.

.

Anılar

E-posta Yazdır PDF

Aşkında böylesi..

muhammed_gl.jpg
 
Şair Nâbî, Sultan 4. Mehmed döneminde hacca gitmek üzere bir kısım devlet erkanıyla birlikte yola çıkar. Kafile Medine-i Münevvere’ye yaklaşmıştır. Vakit gecedir. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e bir an önce ulaşma özlemiyle Nâbî’nin gözüne uyku girmemiştir. Fakat kafiledeki bir paşa, hem de ayaklarını kıbleye doğru uzatmış, uyumaktadır.

Pazartesi, 11 Mayıs 2009 20:40 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

DÖRT HALİFE....

hicret-.jpg

Ebu Bekr Sıddık (r.a.) şöyle anlatır:

Biz Mağarada iken başlarımızın üstünde (bizi aramağa gelen) müşriklerin ayaklarına baktım:

"Ey Allah'ın Resulü! Bunlardan biri eğilip de iki ayağı hizasından baksa bizi muhakkak ayak hizasının altında görecektir" dedim. Allah Resulü (a.s.): Ey Ebu Bekr! çüncüsü Allah olan iki kişiyi ne zannediyorsun? buyurdu.

Ebu Saîd'in (r.a.) anlattığına göre:

Resulüllah (a.s.) minbere oturdu ve: "Bir kul ki yüce Allah onu, dünyanın nimetlerinden vermek ile kendi nezdinde olanlar arasında muhayyer bıraktı. O da Allah nezdindekini seçti" buyurdu. Bu söz üzerine Ebu Bekr ağladı da ağladı: Atalarımız ve analarımız sana feda olsun! dedi. Ravi der ki: İşte Allah Resulü, o muhayyer kılınan kul imiş, Ebu Bekr onu hepimizden iyi biliyordu.

Allah Resulü şöyle buyurdu: "Muhakkak ki bana karşı, malı ve arkadaşlığı hususunda insanların en cömerti Ebu Bekr'dir. Bir dost edinecek olsaydım, mutlaka Ebu Bekr'i dost edinirdim. Lâkin din kardeşliği (şahsi dostluktan efdaldir). Mescitte Ebu Bekr'in kapısından başka hiçbir kapı (açık) bırakılmasın."

Amr b. As (r.a.) şöyle anlatıyor:  

Allah Resulü (a.s.) onu Zat-ı Selasil ordusuna kumandan olarak göndermişti. (Amr diyor ki:) Bu seferden döndüğümüzde Allah Resulü'ne geldim ve: İnsanlar içinde sana en sevgili olan kimdir? diye sordum. Allah Resulü: Aişe'dir buyurdu. Ben: Erkeklerden kimdir? dedim. Allah Resulü: Aişe'nin babası, buyurdu. Sonra kimdir dedim? Allah Resulü: Ömer 'dir buyurdu. Sonra bir takım kimselerin adlarını saydı.

Cubeyr b. Mut'im'den (r.a.) bildirildiğine göre:

Bir kadın Allah Resulü'nden (a.s.) bir şey istemişti. Allah Resulü de kadına, tekrar gelmesini emretmişti. Bunun üzerine kadın: Ey Allah'ın Resulü! Ya gelir de seni bulamazsam? dedi. Babam Cubeyr: Kadın, bu sözü ile sanki ölümü kastediyordu, dedi. Allah Resulü: Şayet beni bulamazsan Ebu Bekr'e gidersin, buyurdu.

Hz. Aişe (r.ah.) anlatıyor:

Allah Resulü (a.s.) hastalığında bana şöyle buyurdu: "Baban Ebu Bekr ile kardeşini bana çağır da bir yazı yazacağım. Çünkü ben bir isteklinin temenni etmesinden ve birinin, "ben daha layığım" demesinden endişe ediyorum. Halbuki Allah ve Müminler bunu kabul etmez. Yalnız Ebu Bekr böyle yapmaz."

Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor:

Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Vaktiyle bir adam, üzerine yük yüklediği öküzünü götürürken, öküz ona dönerek: Ben bu iş için yaratılmadım. Lâkin ben ancak çift sürmek için yaratıldım, dedi" buyurdu. Bunun üzerine insanlar, öküz konuşur mu? diye şaşkınlık ve dehşetle: Sübhanallah! dediler.

