.

.

Diğer Sohbetler

E-posta Yazdır PDF

İlmin fazileti

altn_mahfz.jpg

 

Muhakkak ilmin menkıbeleri ve faziletleri hakkında ayetler ve sahih, meşhur hadisler gelmiştir, biz onları zikretmekle meşgul olmadık bu yazı uzamasın diye.
<<İlimin fazileti hakkında bazı ayeti kerimeler:
“Allah’tan ancak alim kulları korkar.”
“Allah, içinizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir.”
İbni Abbas (radıyellahu anhuma) derki,

Perşembe, 23 Ekim 2008 19:28 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Savaşmayan Kafirlerin Durumu ?

dumanl.jpgSavaş Açmayan Kâfirlerle Münasebet

Cenâb-ı Hakk, mü'minlerin kâfirlerden büsbütün ilgi ve münasebetlerini kesmeleri gerektiğini evvelki ayetlerde belirttikten sonra, kendileriyle savaşmayan kâfirlerle ilgi ve münasebet kurmaya müsaade ederek şöyle buyurmuştur:

"Sizinle, din hususunda savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış olanlara, iyilik yapıp; onlara adaletle muamele etmekten Allah sizi menetmez. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. Allah sizi ancak, size karşı din savaşı yapmış ve sizi yurtlarınızdan çıkarmış, çıkarılmanıza arka çıkmış olanlara dostluk etmenizi meneder. Kim onları dost edinirse, işte bunlar zalimlerin tâ kendileridir" (Mümtehıne, 8).
 
Nüzul Sebebi

Alimler, buradaki "savaşmamış olanlar" ifâdesi ile kimlerin kastedildiği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Ekserî alimler bunların, Hz. Peygamber (s.a.s) ile, savaşmama, onun düşmanlarına destek olmama hususunda anlaşan kimseler olduğu görüşündedirler. Bunlar, Hz. Peygamber (s.a.s) ile, ona karşı savaşmamaya söz verip anlaşan Huza'a kabilesidir. Böylece Allah, Hz. Peygamber (s.a.s)'e, bu anlaşmanın zamanı doluncaya kadar, onlara iyi davranmayı, bu anlaşmaya vefa gösterilmesini emretmiştir ki bu, Ibn Abbas, Mukâtil ve Kelbî'nin görüşüdür. Mücâhid ise, ayette bahsedilenlerin, Mekke'de iman edip de, hicret etmeyen kimseler olduğunu söylemiştir. Bunların, küffann kadınları ve çocukları olduğu da söylenmiştir.

Abdullah b. Zübeyr den bu ayetin, Hz. Ebû Bekir (r.a)'in kızı Esma hakkında nazil olduğu rivayet edilmiştir. Buna göre, Esmâ'nın müşrik olan annesi Kuteyle, bir takım hediyeler getirdi, ama o, annesini kabul etmedi ve girmesine müsaade etmedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s), Esma (r.a)'ya, annesini içeri almasını ve onu kabul edip, iyi davranmasını, ihsanda bulunmasını emretti.

İbn Abbas (r,a)'dan, ayette bahsedilenlerin, Haşimoulllarından bir gurub kimsenin olduğu, babası Abbas'ın bunlardan olduğu ve Bedir günü, diğer müşriklerce zorla savaşa çıkarılmış kimseler olduğu rivayet edilmiştir.

Hasan el-Basrî'den de şu rivayet edilmiştir: Müslümanlar, Hz. Peygamber (s.a.s)'den, müşrik akrabalarını ziyaret etmek, sıla-i rahimde bulunmak için müsaade istediler de bunun üzerine, Allah Teâlâ işte bu ayeti indirdi. Ayetin bütün müşrikler hakkında nazil olduğu da söylenmiştir. Katâde, bu ayeti, kıtal ayetinin neshettiğini söylemiştir.

Diğer bir mana, "Allah sizi, bunlara iyilik etmekten değil, onları dost edinmekten nehyetmiştir" şeklinde olur ki düşmanlıkla çok ileri oldukları gözönünde bulundurulursa bunun, onlar hakkında bir rahmet olduğu anlaşılır.

