.

.

Diyaloğa

E-posta Yazdır PDF

DİYALOGÇU AHMET ŞAHİN’E DUR DEDİ.

Hoşgörü tamam ama...

Sitemiz yazarlarından Cemal Nar Hoca, Zaman Yazarı Ahmet Şahin'in "Amentuda ittifakımız var" görüşüyle ilgili "Diyalog denen şey eğer 'kavga etmeden konuşmak' ise, iyidir, güzeldir. Ama batıl dinler ile hak din ve şeriatı birleştirmek ise mümkün değildir" diye yazdı

Sitemiz yazarlarından Cemal Nar Hoca, Zaman Yazarı Ahmet Şahin'in "Amentuda ittifakımız var" görüşüyle ilgili "Diyalog denen şey eğer 'kavga etmeden konuşmak' ise, iyidir, güzeldir. Ama batıl dinler ile hak din ve şeriatı birleştirmek ise mümkün değildir" diye yazdı.

Cemal Nar Hoca'nın yazısı şöyle:

İyi niyetli de olabilir, hocaları birbirine düşürmek isteyen biri de olabilir bu okuyucum. Son zamanlarda durup dururken koca koca hocalarımıza saldıran koca koca hocalar yok mu? Yaktıkları ateşi istesek de söndüremiyoruz. Az değerlerimiz yanmıyor maalesef bu yersiz alevlenmelerde…

Böylece yazıyı okudum. İslam'ın evrenselliğine dair hoş bir yazı. Sonunda güzel de bir davet var. Ama bir yerde çok da ilgisi yokken şöyle deniyor:

“Zaten dikkatlice bakıldığında görülecektir ki ehl-i kitapla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle amentüde ittifakımız vardır. Çünkü Allah'ın gönderdiği kitapların hemen hepsinde tekrarlanan amentüdür: Allah birdir. Peygamberler haktır. Melekler vardır. Kitaplar gönderilmiştir. Ahiret vardır. Ölen insanlar bir gün dirilecek, yaptıkları iyiliklerin mükafatını, kötülüklerin de mücazatını göreceklerdir.

Bu temel noktalar bir amentüden başkası değildir ve biz ehl-i kitapla bu amentüde müttefikiz. Garip olan şudur ki ittifak ettiğimiz amentüyü öne geçirmiyor da ihtilaf ettiğimiz teferruatı ileri sürüp mutlak küfre karşı dayanışmamıza engel olarak görüyoruz. Halbuki temelde ittifak varken teferruattaki ihtilaflara takılıp kalmak makul değildir. Burada Kur'an'ın bir ayetini hatırlamak yerinde olsa gerektir: (Mealen.) "Ey ehl-i kitap! Geliniz ittifak ettiğiniz amentüde buluşunuz."” http://tr.fgulen.com/content/view/2852/76/

Okuyucumuz buna takılmış ve biraz da sert bir üslupla sorular sormuş. Ben o ifade biçimini sevmiyorum. Tenkit ederken saygılı ve itidalli olmalıyız, dengeyi korumalıyız. Ama biliyorum ki onu da imanı konuşturuyor.

Bu mesele, çok heyecanlı bir mevzu olan “diyalog” meselesine götürüyor bizi. Maalesef bu konuda insanlar yersiz zıtlaşmalar içinde. Dinlemeden, anlamadan, tozu dumana katarak konuşuyor, yazıyorlar.

Ben de bu konuyu yazdım burada, tanışmak, rahat konuşabileceğimiz bir tebliğ zemini oluşturmak, Hudeybiye sulhu ortamını sağlayarak barışın bereketinden faydalanmak maksatlı bir diyaloğun güzelliği ile yağcılık ve dalkavuklukla din ve imandan taviz verme ve batılı hak gösterme biçimindeki sergilenen diyaloğun çirkinliğinden bahsettim.