Allah Resulü: "Ben buna inanıyorum, Ebu Bekr ile Ömer de" buyurdu.

Ebu Hureyre'nin dediğine göre Allah Resulü şöyle buyurdu: "Bir çoban, koyunlarının içinde bulunurken sürüye bir kurt saldırdı ve koyunlardan birini alıp götürdü. Çoban da onu takip etti ve nihayet koyunu kurtardı. Bunun üzerine kurt çobana dönüp: Bu koyunlara, yırtıcı günde, benden başka çobanları olmadığı günde kim bakacak? dedi." Cemaat: Sübhanallah! dediler. Bunun üzerine Allah Resulü: "Ben buna iman ediyorum, benimle birlikte Ebu Bekr ve Ömer'de" buyurdu.

Ali'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:

İbn Abbas şöyle anlatıyor: Ömer b. Hattab (vefat ettiğinde) yatağının üzerine konuldu. İnsanlar etrafına toplanıp dua, sena ve salat ediyorlardı. Ben de onların içinde bulunuyordum. Beni arkamdan omzumu tutan bir adamdan başka hiç bir şey heyecanlandırmadı. Dönüp baktığımda onun Ali olduğunu gördüm. Ali, Ömer'e rahmet okudu ve şöyle dedi: Ameli ile Allah'a kavuşmayı sevebileceğim hiç bir kimse bırakmadın. Allah'a yemin ederim ki Allah'ın muhakkak seni iki dostunla (Resulüllah ve Ebu Bekr) beraber bulunduracağını zannetmekteyim. Bu zannım şundandır: Ben Allah Resulü'nü (a.s.): "Ben, Ebu Bekr ve Ömer'le geldim, ben Ebu Bekr ve Ömer'le girdim, ben Ebu Bekr ve Ömer'le çıktım" buyururken işitirdim. Ve Allah'ın seni onlarla beraber bulunduracağını umuyor ve zannediyordum. (Kabri şerifi, Resulullah s.a.v ve Ebu Bekrin r.a. yanındadır.)

 

 

Ömer’in Fazileti

 

Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Hz. Ömer radıyallahu anh, Hz. Ebu Bekr'e:  "(Ey Ebu Bekr!) Allah'ın Rasulü Muhammed aleyhissalatu ves-selam'dan sonra insanların en hayırlısı" diye hitab etmişti. Hz. Ebu Bekr: "Sen böyle söylersen ben (de sana) Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'dan işittiğimi söyleyeceğim. Demişti ki: "Güneş, Ömer'den daha hayırlı bir kimse üzerine doğup batmadı." Tirmizi, Menakıb, (3685).

İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle dua etmişti: "Allahım, İslâm'ı şu iki şahıstan sana en sevgili olanla aziz kıl: Ebu Cehil ile veya Ömer İbnu'l-Hattab ile. Bunlardan Allah'a daha sevgili olanı Ömer'di." Tirmizi, Menakıb, (3682).

Yine İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Allah Teâla Hazretleri, hakkı, Hz. Ömer'in diline ve kalbine koydu."

İbnu Ömer der ki: "Halkın başına ne zaman bir iş gelmiş, (o hususta) Ömer bir şey demiş, halk da başka bir şey demiş ise mutlaka Ömer radıyallahu anh'ın dediği üzere Kur'ân'dan bir vahiy gelmiştir." Tirmizi, Menakıb, (3683); Ebu Davud, Harac 18, (2962).

Salim, babası radıyallahu anh'tan naklediyor: "Dedi ki: "Ben Ömer radıyallahu anh'ın bir şey için: "Zannederim ki bu şöyledir" deyip de, dediği gibi olmadığını hiç görmedim. (Nitekim bir gün), Ömer otururken güzel bir adam yanından geçti.

Ömer: "Zannımda yanıldım." Veya: "Bu adam cahiliye devrindeki dini üzere devam etmektedir." Veya: "Bu, cahiliyede kavminin kâhiniydi!" dedi ve: "Şu adamı bana çağırın!" buyurdu. Adam çağrıldı.

Ömer: "Zannımda yanıldım veya sen cahiliye devrindeki dinin üzeresin! veya cahiliyede sen onların kâhini idin!" diyerek hakkındaki tereddütlerini dile getirdi.