Müfessirler: "Bu ayet, müşriklerle müslümanlar arasında, hernekadar birbirlerine dost edinmeleri yasaklanmış ise de, birbirlerine karşı iyi davranabileceklerine delâlet eder" demişlerdir.

Ayetteki, "Onlara adaletle muamele etmeniz..." ifadesi hakkında, İbn Abbas (r.a), "Cenâb-ı Hakk bununla, sıla-i rahmi ve benzeri şeyleri kasdetmiştir. "Çünkü Allah muksitleri (adalet yapanları) sever" ifadesi ile de, "İşte böyle yapanları kastetmiştir" demiştir. Mukâtil ise, bu ayete, "Onlarla yaptığınız anlaşmalara vefa gösteriniz ve âdil olunuz" manasını vermiştir.

Daha sonra Hak Teâlâ, mü'minleri, kendileriyle ilgi kurmalarını yasakladığı kimselerden de bahsederek, "Allah sizi ancak, size karşı din savaşı yapmış ve sizi yurtlarınızdan çıkarmış, çıkarılmanıza arka çıkmış olanlarla dostluk etmenizden meneder" buyurmuştur. Burada bir incelik vardır. Bu da, bu ifadenin, daha önce geçen, "Sizinle, din hususunda savaşmamış olanlardan... menetmez" ifadesini te'kid etmesidir.

Açıklama:
Tefsiri kebirin izahlarından açıkça anlaşıldığına göre bu ayeti kerime de, diğer başka ayetler gibi kafirlere yapılan iyiliğin, ya sıal-i rahim (akrabalık) sebebiyle veya daha evvel yapılan anlaşmalara vefa için adaletli olmak üzere iyilik yapmak olduğudur. Zaten bu gibi misaller islam tarihinde sayılamayacak kadar çoktur ve dinimizin ahlakımızın ve müsamahakarlığımızın neticesi de budur. Ama bu ve benzeri ayetlerden kafirlerle dostluk ve diyalog için asla pay çıkartılmamalıdır zira yukarda beyan edilen sebebi nuzüllerden anlaşıldığı gibi kafir olan akraba da olsa ona karşı ölçülü olmak gerekmektedir, münasebetin sınırını aşmamak işi dostluğa götürmemek gerekir.

Zaten Osmanlınnı ve Endülüsün yıkımının asıl sebebi ehli kitabla dostluk olduğu tarihen sabit olmuştur. Çünkü taviz tavizi doğurur sonunda onların bir işi müslümana hoş gibi gelir ve makul olursa, ozaman iman elden çıkar ve heybet gider, onlar gibi olunur. Allahu teala bizlere islam şahsiyyetini tam olarak takınıp islamı tebliğ ederek sünneti seniyyeyi ihyaya muvaffak eylesin de o kafirleri de o halden kurtaralım.
Diyalogçuluk sevdasına düşenlere ufak bir hatırlatma yapalım. Ayeti kerimelerin sadece bir manasını alıp kendi iddianıza delil getirmeyin, zira pek çok tefsir ve sonunda fıkıh kitablarının hükmü asıl geçerli olandır, sizin bizim felsefemiz mantığımız veya abimiz üstadımızın dediği geçerli değildir, ancak bunlar islam delillerine (Kitab, sünnet, icma ve kıyas) uyarsa kabulümüzdür
 
Ayrıca bu zamanda islama karşı savaş açmayan veya islamı alaya almayan veya islamı terörist görmeyen veya müslümanların barbar vahşi medeniyyetsiz olmuğunu söylemeyen veya islamın insanı geri bıraktığını söylemeyen veya Kur'anın Allahın kelamı olmadığını söylemeyen bir hıristiyan veya yahudi varmıdır? Asla yoktur, zira onların sahte sözlerine aldanmayın, ciddi iseler zaten iman etmeleri müslüman olmaları gerekirdi, demek ki bu zamandaki bütün ehli kitab ya direk olarak islama düşmandır yada dolaylı olarak düşmandır da bunu çaktırmaz. O halde bunlarla doıstluk ve diyaloğa gerek yok hatta çok sakıncası vardır. Sahipsiz sefil miletler islamı beklerken avrupa ve abde müstekbirleri ve zalimleri ile işimiz ne? Onlar evvela yaptıkları zulmü kabullenip islam aleminden özür dilesinler, işgal ettikleri yerlerden çıksınlar yaptıkları katliamların bedelini ödesinler de ondan sonra bakılır. 


