*“Sabreden için musibet diye bir şey yoktur.
Ağlayıp sızlamakla da bir şey kazanılmaz. Ölüm öncesi hayat çok basit ve kolay;
ölümden sonraki hayat ise çetin. Resulüllah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem)
aramızdan ayrılışını, O’nun kaybının düşünün, hatırlayın ki musibetleriniz
küçülsün… Ve Allah, mükâfatınızı artırsın.’’
NEFSİ KINAMAK
*“Kim kendi nefsini, kusurundan dolayı kınar ve
ona kızarsa, Allah o kimseyi azâbından emin kılar.”
*“Nefsinize
uymaktan sakının. Ancak arzu, tamah ve öfkesini yenen felaha erecektir.”
*“Her
nefsin aşırı istekleri vardır; nefsin dizginini onun eline verirseniz
alabildiğine gider.”
ÇEŞİTLİ SÖZLER
*“Bir hayrı kaçırırsan onu yakalamaya çalış,
ulaşınca da onu geç, yâni daha başka hayırlar ara.”
*“Mal
cimrilerde, silah korkaklarda, fikir (re’y) zayıflarda olursa işler bozulur.”
*“Allah
rızâsı için olmayan hiçbir sözde hayır yoktur.”
*“Umutlarınız yok olup, emelleriniz kesilmeden
ve kötü amellerinizle baş başa kalmadan önce ömrünüzü değerlendirin.”
*“Yönetici
dahi olsa, ondan hakkını almak istediğin gibi sen de onun hakkını ver.”
*“Hayrı
kaçırırsan onu elde etmeye çalış; şer ile yüz yüze gelirsen, ondan kaç.”
*“Her
şeyde tehdit savurma; aksi takdirde heybetin gönüllerden silinir.”
*“Hemen
ceza vermeye yeltenme; zirâ onun en azı bile acıtıcıdır; bu işte görevliysen
hafifi ile yetin.”
*“Suçtan
daha ağır bir ceza ile tehdit etme; Çünkü onu uygularsan günaha girersin;
uygulamazsan yalancı çıkarsın.”
*“Komşunu
incitme, çünkü herkes gider, o kalır.”
*“Bir
toplum, Allah yolunda cihadı bırakırsa, Allah o toplumu zillete düşürür.”
*“Af
etmede ve ceza vermede sözün ciddiyetten uzak olmasın; aksi takdirde ne
güveninden emin olan, ne de tehdidinden korkan olur.”
*“Sana
dostluk yapana karşı sen de iyi dost ol; fakat bütün dostlarını, haklarını alma
hususunda eşit tut.”
*“Sen
kendini ıslah et, düzelt; yoksa halk seni düzeltir.”
*“Şu
dört özellik kimde varsa, o, Allah’ın iyi kullarındandır: Tevbe edene sevinen,
günahkârın bağışlanmasını dileyen, kötüye (ıslahı için) dua eden, iyiye
yardımda bulunan.”
CEZASI EN ÇABUK VERİLEN
GÜNAHLAR
*“Bilir
misiniz, cezası en çabuk verilen günah hangisidir? Azgınlık, ana baba ve akraba
ile alakayı kesmek.”
*“Allah’a
en itaâtkâr insan, günahına en çok düşman olandır.”
*“Ölümü
çok iste ki, sana hayat bağışlansın.”
*“Bir
toplumda ahlaksızlık yaygın hale gelirse, Allah o toplumun tümünü
cezalandırır.”
*“Sevmen
aşırı olmasın; buğzun da yıpratıcı olmasın.”
*“Azıksız
kabre giren, gemisiz deniz yolculuğuna çıkan gibidir.”
ALLAH'IN LANETİNE UĞRAMAK
*“Bir
insan, halkın yönetimini üstlenir de, onları Allah’ın kitabı ile yönetmezse,
Allah ona lanet eder.”
*“İyiliği
emredip, kötülüğü yasaklayan yöneticiye itaât eden kimse kurtuluşa erer ve onun
üzerinde bulunan hakkını ödemiş olur.”
*“Suçsuz
bir insana zulmeden kimseyi, Allah en aşağı bir duruma düşürür.”
*“Ölüm,
âhiret belalarının hepsinden kolay; dünya belalarının hepsinden zordur.”
*“Üç
şey vardır ki, bunlar kimde bulunursa, kendi aleyhinedir. Bunlar da: azgınlık,
döneklik ve düzenbazlıktır.”
*“Ne
söylediğine ve ne zaman söylediğine iyi bak, dikkat et!”
