.

.

Ehlisünnet İnancı

E-posta Yazdır PDF

BUHARİ EN SAHİH HADİS KİTABIDIR.

mehmet-sevket-eygi.jpgBuharîye Saldıran Bidatçiler
Mehmet Şevket Eygi | Milli Gazete

Yıllardan beri işitirim: Bazı ilâhiyat fakültelerinde ve bazı imam-hatip mekteplerinde bazı öğretim görevlileri ve bazı öğretmenler derslerde talebeye Sahih-i Bahurî aleyhinde sözler ederler, bu muteber ve mukaddes kitapta mevzu hadîs bulunduğu iftirasını atarlarmış.

İslâm dünyasının yüzde doksanını oluşturan Ehl-i Sünnet camiasında Sahih-i Buharî için "Esahhü'l-kitab ba'de Kitabillah" denir. Yâni Allah'ın Kitabı Kur'ân-ı Kerîm'den sonra kitapların en doğrusu...

İlâhiyat fakültelerinde ve imam-hatip mekteplerinde böyle hezeyanlar edilmesi doğrusu büyük bir rezalet ve skandaldır.

Hiçbir ciddî ve gerçek din âlimi, fakih, muhaddis böyle iftiralar atmaz, hezeyanlar savurmaz.

Ehl-i bid'at Buharî aleyhinde bulunmaz mı? Bulunur. Vaktiyle bir Rafizî kitabında okumuştum, "Buharî'de varsa yoksa ancak iki sahih hadîs vardır" diye yazılıydı!..

Bu yalanları, bu iftiraları, bu hezeyanları kimler sarf ediyor?..

Kendini allâme-i cihan zanneden bid'atçi bir ilâhiyatçı var. Bir ekip ve ekol kurmuştur. Bol keseden aykırı ictihadlar yapar, aykırı fetvalar verir. Bu hezeyanlar ondan çıkmakta, bağlıları tarafından yayılmaktadır.

Sevgili ilâhiyatçı ve imam-hatipli gençleri uyarıyorum:

1. Sahih-i Buharî'de mevzu hadîs yoktur.

2. İmamı Buharî hazretleri Sahih'ini, varyantlarıyla birlikte yüz binlerce hadîsten seçip derlemiştir.

3. Kitabına koyacağı her hadîs için istihare yaptığı rivayet olunur. (İstiharenin ille de uykuya yatarak yapılması gerekmez. Asıl istihare uyanıkken yapılır. Tafsilatı için muteber kitaplara bakınız.)

4. Buharî'nin çok muteber ve mübarek tefsirleri, şerhleri vardır.

5. İslâm Şeriatının, fıkhının ikinci temel kaynağı Sünnet'tir. Sünnet kitaplarının en güvenlisi, muteberi, doğrusu Sahih-i Buharî'dir.

6. Mezhepsizler, bid'atçiler, bazı Selefîler, reformcular, gayr-i müslim ve müslim oryantalistler, İslâm dininde yenilik ve değişiklik yapmak isteyenler, Ehl-i Sünneti yıkmak, onun yerine kendi fırkalarını hakim kılmak için Sünnete, hadîslere ve bu arada Sahih-i Buharî'ye açıkça veya sinsice saldırırlar.

7. BOP (BüyükOrtadoğu Projesi)içinde, Haçlıların ve Siyonistlerin işine gelecek yeni bir İslâm türetmek maksadıyla; Avrupalıların, Amerikalıların, İsrail'in, Hıristiyanların, Musevîlerin işlerine gelmeyen hadîslerin ayıklanması maddesi de vardır.

8. Bu işin içinde azılı Farmason, yalancı ve aldatıcı, taqiyyeci, maceraperest, aktivist, karışık adam Cemalüddin Afganî'nin hayranları ve taraftarları da vardır.

9.Buharî'ye saldıranların bir kısmı vazifelidir: Onlar fıkıhsız, Şeriatsız, muamelâtsız, ukubatsız, ahkam-ı sultaniyesiz ılımlı, light bir İslâm türetmek, dinimizi beşerî bir ideoloji ve hümanizma haline dönüştürmek istiyor.

10. Usul-i fıkıh ve usul-i hadîs ilimlerini icazetli ve ehliyetli bir üstaddan okuyanlar ve öğrenenler bilirler ki, Resuli Kibriya sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin sahih hadîsleri de bir tür vahiydir. Kur'ân-ı Mecid'te Peygamber-i zişan için "O kendi hevasından konuşmaz" buyurulmşutur.

11. Kur'ân'a, Sünnete, icmâ-i ümmete, cumhur-i ulemâ yoluna, dinî konularda Sevad-ı Âzama bağlı olan her Müslüman Sahih-i Buharî'yi yüceltmeli, dinimizin Kur'ân'dan sonra en güvenilir kaynağı olan bu mübarek ve muazzez kitaba iftira edenlere yüz vermemelidir.