 

Perşembe, 25 Eylül 2008 15:05 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'na !!!

diynt_log.jpgYargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in “din kurallarının yorumlanabileceği” şeklindeki açıklamasını değerlendiren Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, “Devletin yasama organlarının, diğer organlarının bir konuyu farklı görmesi din kurallarının da ona ayak uydurması anlamına gelmez. Biri o konuda herhangi bir yorum yaptı diye diğerinin ona göre kendini uyarlaması gerekmez” dedi.

Dİyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, devletin yasama organlarının, diğer organlarının bir konuyu farklı görmesi din kurallarının da ona ayak uydurması anlamına gelemeyeceğini belirtti.

Bardakoğlu, önceki gün Diyanet İşleri Başkanlığı binasında basın mensuplarına verdiği iftar yemeğinde yaptığı konuşmada, Başkanlık olarak dinin doğru bilgisini kaynaklara dayanarak vermeye çalıştıklarını, açık ve şeffaf hizmet anlayışı benimsediklerini söyledi. Sosyal açılımlı din hizmetini öne çıkardıklarını vurgulayan Bardakoğlu, bu kapsamda din görevlilerinden sadece ezan okuyup, namaz kıldırmalarını beklemediklerini, sosyal sorumluluk içeren projelerde yer almalarını istediklerini belirtti. Bir gazetecinin ‘’Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in adli yıl açılışında laiklikle ilgili yaptığı konuşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz’’ sorusu üzerine Bardakoğlu, konuşmada doğrudan Diyanet İşleri Başkanlığını ilgilendiren bir durum olmadığını söyledi. Gerçeker’in ‘’din kurallarının yorumlanabileceği’’ yönünde açıklamalarda bulunduğunu hatırlatan Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığının insanların din kurallarını yorumlamasını önleyen, onun önüne set çeken ve ‘’din yorumlanacaksa bunu sadece ben yorumlayabilirim’’ şeklinde tekel oluşturan bir kurum olmadığını ifade etti. Tüm vatandaşların dinlerini yorumlama ve inşa etme hakkı olduğuna işaret eden Bardakoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: ‘’İnsanların dindarlıklarını ve dinlerini anlamaları üzerine tekel ve baskı kuracak, onları belli kalıplara zorlayacak değiliz. Her insan kendi dinini kendi Müslümanlığını veya kendi dini hayatını dilediği gibi düzenleme inşa etme, Kur’ân âyetlerini, din kurallarını istediği gibi anlama ve algılama hakkına sahiptir. Biz ona saygı duyarız, ama bize sordukları vakit biz de nasıl anladığımızı ve bunların nasıl yorumlanması gerektiğini insanlarla paylaşırız. Kaldı ki laiklik Diyanet İşleri Başkanlığı da dahil bu toplumun ortak paydalarından birisidir. Diyanet, laiklikle sorunu olmayan kurumların belki de başında gelir. Biz laikliği din özgürlüğünün güvencesi, devletin dinlere eşit mesafede durması olarak görmekteyiz. Bizim özgürlükten şikâyetimiz olmaz.’’ Özgürlüklerin gelişmesinin barışın, hoşgörünün, insan sevgisinin gelişmesi ve insanların birbirlerine daha çok saygı göstermesini sağlayacağını belirten Bardakoğlu, ‘’Özgüveni olan insan özgürlükten korkmaz kaldı ki bu coğrafyada laiklik sadece Cumhuriyet ile başlamış bir kavram ve anlayış değildir ta Osmanlı’ya kadar uzanan tarihi derin bir geçmişi vardır. Bizim toplulumuzda artık kavram, ilke ve prensip olarak tartışılan değil üzerinde mutabakat sağlanan bir prensip, ilke ve tavır olmuştur’’ diye konuştu.