Adam: "Bugünkü gibi bir gün görmedim (yani bugün gördüğüm şeyi hiç görmedim). Bugün müslüman bir kimse (olmayacak şekilde) karşılandı" dedi.

Hz. Ömer: "Sana yemin veriyorum, benim istediklerimi doğru olarak söyleyeceksin!" buyurdu.

Adam: "Cahiliye devrinde ben onların kâhinleri idim!" dedi. Ömer ona: "Dişi cinninin sana getirdiği haberlerin en acayibi hangisi idi?" dedi.

Adam: "Bir gün ben çarşıda iken, bana dişi cin geldi. Ondaki korkuyu biliyorum. Dedi ki: "Sen cinni ve onun ye'sini ve başı üzerine devrilmesinden (yani kulak hırsızlığından men olarak haber alamayışından) sonraki ümidsizliğini ve sırtlarına ince çullar konulmuş genç develerle yetişilip yakalamasını görmedin mi?"

Ömer şöyle dedi: "Doğru söyledi. Ben onların putlarının dibinde uyurken, bir adam bir buzağı ile geldi ve kesti. O zaman ona birisi öyle bir bağırdı ki, bu kadar yüksek sesle bağıran birisini hiç işitmemiştim. Şöyle diyordu: "Ey celih (ey düşmanlığını açığa vuran kimse)! Emrun necih (zafer bulmuş bir iş), recülün fasih (fasih konuşan bir adam) var. Senden başka ilah yoktur diyor!"  Oradaki cemaat o adama doğru sıçradılar.

(Hz. Ömer devamla dedi ki): "Ben bunu görünce kendi kendime: "Ben bu işin arkasında ne olduğunu anlayıncaya kadar buradan ayrılmayacağım!" dedim. Sonra o zat yine bağırdı:  "Ey celih, emrun necih, recülün fasih (Ey düşmanlığnı açığa vuran kimse! Muvaffak olacak bir iş, fasih konuşan bir adam (var)! Lâilahe illallah! diyor!" Ben kalktım. Aradan çok geçmeden "Bir peygamber (çıktı)" dendi." Buhari, Menakıbu'l-Ensar 35.

Hz. Ömer radıyallahu anh demiştir ki: "Üç şeyde Rabbime muvafakat ettim: (Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a "Ey Allah'ın Resulü! Makâm-ı İbrahim'de bir namaz yeri edinsen!" dedim, arkadan "İbrahim'in makamını namazgâh edinin" (Bakara 125) ayeti nazil oldu."

"(Bir gün) "Ey Allah'ın Rasûlü! Huzurunuza iyiler de facirler de giriyor. Emretseniz de ümmühâtu'l-mü'minin örtünseler!" dedim. Bunun üzerine hicab (örtünme) ayeti nazil oldu."

“İçki hakkında yeterli bir hüküm diledi, içki yasak oldu…”

 

 

Cumartesi, 28 Mart 2009 21:32 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

ASHABA DİL UZATANLARA...

altn_mahfz.jpgHAZRETİ MUAVİYE R.A HAKKINDA

 

Malumunuzdurki, bazı şaşkınlar Hazreti Muaviye’n,n r.a. hakkında ileri geri konuşurlar, dil uzatırlar. Evvela bir ehli sünnet olarak bilmemiz lazım gelen şeylerden en önemlisi, bütün ashabı sevmek ve hayırla yâd etmektir, hiç birinin hakkında sü-i zan beslememektir. Zira bu, imanımızın gereğidir. Ashabı sevmek, onların sahibi olan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i sevmek demektir. Onlardan birine dil uzatılırsa, onun sözlerini ve rivayetlerini de lekelemiş olur ki, bu durumda dinden bazı kısımları noksanlaştırmış olur, bu da dinsizliğe inkara gider. Allah muhafaza eylesin.

Hazreti Muaviye r.a, Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem vahiy katibi idi. Babası Ebu Sufyan r.a. Mekke’nin fethinden az evvel müslüman oldu. Ebu Sufyanın hanımı Hind r.anha, malumunuz Hazreti hamza’nın r.a. şehid edilmesi için Vahşi’ye r.a. çok meblağ teklif etmişti. Bütün bunlardan sonra hidayet nasib olup ashab oldular ve “Allah onlardan razuı, onlar da Allah’tan razı” ayetine muhatab oldular.