Perşembe, 07 Ocak 2010 15:24 tarihinde güncellendi
Salı, 17 Kasım 2009 10:50
Ali Kara
ÖMER'İN R.A. MAHABBETİ
İşte Şimdi Oldu Ey Ömer!!!
Abdullah İbn Hişam şöyle rivayet etmiştir:
- Biz Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanındaydık. O, Ömer İbn el-Hattab'ın elini tutuyordu. Ömer radıyallâhu anh ona şöyle dedi: "Ey Allah'ın resulü, kendim hariç, seni herkesten daha çok seviyorum». Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Hayır, nefsimi elinde bulundurana yemin ederim ki, beni kendinden de daha çok sevmelisin, buyurdu.
Ömer radıyallâhu anh: "Evet, Allah'a yemin ederim ki, şimdi seni kendimden de daha çok seviyorum» dedi.
Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Şimdi oldu, ey Ömer» dedi. (Buhari. 6632 nolu hadis.)
Hayır, nefsimi elinde bulundurana yemin ederim ki, beni kendinden de daha çok sevmelisin: En üstün dereceye ulaşmak için senin söylediğin yeterli değildir. Buna benim söylediğim hususu da eklemelisin. Bazı zahitler bu hadisin "helak olacağını bilsen dahi benim rızamı kendi arzularından öne geçirmedikçe beni sevdiğini iddia edemezsin" anlamına geldiğini söylemişlerdir.
Ömer radıyallâhu anh: "Evet, Allah'a yemin ederim ki, şimdi seni kendimden de daha çok seviyorum" dedi. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Şimdi oldu, ey Ömer" dedi:
Ed-Davudi şöyle demiştir: Ömer'in bu mertebeye ulaştığına emin olamadığından Allah adına yalan yere yemin etmemek için önce durup kendini istisna etmiştir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona olması gerekeni söyleyince kendini bir kez daha yoklamış ve peygamberi kendi nefsinden de daha çok sevdiğine kesin kanaat getirmiş ve yemin etmiştir.
El-Hattabi şöyle demiştir: İnsanın kendisini sevmesi doğaldır. Bir başkasını sevmesi ise sebeplere bağlı ve ihtiyaridir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem insan doğasını değiştirmek ve çevirmek imkânsız olduğu halde, ihtiyari bir sevgi istemiştir.
Bu değerlendirmeye şöyle bir cevap verilebilir: Ömer'in ilk verdiği cevap tabiata uygundu. Daha sonra düşünmüş, bir takım delillerden hareketle Hz. Peygamberi kendinden de daha çok sevdiğini anlamıştı. Kendisinin dünyada ve ahirette helakten kurtulmasına vesile olan ve tercih edilmesi gerekeni haber veren Hz. Peygamberdi. Ömer bunu anlayıp da gerekeni söyleyince Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona "Şimdi oldu, ey Ömer" demiştir. ( Fethul Bari.13.cilt. Sayfa: 134. Polen yayınları)
Bu hadisi rivayet eden sahabelere çok teşekkür ediyorum;
Bu hadisi okuduktan sonra ne anlamam gerektiği hususunda biraz düşündüm ve şu dersleri çıkarttım:
1- Peygamberimiz (a.s) Hz. Ömer (r.a) nun kendisine olan sevgisinde bir azalma olduğunu görmemiştir. Yani o dakikaya kadar nefsi dışındakilerden daha çok sevmiş olması sorun oluşturmamıştır. Buna rağmen bu sevgi eksik görülmüştür…
2- Peygambere olan imanın kâmil olması için nefis dâhil her şeyden üstün tutulması gerektiğini bilmemek özür kabul edilmeseydi peygamberimiz, hz.Ömer (r.a)’ya kelime-i şehadet getirmesini emrederdi. Tekfirciliğe ciddi bir reddiye var.
3- Ortada bir bilgi eksikliği varsa ertelemeden anında söylenmeli. Peygamberimiz uyarıyı başka bir güne ertelemedi.
4- Hz.Ömer (r.a) ehil olan bir kişiden yapılan uyarıyı sonra değerlendiririm demedi. Uyarı ehil birinden geliyorsa anında kabul edilmeli.