Ama beni de anlamadan tenkit edenler az olmadı. Hem de dediğimi bana tavsiye ederek tenkit edenler oldu. Okumuyorlar mı, anlamıyorlar mı anlamadım.

Şimdi Muhterem Ahmet Şahin Hocam da böyle yazınca “eyvah” dedim, “yine kıyamet kopacak. Ama biraz da haklı olarak.”

Haklı olan ne?

Ahmet Şahin Hocam kusura bakmasın, dediği gibi “amentüde ittifakımız vardır. Çünkü Allah'ın gönderdiği kitapların hemen hepsinde tekrarlanan amentüdür: Allah birdir. Peygamberler haktır. Melekler vardır. Kitaplar gönderilmiştir. Ahiret vardır. Ölen insanlar bir gün dirilecek, yaptıkları iyiliklerin mükafatını, kötülüklerin de mücazatını göreceklerdir” amma, hepsi bu kadar değil ki! Her şey başlıktaki gibi değil ki. Ana başlık muhtevayı yok saydırmaz ki. Böylesine tecrübeli bir yazar bunu nasıl dikkate almaz?

Öyle olsaydı Allah onları niçin İslam'a davet etsindi?

Sevgili Peygamberimiz Efendimiz (sav) niçin Ehl-i Kitab'ı niçin İslam'a davet etsin ve bu uğurda cihat etsindi?

Ehl-i Kitab'ın “Allah” anlayışı ile İslam'ın uluhiyyet anlayışı bir değildir. Kitaplara iman var ama, ne onların elindeki asıl Tevrat ve İncildir, ne de onlar Kur'anı kutsal kitap olarak kabul ederler. Acaba Ehl-i Kitab'ın kaçta kaçı Sevgili Peygamberimiz Efendimizi (sav) “Resulullah” olarak kabul eder? Onların inandığı melek veya ahiret ile bizim inandığımız aynı mı acaba?

Ya Kitabın içindeki şeriat? Şeriata iman olmadan kitaba iman nasıl olacak? Kitabı kabul edip de içinde yazılan kanunları kabul etmemek küfür değil midir?

Görülüyor ki amentünün açılımında Ehl-i Kitab'la aramızda öyle çok ittifak yoktur.

Hem hangi “mutlak küfre karşı dayanışmamızdan” bahsediyorsunuz ki? Mutlak küfür mü kalmış? Şimdilerin mutlak küfrü artık materyalizm, ateizm değil, “laiklik” inancıdır.

Sorular uzar gider. Diyalog denen şey eğer “kavga etmeden konuşmak” ise, iyidir, güzeldir. Ama batıl dinler ile hak din ve şeriatı birleştirmek ise mümkün değildir.

Ben Muhterem Ahmet Şahin Hocamızın sözlerini şöyle anlıyorum. “Akidemizi amentümüzü sayarken isim benzerliği olduğunu görürüz. İçeriğini işin içine karıştırmadan bu benzerlikten ne kadar faydalanabilirsek, o kadar yararlanmak iyidir. Hepsi bu kadar. Yoksa hak din İslam başka, batıl dinler başkadır.”

Bunda bir sorun var mı?

Cemal Nar / Habervaktim.com

 

Çarşamba, 18 Mayıs 2011 17:10 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

DİYALOGÇULARA REDDİYELER - 5

 

RESULULLAH S.A.V BÜTÜN ALEME GÖNDERİLMİŞTİR.

 

Bazı diyalogçular, Resulullah s.a.v in bütün insanları islama davet etmediğini, herkesin iman etmesinin lazım gelmediğin, islamın bunu emretmediğini v.s. şeyler sayıklamaktadırlar.

 

Bu gibi iftiralar karşısında, Kur’anın kesin hükümlerini zikretmekten başka yapacak işimiz yok.

 

Resulullah s.a.v in bütün aleme gönderildiğine dair ayetler:

 

En’am suresi: 19

 

    {وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لِأُنْذِرَكُمْ بِهِ وَمَنْ بَلَغَ} [6/19]

 

Bu Kur'an bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu.”