Muaviye r.a. ın kızkardeşi, yani Hind ve Ebu Sufyan’ın kızı Ümüm Habibe r. Anha Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in zevcesi oldu, yani mü’minlerin annesidir.

Bu aile bu kadar Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e yakın iken, başkaları çıkıpta dil uzatırsa, herhalde onun dilini sağlam bırakmazlar…

Hazreti Muaviye r.a. Hazreti Ömer zamanında Şam’a vali tayin edilmiştir. Orda büyük başarılar elde etmiş ve halka kendini sevdirmiştir. Hazreti Osman r.a şehid edilince, hılafet sırası hazreti Ali’ye gelmişti. İlk zamanlarda hazreti Ali r.a. otoriteyi sağlamlaştırıp katilleri bulamadı. Vakit uzayınca Osman’ın r.a. akrabaları kısas yapılmamasından şkayetle ayaklandılar. Bunlara Hazreti Aişe r.anha validemiz de katıldı. İş sacaşa kadar gitti. Hazreti Ali r.a. onları yendi.

Bunun üzerine işe Muaviye r.a. dahil olup kısasın yapılmasını talep etti. Yine katiller bulunamadığından kısas yapılamıyordu, yani islamın önemli bir hükmü uygulanamıyor ve muhalifler, burdaki noksanlığı halife olan Hazreti Ali’ye r.a. nisbet ederek kendi ictihadlarıyla ayaklandılar. Yeniden tartışmalar alevlendi, yapılan savaşlarda iki taraftan birinin kesin üstünlüğü olmayınca neticede iki halife ortaya çıktı. Şamda hazreti Muaviye r.a, Kufe’de hazreti Ali r.a. Ehli sünnete göre hak Hazreti Ali’nin r.a. dir, hak halife Ali’dir. Muaviye r.a. ve yandaşları ictihad hatasındadırlar, fasık veya sapık değillerdir.

İmamı Rabbani k.s. bu hususu mektubatının çok yerinde beyan etmiştir. Bu muhalefetten dolayı Muaviye ve taraftarlarına fasık ve sapık denmeyeceğini delilleriyle izah etmiştir. Öyleki bütün hadisi şerif kitablarında onlardan yapılan rivayetler mevcuttur, hiçbir alim onların rivayetinin kabul edilmeyeceğini söylememiştir. Yani hepsi adildirler, rivayetleri sözleri makbuldür. Aralarındaki tartışmalar ictihad meselesidir, isabet edene iki sevab, hatalı olana bir sevab vaad edilmiştir.

Şimdi biz, Muaviye r.a. tarafından rivayet edilen bazı hadisi şerifleri zikredelim de, onun hakkında dil uzatanların itikadımıza ve dinimize sokmaya çalıştıkları fitneyi durduralım, aldanmayalım. Mevla teala ashabın hepsinin şefaatine bizleri nail eylesin..

 

RİVAYETLERİNDEN BAZILARI

 

İbni Ebi şeybe’nin Musannef’i, cilt:7, sahife:325

Said el Cüheni, Muaviye’den r.a. rivayetle şöyle demiştir: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle söylediğini işittim:

 “Allah, her kim için hayır murad ederse, onu dinde fakih yapar.”

 

Beyhaki’nin Süneni Kebiri cilt: 1, sahife: 409

Osman ibni Sehl ibni Hanif, eba Ümame ibni Sehl ibni Hanif’in şöyle dediğini işitti: İşittim ki Ebu Sufyan oğlu Muaviye, minberde oturduğu halde iken, müezzin ezan okudu ve Allahu ekber Allahu ekber deyince, Muaviye’de Allahu ekber Allahu ekber dedi. Müezzin eşhedüyü okuyunca, Muaviye’de aynısı söyledi. Müezzin eşhedü enne Muhammeder-Resululah deyince, Muaviye – ve ene- ‘ben de’ dedi.