Peygamberimizi nefsimizden de çok sevmemiz duasıyla…
Çarşamba, 18 Kasım 2009 08:17 tarihinde güncellendi
Pazar, 15 Kasım 2009 11:48
Rehnüma
Abdullah B. Amr B. El-Âs r.a. -2
Abdullah
(r.a.) ashâb arasında ilim ve faziletiyle tanınırdı. Arapça'nın yanı sıra
İbranîce ve Süryanîce bilirdi. Böylece Tevrat ve İncil'i de okuyup, tetkik etme
imkânı bulmuştu. Hz. Ebu Hüreyre (r.a.) Abdullah'tan bahsederken; Abdullah'ın
daha fazla hadis bildiğini, zira onun hadisleri yazdığını, fakat kendisinin
yazmayıp ezberlediğini söylemektedir. (Buhârî, İlim, 39).
Abdullah
radıyellahu anh, Resûlullah’dan duyduklarını yazarak bu hadisleri bir arada
toplayan bir kitap meydana getirmişti. Bu kitaba "es-Sahifetü's-Sâdıka"
adı verilirdi. Kendisine bir şey sorulduğunda buna bakarak cevap verirdi.
Ebu Kubeyl
şunu rivayet ediyor: Abdullah'ın yanında bulunuyorduk. Kendisine bir soru
soruldu: "Hangi şehir daha önce feth olunacaktır? Kostantiniyye mi, Roma
mı?.." Abdullah, soruyu dinledikten sonra bir sandık getirdi, içinden bir
kitap çıkarttı ve ona bakarak şu cevabı verdi: "Bir gün Rasûlullah'ın
çevresinde oturmuş yazı yazıyorduk. Derken Rasûlullah'a bir soru soruldu:
"Şu iki şehirden hangisi daha evvel feth olunacak; Kostantiniyye mi, Roma
mı?" Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, şu cevabı verdiler:
"Önce Herakl'in şehri (Kostantiniyye yani İstanbul) feth
olunacaktır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 176).
Pazar, 15 Kasım 2009 11:50 tarihinde güncellendi
Pazar, 15 Kasım 2009 11:38
Rehnüma
Abdullah B. Amr B. El-Âs r.a. -1
Ashâbın ileri
gelen fâkihlerinden ve aynı zamanda Abâdile'den olan sahâbi. Ebu Muhammed veya
Ebu Abdurrahman künyesiyle tanınan Abdullah, Amr b. As'ın oğlu idi. Annesi de
Râita (Reyta) binti Münebbih'tir. Abdullah, babası Amr b. el-As'dan önce
müslüman oldu ve onunla birlikte Hicri yedinci yılda Medine’ye hicret etti.
Abdullah b.
Amr (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.s.)'in meclislerine devam ederdi. Onun tanındığı
özelliklerden biri, Rasûlullah'ın sözlerini ezberlemek ve kaydetmekti. Ashâb,
Abdullah'ın her şeyi yazdığını görerek, onu, bundan vazgeçirmek istemişler ve
ona şöyle demişlerdir: "Sen Rasûlullah'tan işittiğin her şeyi yazıyorsun.
Hâlbuki Allah Resulü, gazap ve hoşnutluk hallerinde de söz söylemektedir.
"Bunun üzerine tereddüde düşen Abdullah, durumu Hz. Peygambere anlatınca
Rasûlullah, onu dinledikten sonra şöyle buyurdu: "Yaz, çünkü canımı kudret
elinde tutan yüce Allah'a yemin ederim ki, ağzımdan haktan başka bir şey
çıkmamıştır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 158).
Pazar, 15 Kasım 2009 11:49 tarihinde güncellendi
Cumartesi, 11 Temmuz 2009 09:45
Ali Kara
ASHABIN ÜÇ KISMI
Ehli
Sünnet vel Cemaata göre Resululah sallallahu aleyhi ve sellem’ in ashabı,
bazısının bazısı ile çekişmesi vaktinde üç fırka idi.
Bir fırka
Ali’nin hak olduğunu delil ve içtihad ile bildiler.
Diğer bir
cemaat, delil ve içtihad ile diğerlerini haklı buldular.
Üçüncü
taife, duraklama halinde olup delille her hangi bir tarafı tercih edemediler.
İlk
taifeye, içtihadları gereğince Ali’ye yardım etmek lazım geldi. İkinci taifeye
de içtihadlarının neticesi olarak muhaliflere yardım gerekli oldu. Üçüncü
taifeye ise duraklama gerekti. Onlara göre birini diğerine tercih etmek
hatadır.
Bu üç
fırkadan herbiri kendi içtihadları gereğince amel ettiler. Zimmetlerinde vacib
olanı eda ettiler. Bunları levmetmeye nerden imkan olsun! Onlara dil uzatmak
nasıl münasib olsun!