 

 

Furkan suresi: 1

    {تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيراً} [25/1]

 

Âlemlere korkutucu olsun diye kulu Muhammed'e Furkan'ı indiren Allah, çok yücedir.”

 

Sebe’ suresi: 28

    {وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِلنَّاسِ} الآية [34/28]

“Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.”

 

A’raf suresi: 158

    {قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعاً} الآية [7/158].

“De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın (gönderdiği) elçisiyim.”

 

Şu ayetlere insafla bakan ve kalbinde zerre miktarı iman olan insaf sahibi herkes, son peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve selemin, bütün aleme gönderilen Allah Resulü olduğunu anlar ve katiyetle buna iman eder.

Buhari hadisi şerifinde diğer peygamberlerden ayrı olarak kendisine 5 hususiyyet verildiğini bizzat açıklayan Efendimiz s.a.v, bunlardan birinin de “Bütün aleme gönderilmiş olduğu” dur.

 

Şimdi hangi felsefe ve mantık oyunuyla, yaldızlı sözlerle bu kati hükmü değiştirecekler, buna en ufak bir muhalefet bile insanı iman nimetinden mahrum eder. Çok iyi düşünmek lazım, ebedi hayatı zehir edecek şeylere aldanmamak lazım.

 

E-posta Yazdır PDF

DİYALOGÇULARA REDDİYELER – 4

 

EHLİ KÜFÜRLE SAVAŞMAK NE ZAMANA KADARDIR?

 

Şimdi zikredeceğimiz ayeti kerime, Tevbe suresi 29. ayettir.

Bu ayeti kerimeyle islamın cihan şumul hedefi, kıyamete kadar devam edecek olan kaidesi beyan edilmiş oldu. Bu hüküm sonra gelen başka bir hükümle nesh edilmedi (kaldırılmadı) ğine göre, o halde kıyamete kadar yaşayan Müslümanların vazifesi bizzat Allahu Teala tarafından beyan edilmiş oluyor.

Hadisi şerifte cihadın kıyamete kadar devam edeceği, hiçbir adil veya zalim idarecinin bunu değiştiremeyeceği de beyan edilmiştir.

Tabiî ki cihadın değişik safhaları ve mevzıları vardır. Herkes kendi konumuna göre İslam için maddi ve manevi hizmetlerde bulunarak bu cihada ortak olmalıdır.

 

  {قَاتِلُوا الَّذِينَ لا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلا بِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَلا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ

 

   وَلا يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حَتَّى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ}

 

Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edin- meyen kimselerle, alçak olup kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.”

Tefsirlerde şu açıklamalar var:

Allah ve ahıret gününe inanmayanlarla savaşın. Onlar Allah ve Resulünun haram ettiğini haram etmezler. Haram olduğu  kitap ve sünnet ile kesin sabit olan şeyleri. Onlar eski dinlerinin asıllarına inanç ve amel bakımından tabi olmazlar. Hak dini –islamı- din olarak kabul etmezler. Hak ehlinin itaatı gibi Allaha itaat etmezler.

Bunlar kendilerine kitap verilenlerdendir. Yahudi ve hıristiyanların imanı, iman sayılmaz. Bunlarla savaş, cizye vermelerine kadar devam edecektir.

Onlar cizyeyi zelil bir halde elleriyle teslim edecekler. Vergiyi ödeyen ayakta durur, binekten iner. Vergiyi alan müslüman oturur. Onu silkeyerek “Ey Allahın düşmanı! Cizyeyi öde” der.

Cizye ehli kitaptan alınır, arapların müşriklerinden alınmaz, onlar öldürür. acemler ve mürtedlerde aynı şekildedir.

Kötürüm, fakir, çocuk, kadın, köle ve insanlara karışmayan rahiblerden cizye alınmaz.