12. Buharî'de mevzu hadîs vardır hezeyanını savuran birtakım ilâhiyatçıların, imam-hatip muallimlerinin ilmî icazetleri, yani islâmî diplomaları yoktur. Onlar, geleneksel Ehl-i Sünnet öğretilerinin dışına çıkamaz. Çıkarlarsa dall ve mudil olurlar, yani sapıtmış ve saptırmış olurlar.

13. Sünnet yıkılırsa fıkıh yıkılır. Fıkıh yıkılırsa İslâm dini temellerinden dinamitlenmiş, bombalanmış olur.

14. Merhum Sultan Abdülhamid-i Sânî efendimiz zamanında "Buharî'de mevzu hadîsler vardır..." hezeyanı savrulmuş olsaydı, bunu yapan saygısız ve cür'etkâr kişi soluğu Fizan'da veya Yemen'de alırdı. Halife hazretleri, ulemâ ve fukaha, meşâyih-i kiram böyle bir iftiraya kesinlikle tepkisiz kalmazlardı.

15. 1950'li yıllarda, Ankara'nın yüksek tepelerinden birinde içkili bir sofrada: "Biz dinî hurafeleri doğrudan doğruya saldırarak yok edemedik. Bu sefer işi mihraptan halledeceğiz" denilmişti. İşte elli seneden beri bu yapılmaktadır.

Hülasa-i kelâm:

Kur'ân haktır.

Sünnet haktır.

İcmâ-i ümmet haktır.

Şeriat haktır.

Dört mezhep haktır.

Fıkıh haktır.

Sahih-i Buharî'de mevzu hadîs yoktur.

Bid'atçiler yalancıdır.

Reformcular fesatçıdır.

İslâm'da yenilik ve değişiklik olmaz.

Dinimiz mükemmel ve mükemmil dindir.

Müslümanların kendilerini islah etmeleri ve ahkam-ı islâmiyeye uydurmaları gerekmektedir.

Nasirüddin Albanî gibi icazetsiz kimseler muhaddis değil, süper bid'atçidir.

Bugün Türkiye'de müctehid seviyesinde ve tabakasında hiçbir âlim ve fakih yoktur.

İslâm'ın sahih itikadına, fıkha aykırı saçma sapan ictihadlar yapanlar müctehid değil, müctehid taslağıdır.

Reformcular, mezhepsizler, Buharî'de mevzu hadîs vardır diyenler, Ehl-iSünnet'i yıkmaya çalışanlar maalesef yüz binlerce dolarlık câizeler ve telif ücretleri ile teşvik edilip desteklenmektedir.

Kur'ân bütün insanlığa gönderilmiştir. Kur'ân'ın Yahudileri ve Hıristiyanları İslâm'a çağırmadığı iddiası bilkülliye yalandır, yanlıştır.

Afganî, taqiyye yaparak Müslümanları aldatmıştır. İranlı olduğu halde kendisini Afgan göstermiş, Şiî olduğu halde Sünnî postuna bürünmüştür.

Onun talebesi Muhammed Abduh da Masondur, merduttur, Ehl-i Sünnet dışı fikir ve görüşleri vardır.

Reşid Rıza da bid'atçidir.

Yılın tarihin büyük din âlimleri ve fakihleri listesinin başında Şeyhülislâm Mustafa Sabri, Düzceli Muhammed Zahid el-Kevserî, Yusuf İsmail en-Nebhanî, Mekke Şafiî Reisülulemâsı Zeynî Dahlan vardır.

Bütün Ehl-i Sünnet ulemâ ve fukahası Afganî'ye, Abduh'a, Reşid Rıza'ya karşıdır.

Buharî'ye, dolaylı olarak mezheplere ve fıkha, Ehl-i Sünnete saldıranlar, belli bir plan ve proje dahilinde yıkıcılık yapmaktadır.

Cadde-i Kübra-i islâmiyeyi bırakıp da Mason Afganî'nin çıkmaz sokağına girenler basiretsiz, firasetsiz, sağduyusuz kimselerdir.

Salı, 19 Ocak 2010 08:13 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

SÜNNETİN ÖNEMİ

       
yol_manzarasi.jpg
 
 
 
 
 
 
 
SÜNNETİN ÖNEMİ
                                                                                             2010-01-08
                                                                            Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız    
                                                                                        
İnsanlık var olalı gelmiş geçmiş tüm zamanlarda, sözün sultanı tartışmasız Resulullah (sav) dır. Sözün sultanı konuştuğunda başkalarına susup dinlemek düşer. Gönüller minberinin biricik hatibi, beyan mihrabının eşsiz imamı odur.