İmam
Şafii ve Ömer ibni Abdu-l Aziz’den rivayet edilmiştir ki;
‘Bu
bir kan idi, Allah ellerimizi bundan temizledi, biz de dillerimizi temiz
tutalım.’
Bu sözden
anlaşılır ki, birinin haklılığı ve diğerinin hatalı olmasıyla dudakları
kımıldatmak uygun değildir. Hepsini hayırdan başka şeyle zikretmemek
gereklidir. Aynı şekilde hadisi Nebevi de şöyle geldi; sallalla-hu aleyhi ve
sellem buyurdu,
“Ashabım
zikredilince, geri durun.” Yani, ashabım ve sürtüşme lerizikredilince, bundan sakının, birini diğeri üzerine tercih etmeyin.
Fakat
Ehli Sünnet vel Cemaatın ekserisi, kendilerine açık olan delil-le, Ali
kerremellahu veçhehunun haklı olduğu, muhaliflerinin hatalı olduğu görüşüne
gitmişlerdir. Fakat bu hata, içtihadi hata olunca,levm ve dil uzatmaktan uzaktır, hakaretten
münezzehtir, çirkinlikten beridir.
Ali
radıyellahu anhudan nakledildi ki şöyle demiştir,
‘Kardeşlerimiz
bize karşı ileri gittiler, onlar kafir ve fasık değil-dirler. Zira onlar için
küfür ve fasıklıktan men eden te’villeri vardır.’
Ehli
Sünnet vel Cemaat ve rafiziler, her ikisi de Ali ile harb edenleri hatalı
görürler. Her iki fırka da Ali’nin hak üzere olduğunu söylerler. Lakin Ehli
Sünnet vel Cemaat, muhalifler hakkında te’vilden kaynaklanan hatalı olmaları
sözü üzerine bir şeyi ziyade etmeye cevaz vermezler. Dillerini onlara taan
etmek ve çirkin konuşmaktan korurlar. Sallallahu aleyhi ve sellem’in sohbet
hakkına riayet ederler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu;
“Allah!
Allah! Ashabım hakkında sakının, benden sonra onları hedef tutmayın.”
Sözünde
Allah lafzını iki kere tekrarlaması, sözünü kuvvetlendirmesi içindir. Yine
buyurdu;
Ashaba tazim ve hürmet babında daha başka çok
hadisi şerifler gelmiştir. Hepsine tazim etmek ve onları kıymetli tutmak
gerekir. Zellele-rini/sarsıntılarını da güzel bir şekilde yorumlamak gerekir.
İşte bu mes’ele-de Ehli Sünnet vel Cemaatın görüşü budur.
Rafıziler/şia
bu babta çok ileri gittiler, öyleki Ali ile harb edenleri tek-fir ederler. Dillerini
çeşitli taan ve çirkin şeylerle bulaştırırlar. Eğer maksad Ali’nin tarafının
hak olduğunu açıklamak ve muhaliflerinin hatalı olduğunu beyan ise, Ehli Sünnet
vel Cemaatın seçtiği usul yeterlidir ve itidal yolu üzeredir. Din büyüklerine
dil uzatmak, dinden ve diyanetten uzaktır. Bunu rafiziler seçmiştir.
Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabına dil uzatmayı din-leri ve imanları
yaptılar. Ne kötü din. Zira en büyük kısmı Nebi’nin vekille-rine sövmek, O’nun
–sallahu aleyhi ve sellem- halifelerine kötü konuş-maktır.
Bid’at
ehlinden her bir taife bir bid’atı tercih etti ve bununla Ehli Sünnet vel
Cemaatten ayrıldı. Lakin harici fırkası ve rafiziler/şia, şu taifeler arasında
hak ve doğrudan cidden en uzak olanlarıdır.
Din
büyüklerine sövmek ve lanet etmek, imanlarının en büyük cüzü olunca, onlar için
haktan nasıl nasib olsun. Rafiziler on iki fırkaya ayrıl-dılar. Hepsi de Nebi sallallahu
aleyhi ve sellem’in ashabını tekfir ederler. Hulefa-i Raşidine sövmeyi ibadet
olarak itikad ederler.
Bu cemaat,
kendilerine rafizi denmesinden sakınırlar. Rafizileri ken-dilerinden başkaları
zannederler. Zira hadisi şeriflerde rafiziler hakkında şiddetli azab tehdidi
geldiği için. Keşke rafiziliğin manasından da böylece sakınsaydılar. Nebi sallallahu
aleyhi ve sellem’in ashabından uzak olma-saydılar.