Zenginlerden senede 48 dirhem alınır. Her ay için 4 dirhem, orta hallilerden bunun yarısı 24 dirhem alınır.  Çalışabilen fakirden 12 dirhem alınır. (Bir dirhem 3,2 gramdır.)

Mektubatı Rabbani’de, İslam halifeleri tarafından cizyenin kaldırılması şiddetli şekilde tenkit edilmekte ve cizye alınmasının hikmet ve sebebleri açıklanarak, -onların devamlı korku altıunda hakir ve zelil olmalarıdır- denilmektedir.

Allah dostları ve ahıret alimleri böyle derken, şimdiki dünyacı ilim hırsızları ne derese desin hiçbir şey ifade etmez. Haktan öte dalaletten başka ne vardır….

 

 

 

E-posta Yazdır PDF

DİYALOGÇULARA REDDİYELER – 3

EHLİ KİTABIN HAKKI GİZLEMESİ

Ehli kitabın, kendilerine bildirilen bir çok hakikatleri gizlemesi, Kur’anı Kerimde zikredilir. Bunlardan biri de Saff suresi 6. ayette zikredilir:

{وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرائيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ

يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّراً بِرَسُولٍ يَأْتِي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ}

Hatırla şu vakti ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın (gönderdiği) resulüyüm, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti. Fakat o, kendilerine açık deliller getirince: Bu apaçık bir sihirdir, dediler.”

Bu ve benzeri bir çok ayeti kerime, ehli kitabın hakkı hakikatı gizlemedeki hilelerini açıklamıştır. Bu zalim herifler, asla kötü hallerinden dönmeyeceklerine göre, içlerinden bazısının hidayet bulması, onların genel olarak sapık ve lanetli olmalarını değiştirmez… taki ilahi emir gelene kadar İsa a.s. zuhur edip İslam tamamen hakim olana kadar bunlarla mücedelemiz devam edecektir.

Bu hakikatı kendi zanni uygulamalarıyla kimse değiştirmeye kalkmasın, veya bir takım tevillerle şimdiki ehli kitabın evvelkiler gibi olmadığını iddia etmesin. Aslına bakarsak şimdikiler evvelkilere taş çıkartıyor, öyleki bütün dünyayı kendi emirleri altına alarak kültür emperyalizmi ile insanlığı esir etmişler, maddi güç ile zulümlerini küfürlerini her yere sokmuşlardır.

Ehli kitab insaflı olsa, hayır sahibi olsa acaba dünyada aç ve açık kimse kalırmı, açlıktan susuzluktan kimse ölürmü. Böyle savaşlar olurmu.

Asla! Şu yaşadığımız dünyayı mazlumlara zehir eden, müslümana kan kusturan ehli kitab değimli?

Bunlar zikrettiğimiz ayeti kerimenin haberini –son peygamberi- gizlemekle en büyük ihaneti yapmış olmadılar mı?

Şimdi bunlara yağcılık yaparak “Herkesin Müslüman olmasını istemek islamın emri değilmiş veya tevhidin ilk kısmını söylemek yetermiş” gibi martavalları diline dolayan ilahiyatçı, müftü, prof. taifesine ne demeli. Elin gavuru kendi dini anlayışına göre mücadelesini ediyor, batılda devam ediyor, ya siz müslümanız dediğiniz halde bu gavurluk ne dir???

Cuma, 20 Ocak 2012 17:50 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

DİYALOGÇULARA REDDİYELER – 2

يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ وَلا تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ إِلا الْحَقَّ إِنَّمَا الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ

رَسُولُ اللَّهِ وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ فَآمِنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَلا تَقُولُوا ثَلاثَةٌ انْتَهُوا خَيْراً

لَكُمْ إِنَّمَا اللَّهُ إِلَهٌ وَاحِدٌ سُبْحَانَهُ أَنْ يَكُونَ لَهُ وَلَدٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَفَى

بِاللَّهِ وَكِيلاً(171) لَنْ يَسْتَنْكِفَ الْمَسِيحُ أَنْ يَكُونَ عَبْداً لِلَّهِ وَلا الْمَلائِكَةُ الْمُقَرَّبُونَ وَمَنْ

يَسْتَنْكِفْ عَنْ عِبَادَتِهِ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ إِلَيْهِ جَمِيعاً( 172 )

Bu ayetlerde mealen şöyle buyruluyor:

171- Ey ehl-i kitap! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, gerçekten başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesîh, ancak Allah'ın resûlüdür, (o) Allah'ın, Meryem'e ulaştırdığı "kün: Ol" kelimesi (nin eseri) dir, O'ndan bir ruhtur. (O'nun tarafından gönderilmiş, yahut teyit edilmiş, yahut da Cebrail tarafından üfürülmüş bir ruhtur). Şu halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. "(ilah) üçtür" demeyin, sizin için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. Allah ancak bir tek Allah'tır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Gökler de ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.

172- Ne Mesîh ve ne de Allah'a yakın melekler, Allah'ın kulu olmaktan geri dururlar. O'na kulluktan geri durup büyüklenen kimselerin hepsini (Allah) yakın da huzuruna toplayacaktır.

Bazı hırıitiyanlar İsa’nın a.s. Allahın oğlu olduğunu söyler. Bazıları da İsa’nın Allah olduğunu söyler. Bazıları da İsa, Allah ile beraber ilahtır der. Bütün bu sözlerden, Allahu Teala son derece münezzehtir, yücedir.

Allahu Teala böyle iftira atanların kafir olduğunu Kur’anda açıklamıştır.

“Meryem’in oğlu Mesih İsa, Allahtır, diyenler kafir oldu.” (5/17)

“Muhakkak Allah, üçün üçüncüsüdür, diyenler kafir oldu.” (5/73)

Bunların bu gibi sözlerini Allahu Teala şöyle iptal etmiştir:

“Ancak Meryem’in oğlu Mesih İsa, Allahın Resulüdür, Meryem’e attığı kelimesidir.” (Nisa: 171)

Ne Mesîh ve ne de Allah'a yakın melekler, Allah'ın kulu olmaktan geri dururlar.”

Bu zalimlerin iftiraları, İsa a.s. ve annesi Meryem validemize zarar vermez. Onlar ayetin beyanına göre Alahu tealaya kulluktan erinmezler, zorlanmazlar, seve seve kulluk vazifelerini yaparlar.

Böyle sapık rezil ve iftiracı fikirli adamların neresiyle diyalog olacak! Bunlarla nerde anlaşma ittifak olacak! Ya sen bunların şirkini kabul edeceksin ki bu çok büyük bir küfürdür, ya da onlar senin tevhid inancına dönecek. Onlar tevhide dönmediğine göre, sen nasıl onlarla diyaloga devam edeceksin!

Küfür damarlarına işlemiz iftiracı melun heriflerle bir masada oturup tebessüm ederek onların şu rezil sözlerini dinleyen bir Müslüman, acaba imanlı halini kaç gün, kaç saat veya kaç dakika koruyabilir???

Ahır zamanda bir çok kimsenin dinden çıkacağı haber verildi. Sabahleyin evinden Müslüman olarak çıkan bir çok kişinin akşama evine kafir olarak döneceği, akşam evine Müslüman olarak giren bir çoklarının da sabaha kafir olarak çıkacakları da haber verildi.

Bu ahır zaman fitnelerinden sakınmanın yolu, ilim ehline yakın olarak islamı güzel yaşayan kimselerle birlikte olmak, Allah dostlarının etrafında halka olmak, taviz vermeden samimi olarak dini yaşamakla mümkün olur. Bu da ancak ehli sünnet topluluğudur. Allahu Teala bizleri onlardan dünyada ve ahırette ayırmasın.

Cuma, 20 Ocak 2012 17:49 tarihinde güncellendi

Sayfa 5 - 20

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.