İslam’ın iki temel esası vardır; Kur'an ve sünnet. Evet İslam’ın temel taşlarında birisi Resulullah (sav) ın sünnetidir. Tek ayaklı bir insan koltuk değneğiyle topallayarak ta olsa yürüyebilir ama sünnet olmadan İslam’ın sağlıklı anlaşılıp yaşanması mümkün değildir.

Sünnet olmadan:

* Namazın şart ve erkânını; rükusunu, sücudunu, kıyamını, teşehhüdünü kısacası namazın nasıl eda edildiğini nerden bilecektik.
* Orucun mahiyetini; ve Örneğin; ayette geçen siyah iplikten beyaz ipliğin ayrılmasından maksadın; günün beyazlığı ve gecenin karanlığı olduğunu, nasıl bilecektik.
* Zekat hangi mallardan, ne kadar ve ne zamanlarda verilir? Bunu kimden öğrenecektik.
* Hac ayda bir mi, yılda bir mi ve nasıl eda edilir?
* Veya hırsızın hangi elini, nereden, hangi tür hırsızlıklarda ve ne kadar mal çalmada kesilir?
* Zinanın cezası, hangi şartlarda, nasıl bir değnekle, nerelere ve nasıl uygulanır.?
* Kısaca Kur'an-ı Kerim’in; Mutlakını mukayyed, mücmelini tafsil etme, müşkilini izah, umumunu hususileştirme ve mübhemini beyan etme gibi, işlemler Sünneti seniyyesiz nasıl olabilir...

Yani sünnet olamasa; yaşamakla mükellef olduğumuz emirleri yaşamak ve sakınmamız gereken yasaklardan sakınmak neredeyse imkansız olur. Zira İslam bir kuşa dönmüş olur.

SÜNNETİN İSLÂM'DAKİ YERİ

Salı, 19 Ocak 2010 07:39 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

KABİR EHLİ İÇİN....

mezar-taslari_2.jpgKABİRDE OLANLAR İÇİN YARDIM ETMEK

Kabire konan ölü için yapılan iyiliklerin ona faidesi olur. Mutezile ve bazı reformcular bunu inkar ederler. Onlar sünnetten ayrılan bid’atçılar olduğundan sözleri dinlenmez…

Şimdi bu husustaki hadisi şerifi görelim:

İbni Abbas r.anhuma şöyle dedi: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

Kabirdeki ölü ancak, suda boğulmuş gibidir, yardım ister. Babasından veya annesinden veya kardeşinden veya arkadaşından gelecek bir dua bekler. Ona (bu dua) kavuşunca, onun için (ölü için) dünya ve içindekilerden daha sevimli olur.

Elbette Allahu teala, yeryüzü ehlinin duası sebebiyle, kabir ehli üzerine dağlar gibi rahmeti girdirir. Muhakkak dirilerin ölüler için hediyesi, onlar için istiğfardır.”

(Mirkatul Mefatih- 8/61 Beyhaki, Şa’bul İman 6/ 203)

 

عن ابن عباس قال قال رسول الله  - صلى الله عليه وسلم - 

 

: ما الميت فى القبر إلا كالغريق المتغوث ينتظر دعوة تلحقه من أب أو أم

 

أو أخ أو صديق فإذا لحقته كان أحب إليه من الدنيا وما فيها

 

وإن الله ليدخل على أهل القبور من دعاء أهل الأرض أمثال الجبال ف

 

إن هدية الأحياء إلى الأموت الاستغفار لهم

 

 رواه البيهقي في (( شعب الإيمان ))  مرقاة المفاتيح شرح مشكاة المصابيح - (8 / 61)

Çarşamba, 06 Ocak 2010 07:27 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

İMANI KORUMAK

allah_c.c.jpgİmana Zarar Veren Şeyler
 
Mehmet Şevket Eygi | Milli Gazete

Bir mü'min için en büyük felâket imanını kaybetmektir. Bundan daha büyük bir zarar olamaz. Çünkü imanını kayb eden ebedî mutluluğunu kaybetmiş olur.

İmansızlar bunu anlayamazlar. Benim sözüm Müslümanlaradır. İmanımızı korumak için, gereken bütün tedbirleri almalıyız.

İmana bu devirde en fazla zarar veren şeyler nelerdir?

1. İman, İslâm, Kur'ân, Şeriat düşmanı gazeteleri ve dergileri okumak, TV'leri seyr etmek.

2. İman ve İslâm düşmanı kitapları, yayınları, yazarları okumak.

3. İman, İslâm,Kur'ân, Şeriat düşmanlarıyla arkadaşlık ve dostluk yapmak, onlarla ülfet ve ünsiyet etmek.