Hind
beldelerinin Hinduları yani mecusileri de kendileri için Hindu derler, küfürden
sakınarak kendilerini kafir kabul etmezler. Zannederler ki kafirler, küfür
memleketlerinde oturanlardır. Bu anlayışlarında hatalıdırlar. Bilakis her iki
sınıf ta kafirdirler ve gerçekten küfürle tahakkuk etmişlerdir. Zannederlerki
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in Ehli Beyti de kendileri gibidir. Onları da
Ebu Bekir ve Ömer’e düşman olarak hayal ederler.
Şu
taife/rafiziler, Ehli Beytin büyüklerini takıyye hükmünce münafık-lar ve
hilebazlar olarak zannederler. Ali kerremellahu veçhehu’nun da, Hulefa-i
Raşidin ile otuz sene boyunca takıyye hükmü üzere, nifak arka-daşlığı ettiğini
zannederler. Haksız yere onlara tazim etmiş ve hürmet gös termiştir derler. Bu
işin neresi güzel, neresi iyi.
Şayet
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Ehli Beytine sevgi, Resulullah sallallahu
aleyhi ve sellem’e olan sevgi vasıtasıyla ise, o takdir de Resulullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in düşmanlarına da düşman olmaları gerekir, Ehli Beytin
düşmanlarındandaha fazlaca onla-ra
lanet etmeleri ve sövmeleri gerekir. Halbuki bu taifeden hiç birinden Ebu
Cehil’e sövmek ve taan etmek işitilmemiştir. Halbuki o, Resulullah sallallahu
aley-hi ve sellem’in en şiddetli düşmanıydı. Sallallahu aleyhi ve sellem’e
çeşitli eziyetlerle sıkıntı ve cefa verdi. Bunlardan hiç biri, onu kötü şekilde
zikretmekle dilini hareketlendirmedi.
Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’e en sevimli olan erkek Ebu Bekir Sıddıktır. Rafiziler
fasit zanlarıyla O’nu, Ehli Beyte düşman zanne-derler. Sövmekle ve kötü
konuşmakla ona dil uzatırlar. Ona layık olmayan şeyleri nisbet ederler. Bu
hangi dindir, bu hangi diyanettir.!
Allahu
subhanehu, Ebu Bekir, Ömer ve diğer ashabı kiramı, Resulullah sallallahu aleyhi
ve sellem’in Ehli Beytine düşmanlar olarak takdir etmemiştir; Muhammed sallallahu
aleyhi ve sellem’in âline buuz edici ve zıt olucu yapmamıştır. Ne olaydı şu
insaf elbisesinden soyul-muşlar Ehli Beytin düşmanlarına sövmeyi, ashabı kiramın
büyüklerinin isimlerini belirtmeksizin yapsaydılar, din büyüklerine kötü zannı
açıkla-maksızın yapsaydılar. Bu durumda bu babta ehli sünnete muhalefetleri de
kalkardı. Zira ehli sünnet te aynen Ehli Beytin düşmanlarına düşmanlık ederler,
onlara taan ve kötü söz söylerler.
Ehli sünnetin
güzelliğinden biri, muayyen bir şahıs hakkında, bütün küfür çeşitleriyle iptila
olmuş olduğu halde kesin olarak cehennemliktir demezler. Ona lanet etmeye de
cevaz vermezler, zira işinin sonunda islamı ve tevbesi ihtimallidir. Ancak
mutlak olarak bütün kafirlere laneti cevaz verirler, muayyen kişiye değil,
ancak kati delille imansız gittiği bilinenler hariçtir.
Rafiziler,
Ebu Bekir ve Ömer’e (Allah her ikisinden razı olsun) çekin-meden lanet ederler,
ashabın büyüklerine söverler, sakınmadan onlara dil uzatırlar. Allah, onları
dosdoğru yola ulaştırsın.
Bu
bahiste Ehli Sünnet vel Cemaat ile muhalifler arasında büyük ihtilaf vardır.
İlk
makam, Ehli Sünnet vel Cemaat dört halifenin halifeliklerinin hak olduğuna
hükmeder. Şu dört Zat’tan her biri için hak halifedir derler. Zira sahih
hadiste gaybtan haber verme üzere şöyle geldi;
“Benden
sonra hılafet otuz senedir.”
Bu
müddet, Ali’nin hılafeti ile tamam oldu. Bu hadisin gereğince, dört zattan
herbiri halife olur. Hılafetin sırası, hak üzere olur.
Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir. Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.