Ezan bitince şöyle dedi: Ey insanlar! Ben işittimki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şu mecliste oturduğu halde müezzin ezan okuyunce, şu söylediklerimden işittiğiniz sözlerin aynısını söylemiştir. (Buhari)

 

Abdur-rezzak’ın Musannef’i cilt: 11, sahife: 59

Taberani, Ebu Sufya oğlu Muaviye ve Ebu Hureyre hadisinde şöyle rivayet etti: “Ensarı seven, beni sevdiği için onları sever. Kim ensara buuz ederse, bana buuz ettiği için onlara buuz eder.”

 

Taberani, Muaviye’den r.a. nerfu’ olarak, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu rivayet etti: 

“Kim benim üzerime bilerek yalan söylerse, ateşten varacağı yeri hazırlasın.”

 

Keşfu-l Hafa, cilt: 1 sahife: 180

Deylemi, Muaviye r.a. tarıkıyla rivayet etti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem müezzinin –hayyaalel felah- dediğini işitince, “Allahım, bizi felah bulanlardan yap” derdi.

Hanbeli Tabakatı, cilt: 1 sahife: 231

Muabviye r.a., minber üzerinde iken şöyle demiştir: “Allahım, senin verdiğine kimse mani olamaz, senin mani olduğuna da kimse veremez. Allah kim için hayır murad edese, onu dinde fakih eyler. Şu kelimeleri, nebiniz sallallahu aleyhi ve sellem’den işitim.”

 

Tedvin fi Ahbari Kazvin cilt: 1, sahife: 360

İbni Abbas r.anhumadan rivayetle, şöyle demiştir: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında idim. Yanında Muaviye’de vardı. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle dedi: Ey Muaviye, Ali’yi severmisin?

Muaviye: Evet ya Resulellah, dedi.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: Yakında seninle onun arasında bazı şeyler olacak.

Ravi derki, dedimki ya Resulellah! Bundan sonra ne olacak?

Buyurdu: Allah tarafında afv ve cennete girmek.

Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: “Şayet Allah dileseydi savaşmazlardı, lakin Allah, dilediğini yapar.” (Bakara: 253)

Mecmu’ cilt: 6, sahife: 468

Ebu Sufyan oğlu Muaviye’den r.a. rivayetle Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem kadir gecesi hakkında şöyle buyurdu: “Yirmi yedinci gecedir.” (Ebu Davud)

 

İbni Kudame’nin Şerhi Kebiri: cilt: 1, sahife: 387

Ebu Sufyan oğlu Muaviye r.a., Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu işitti: “Müezzinler, kıyamet günü insanların boyun bakımından en uzunlarıdır.”

 

İşte, dinimizin bazı mevzularında söz sahibi olan şu yüce ashabın hakkında dil uzatanlar, acaba onun sahibi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına varınca ne yüzle cevab vereceklerdir. Zira Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz.”

 

Abdullah ibni Mubarek’e r.a. soruldu, Muaviye mi yoksa Ömer ibni Abdul- Aziz mi daha hayırlıdır. Cevabında derki: Muaviye’nin atının burnuna kaçan tozlar bile Ömer ibni Abdul Aziz’den şu kadar daha fazla faziletlidir.

Zira Muaviye r.a, savaşlar ve mücadelelerde Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında oldu, ona yardım etti. Ashab olanın, ashab olmayan diğerleriyle kıyaslanmasının bir manası yoktur. Ümmetin hiçbir velisi, ashab derecesine vasıl olamaz.

Cumartesi, 28 Mart 2009 09:11 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

