine
bizleri nail eylesin..
RİVAYETLERİNDEN
BAZILARI
İbni Ebi
şeybe’nin Musannef’i, cilt:7, sahife:325
Said el Cüheni,
Muaviye’den r.a. rivayetle şöyle demiştir: Resulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in şöyle söylediğini işittim:
“Allah, her kim için hayır murad ederse,
onu dinde fakih yapar.”
Beyhaki’nin
Süneni Kebiri cilt: 1, sahife: 409
Osman ibni Sehl
ibni Hanif, eba Ümame ibni Sehl ibni Hanif’in şöyle dediğini işitti: İşittim ki
Ebu Sufyan oğlu Muaviye, minberde oturduğu halde iken, müezzin ezan okudu ve
Allahu ekber Allahu ekber deyince, Muaviye’de Allahu ekber Allahu ekber dedi.
Müezzin eşhedüyü okuyunca, Muaviye’de aynısı söyledi. Müezzin eşhedü enne
Muhammeder-Resululah deyince, Muaviye – ve ene- ‘ben de’ dedi.
Ezan bitince
şöyle dedi: Ey insanlar! Ben işittimki, Resulullah sallallahu aleyhi ve
sellem şu mecliste oturduğu halde müezzin ezan okuyunce, şu söylediklerimden
işittiğiniz sözlerin aynısını söylemiştir. (Buhari)
Abdur-rezzak’ın
Musannef’i cilt: 11, sahife: 59
Taberani, Ebu
Sufya oğlu Muaviye ve Ebu Hureyre hadisinde şöyle rivayet etti: “Ensarı
seven, beni sevdiği için onları sever. Kim ensara buuz ederse, bana buuz ettiği
için onlara buuz eder.”
Taberani,
Muaviye’den r.a. nerfu’ olarak, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurduğunu rivayet etti:
“Kim benim
üzerime bilerek yalan söylerse, ateşten varacağı yeri hazırlasın.”
Keşfu-l Hafa,
cilt: 1 sahife: 180
Deylemi, Muaviye
r.a. tarıkıyla rivayet etti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem müezzinin
–hayyaalel felah- dediğini işitince, “Allahım, bizi felah bulanlardan yap”
derdi.
Hanbeli
Tabakatı, cilt: 1 sahife: 231
Muabviye r.a.,
minber üzerinde iken şöyle demiştir: “Allahım, senin verdiğine kimse mani
olamaz, senin mani olduğuna da kimse veremez. Allah kim için hayır murad edese,
onu dinde fakih eyler. Şu kelimeleri, nebiniz sallallahu aleyhi ve sellem’den
işitim.”
Tedvin fi Ahbari
Kazvin cilt: 1, sahife: 360
İbni Abbas
r.anhumadan rivayetle, şöyle demiştir: Resulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in yanında idim. Yanında Muaviye’de vardı. Nebi sallallahu aleyhi ve
sellem ona şöyle dedi: Ey Muaviye, Ali’yi severmisin?
Muaviye: Evet ya
Resulellah, dedi.
Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: Yakında seninle onun arasında bazı şeyler
olacak.
Ravi derki,
dedimki ya Resulellah! Bundan sonra ne olacak?
Buyurdu: Allah
tarafında afv ve cennete girmek.
Bunun üzerine şu
ayet nazil oldu: “Şayet Allah dileseydi savaşmazlardı, lakin Allah,
dilediğini yapar.” (Bakara: 253)
Mecmu’ cilt: 6,
sahife: 468
Ebu Sufyan oğlu
Muaviye’den r.a. rivayetle Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem kadir gecesi
hakkında şöyle buyurdu: “Yirmi yedinci gecedir.” (Ebu Davud)
İbni Kudame’nin
Şerhi Kebiri: cilt: 1, sahife: 387
Ebu Sufyan oğlu
Muaviye r.a., Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu
işitti: “Müezzinler, kıyamet günü insanların boyun bakımından en
uzunlarıdır.”
İşte, dinimizin
bazı mevzularında söz sahibi olan şu yüce ashabın hakkında dil uzatanlar, acaba
onun sahibi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına varınca ne yüzle
cevab vereceklerdir. Zira Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
“Ashabım
yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz.”