İNSANLAR KENDİ SINIRLARINDA KALSINLAR

Laİklİğİn din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olduğunu dile getiren Bardakoğlu, şunları kaydetti: ‘’Devletin yasama organlarının, diğer organlarının bir konuyu farklı görmesi din kurallarının da ona ayak uydurması anlamına gelmez. İkisi ayrı mecrada yürür. Biri o konuda herhangi bir yorum yaptı diye diğerinin ona göre kendini uyarlaması yerine, herkesin kendi işini kendi alanında yapması ve kimsenin kimseye karışmaması her halde doğrusudur. Bu bakımdan ne din adamları ve din konusunda konuşanlar, devlet işlerini kendi fikirleri doğrultusunda uygulanmasını beklesin, ne de devlet ricali kendi uygulamalarının kendi düşüncelerinin yorumlarının din kuralları açısında da uygun olduğunu belirten ifadeleri talep etsin. Yani herkes kendi işini yaparsa çatışmalar olmaz. Yeter ki insanlar kendi sınırlarında kalsınlar. Madem laiklik de bir sınır çiziyor ki Diyanet İşleri Başkanlığının da görevi İslam dininin inanç, ibadet, ahlak prensipleri konusunda toplumu aydınlatmaktır. Diyanet, dinin ana kaynaklarının doğru bilgisini topluma verir. Devletin diğer organları da yasama, yürütme ve yargı organları da kendi alanlarında rasyonel şekilde uygulamalarını icraatlarını yaparlar ve herkes yoluna devam eder.’’

 YORUM:

Herkesin Kur'anı kendine göre anlaması, din kurallarını istediği gibi anlama ve algılama hakkından bahseden bardakoğlu, acaba kime yaranmaya çalığıyor veya kimlere destek oluyor? Yargıtay başkanının saçma fikirlerini ret edeyim derken acaba ona ve benzerlerine -istediğiniz gibi anlayabilirsiniz- demeye mi getiriyor. İş çok karışık, ama bizim için sorun yok, zira Peygamber Efendimiz s.a.v. "Her kim Kur'anı kendi görüşüne göre tefsir ederse, muhakkak kafir olur." buyurmuştur. o yüzden sakınmak gerkir. Ayrıca Ahzab suresindeki ayeti kerimede "Allah ve resulü bir şeye hükmettiği zaman, mü'minlerin muhayyerlik hakkı yoktur" buyrulmaktadır. Müslüman, Allaha tam teslim olmuş kimsedir, fikir yürütenlerin imanı noksandır veya hepten sıfırdır. Bu din akılla değil, nakille sabittir. Beyefendiler, koltuğunuzun ebedi kalmayacağınızı hatırlayın, ama sözleriniz ve işleriniz Allahu tealaya arzedilecek, ben size böylemi emrettim dediği zaman ne olacak!

Pazar, 14 Eylül 2008 06:42 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

İSLAM NASIL GALİB OLUR?

  kelimei_tevhid__b.jpg

Risale-i Kudsiyye’den; cilt 1, sayfa 64

 

Bizim ismimiz şeriatçı olduğu gibi kendimiz de tam şeriatçı olsaydık iş tamam idi. Amma tam değiliz, Allahu Teala tam etsin. Zira Mevla teala şeriatı tam manasıyla yaşayan kimsenin arkasındadır. Nitekim Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisi şerifi bu manaya işaret eder:

Cabir radıyellahu anhu’dan rivayetle Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Benden önce kimseye verilmemiş olan beş şey bana verildi.

Çarşamba, 31 Aralık 2008 11:07 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Padişaha dua edeptir!


tahtb_1.jpgMahmud Efendi k.s. ‘nun, Risale-i Kudsiyye tercümesinden, idareciler hakkında şu mâlumatları aktarıyoruz, Mevla teala böyle idareciler nasib eylesin.

 

Yüce olan Nakşibendi tarikatının Halidiyye kolunda zamanın padişahına dua etmek adaptandır.

Mustafa İsmet Garibullah Hazretleri bu beyitlerinde de bunu anlatmaktadır.

“Duay-ı padişahla cümle ihvan,

Olurlar hep mudavim leyl-u rûzan.”

“Bütün ihvanlar gecelerde ve gündüzlerde hep padişaha duaya devam ederler.”

“Gönülle yardım et Hakkâ gidelim, Cemali bâ kemâle seyr idelim.”

Padişahın din-i mübin-i islamı koruması çok önemli bir meseledir. Bu kolay bir iş değildir. Asr-ı saadette Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir gece dışarı çıktı,

Pazar, 09 Kasım 2008 10:55 tarihinde güncellendi

Sayfa 12 - 15

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.