NURUMUZ ONURUMUZ S.A.V

kutlu_doum.jpgO (s.a.v.) Nurumuzdur; onurumuzdur.
Ebulleys Semerkandi Hazretleri Tenbihul Gafilin adlı eserinde  babasının şöyle bir hikayeyi anlattığını rivayet eder.
   Bir ara süfyanı-ı Sevri Kabeyi muazzamayı tavaf ederken gözü bir adama takıldı. Adam her adımında Resulullah (sav) e salavat getiriyordu. süfyanı sevri ona " Ey adam; sen tesbihi tekbiri tehlili (kelime-i tevhid) terkedip daima salavatla meşgul olmaktasın. senin böyle davranmanın sebebi nedir? dedi. Adam ona dönerek "sen kimsin.A llah sana afiyetler versin" dedi. 
"Ben Süfyan-ı sevriyim" dedi. "sen şu zamanda garip bir insan olmasaydın sana halimden haber vermez seni sırrıma muttali' etmezdim" dedi. Sonra adam devamla dediki ;
" Ben ve babam birgün hac yapmak niyetiyle Beytullahil-Haram'a doğru yola çıktık. Yolun bir kısmını kat'ettikten sonra babam hastalandı. Ben onu ilaçla tedavi etmeye çalıştım. Bir gece vakti ben başındayken babam vefat etti. Yüzü kapkara olmuştu. Ben "inna lillahi ve inna ileyhi raciun" dedim babamın yüzüne izarı çekip örttüm. Ben onun başında böylece beklerken uyku hali bana galip geldi. Rüyamda bir adam gördüm ki ; ben bundan önce böyle güzel yüzlü, böyle güzel elbiseli, böyle güzel kokulu bir kimseyi daha görmemiştim. Adımlarını ata ata babamın yanına geldi, izarı yüzünden kaldırdı elini yüzüne sürdü, babamın yüzü bir anda bembeyaz oldu, sonra adam dönüp giderken ben onun elbisesine yapıştım ve ona "Ey Allahın kulu! sen acaba kimsin ki Allahu teala  şu gurbet diyarında seninle babama ikramda bulundu" dedim.
"Beni tanıyamadınmı?" dedi. "Ben Muhammed bin Abdullah Kuranın sahibiyim (sallallahu aleyhi ve sellem), senin baban nefsine müsrif biriydi fakat bana çokça salavat getirirdi; ona ölüm vakti gelince benden yardım istedi, ben ise bana çok salavat getirenin yardımcısıyım" dedi. Ve ben böylece uyandım. Uyandığımda babamın yüzüne baktım bembeyazdı.
İşte bu kıssa ve daha niceleri, bize Muhammed Mustafa (s.a.v.)i n bir -postacı - aracı - aktarıcı - paylaşımcı gibi vasıflardan çok, bir şefi' bir güzel numune ve en muazzam bir kandil ve nur olduğunu açıkça ortaya koyuyor. İbnul-Haceril- Askalani'nin buyurduğu şiirde gönül sahamızda bizim ufkumuzu açıyor ;
"Muhammed beşer, la kel beşer, bel huve kel yakuti beynel hacer"
Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) beşerdir, lakin herhangi biri gibi değil, belki onun misali taşlar içinde yakutun misalidir.
 
Nasıl dersiniz ki Ahmed (s.a.v) herhangi biri,
O (s.a.v) gelmeseydi silinmezdi cehalet kiri.
Ona (s.a.v) tabi olandır ancak diri,
O (s.a.v) kanatın efendisi enbiyanın reisi.
kemalat O'nun (s.a.v), şefaatine ulaşabilmek ümidiyle mevlid-i nebinin şehri mübarek şehru rebi-ul evvel hayırlı ve bereketli olsun. vesselam...
Salı, 17 Mart 2009 19:42 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

BU MİLLET MÜSLÜMANDIR....


kutlu_doum.jpgPrograma çevre il ve ilçelerden 7'den 70'e yaklaşık 80 bin Peygamber âşığı katıldı. Peygamber Efendimiz'e (SAV) duyulan özlemin dile getirildiği programa özellikle kadınlar yoğun ilgi gösterdi. Kurtçe okunan mevlitte sık sık Selavat-ı Selamlar ve tekbirler getirildi.

Peygamber Sevdalıları Çocuk İlahi Grubu'nun okuduğu ilahiler coşkuyu arttırırken, programda hep bir ağızdan "Kane Muhammed Mustafa" adlı Kürtçe kaside okundu. Programda bölgenin tanınmış âlimlerinden Molla Halid Bağdi ile ilahiyatçı yazar Mehmet Göktaş da birer konuşma yaptı.

Öte yandan, TRT-1, Lefkoşa, Kerkük ve Saraybosna camilerine canlı bağlandı. TRT-6 da bu yıl ilk kez Kürtçe Mevlid programına yer verdi. Ulu Cami'den ekrana gelen programda Kürtçe kasideler, ilahiler ve dualar okundu. 
Salı, 10 Mart 2009 07:19 tarihinde güncellendi

Sayfa 1 - 2

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.