Abdullah ibni
Mubarek’e r.a. soruldu, Muaviye mi yoksa Ömer ibni Abdul- Aziz mi daha
hayırlıdır. Cevabında derki: Muaviye’nin atının burnuna kaçan tozlar bile
Ömer ibni Abdul Aziz’den şu kadar daha fazla faziletlidir.
Zira Muaviye r.a,
savaşlar ve mücadelelerde Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında
oldu, ona yardım etti. Ashab olanın, ashab olmayan diğerleriyle kıyaslanmasının
bir manası yoktur. Ümmetin hiçbir velisi, ashab derecesine vasıl olamaz.
NURUMUZ ONURUMUZ S.A.V
O (s.a.v.) Nurumuzdur; onurumuzdur.Ebulleys Semerkandi Hazretleri Tenbihul Gafilin adlı eserinde babasının şöyle bir hikayeyi anlattığını rivayet eder.
Bir ara süfyanı-ı Sevri Kabeyi muazzamayı tavaf ederken gözü bir adama takıldı. Adam her adımında Resulullah (sav) e salavat getiriyordu. süfyanı sevri ona " Ey adam; sen tesbihi tekbiri tehlili (kelime-i tevhid) terkedip daima salavatla meşgul olmaktasın. senin böyle davranmanın sebebi nedir? dedi. Adam ona dönerek "sen kimsin.A llah sana afiyetler versin" dedi.
" Ben ve babam birgün hac yapmak niyetiyle Beytullahil-Haram'a doğru yola çıktık. Yolun bir kısmını kat'ettikten sonra babam hastalandı. Ben onu ilaçla tedavi etmeye çalıştım. Bir gece vakti ben başındayken babam vefat etti. Yüzü kapkara olmuştu. Ben "inna lillahi ve inna ileyhi raciun" dedim babamın yüzüne izarı çekip örttüm. Ben onun başında böylece beklerken uyku hali bana galip geldi. Rüyamda bir adam gördüm ki ; ben bundan önce böyle güzel yüzlü, böyle güzel elbiseli, böyle güzel kokulu bir kimseyi daha görmemiştim. Adımlarını ata ata babamın yanına geldi, izarı yüzünden kaldırdı elini yüzüne sürdü, babamın yüzü bir anda bembeyaz oldu, sonra adam dönüp giderken ben onun elbisesine yapıştım ve ona "Ey Allahın kulu! sen acaba kimsin ki Allahu teala şu gurbet diyarında seninle babama ikramda bulundu" dedim.
"Muhammed beşer, la kel beşer, bel huve kel yakuti beynel hacer"
Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) beşerdir, lakin herhangi biri gibi değil, belki onun misali taşlar içinde yakutun misalidir.
O (s.a.v) gelmeseydi silinmezdi cehalet kiri.
Ona (s.a.v) tabi olandır ancak diri,
O (s.a.v) kanatın efendisi enbiyanın reisi.
kemalat O'nun (s.a.v), şefaatine ulaşabilmek ümidiyle mevlid-i nebinin şehri mübarek şehru rebi-ul evvel hayırlı ve bereketli olsun. vesselam...
BU MİLLET MÜSLÜMANDIR....
Programa çevre il ve ilçelerden 7'den 70'e yaklaşık 80 bin Peygamber âşığı katıldı. Peygamber Efendimiz'e (SAV) duyulan özlemin dile getirildiği programa özellikle kadınlar yoğun ilgi gösterdi. Kurtçe okunan mevlitte sık sık Selavat-ı Selamlar ve tekbirler getirildi. Peygamber Sevdalıları Çocuk İlahi Grubu'nun okuduğu ilahiler coşkuyu arttırırken, programda hep bir ağızdan "Kane Muhammed Mustafa" adlı Kürtçe kaside okundu. Programda bölgenin tanınmış âlimlerinden Molla Halid Bağdi ile ilahiyatçı yazar Mehmet Göktaş da birer konuşma yaptı.
Öte yandan, TRT-1, Lefkoşa, Kerkük ve Saraybosna camilerine canlı bağlandı. TRT-6 da bu yıl ilk kez Kürtçe Mevlid programına yer verdi. Ulu Cami'den ekrana gelen programda Kürtçe kasideler, ilahiler ve dualar okundu.
Daha Fazla İçerik...
Sayfa 1 - 2