4. İçlerinde sahih itikada (doğru inanca) aykırı sözler, tezler, iddialar, açıklamalar, yorumlar bulunan sözde din kitaplarını alıp okumak.

5. İmana, İslâm'a, Kur'ân'a, Şeriata düşman bir eğitimin çarkları içinde yetişmek.

6. İslâm'ın tahkir edilmesini istediği bir şeyi tâzim etmek.

7.İslâm'ın tâzim edilmesini istediği ve emrettiği bir şeyi tahkir etmek, küçümsemek, hafife ve alaya almak.

Dikkat buyurunuz, yukarıdaki satırlarda "İmana, İslâm'a, Kur'ân'a, Şeriata düşman" dedim. Bir gayr-i müslim ilme, hikmete uygun bir yazı yazmış, o kişinin küfrü beğenilmeden o yazı okunabilir, ondan yararlanabilinir.

Zararlı gazeteler, dergiler, risaleler, kitaplar, yazılar ikiye ayrılır:

1. İman, İslâm, Kur'ân, Şeriat düşmanı kâfirlerin yazıp yayınladıkları.

2. Dıştan Müslüman görünen, hattâ bazısı İslâm'a hizmet ettiğini iddia eden münafıkların, bid'atçilerin, dall ve mudillerin (sapmışların ve saptıranların), şeytan ajanlarının, insî şeytanların içleri çeşit çeşit yanlışlarla dolu sözde din kitapları.

Bir Müslümanın imanına en fazla zarar veren yayınlar; re'y ve heva ile yazılmış tercüme, meâl ve tefsirlerdir.

Bunlardaki birkaç vahim yanlışı sıralayayım:

1. Yüce Allah'a (O'nun Kemaline, Azametine, Kibriyasına yakışmayan) noksan sıfatlar izafe ederler.

2. İslâm'dan başka hak dinler olduğunu, bunlara mensup olanların da Cennete gireceğini iddia ederler.

3. Hz. Muhammed'in risaletini, dâvetini inkâr ve tekzip edenleri de ehl-i necat kabul ederler.

Haline en fazla üzülünecek kişi, Müslüman olan, namaz kılan, İslâm'ı seven bir kimse olduğu halde yanlış ve bid'at inanç ve görüşlere saplanmış; Sünnet ve Cemaat dairesinden çıkmış olandır.

İmanını korumak, sahih bir itikad sahibi olmak için şunlara dikkat edilmelidir:

1. Kur'ân'ın, icazetli müfessirler tarafından yazılmış olan tercüme, meal ve tefsirlerini okumak.

2. İlmi, icazeti, ehliyeti yoksa bunlardan kendi kafasına göre hüküm çıkartmamak, müctehidlik taslamamak.

3. Akaidini, dinî vazifelerini icazetli ulemâ ve fukahanın yazmış olduğu ilmihal kitaplarından öğrenmek.

4. Âmentünün altı şartından biri olan kadere imanı inkâr edenlerin kitaplarını okumamak.

5. Allah gerçek bir Janus'tur diyerek, Yüce Rabbimizi -hâşâ- bir Roma putuna benzeten mülhid ve sapıkların kitaplarını okumamak.

6. Fıkhı inkâr eden mezhepsizlerin kitaplarını okumamak.

7.Tasavvuf ve tarikat Müslümanlarını ve büyüklerini şirk ve küfürle suçlayan, bu suçlamaları ile kendileri kâfir olan aşırıların, bid'atçilerin, yoldan çıkmışların, gulüvve sapmışların yayınlarını okumamak.

8. Sünnet düşmanlarının kitaplarını okumamak.

Her mü'minin birinci vazifesi imanını korumaktır.

Her mü'min iyi, doğru, faydalı din kitapları okumalıdır.

İçinde vahim yanlışlar olan zararlı kitapları (zâhirde din kitabı gibi görünse bile) okumamalıdır.

Son kırk yıl içinde, din kitabı diye hayli bozuk yayın çıkartıldı.

Aykırı ictihadlar yapıldı.

Saçma sapan fetvalar verildi.

Çarpıklık o hale geldi ki, Tevhid ile Teslis esasta birdir, Ehl-i Kitab ile Âmentüde ittifakımız vardır diyenler bile çıktı.

Münafıklar dinimizi sinsice mihraptan yıkmak istiyor.

Kur'ân'a, Sünnete, icmâ-i ümmete aykırı yeni bir İslâm türetmek isteyenler var.

Dinde reform, dinde yenilik, dinde değişim diyerek İslâm'ı içinden yıkmak istiyorlar.

İslâm'da, bazı dinlerde olduğu gibi ruhban sınıfı yoktur ama ulemâ ve fukaha vardır. Gerçek ulemâ ve fukahanın, bir ucu Resullerin Seyyidine ulaşan icazetleri vardır. Cumhur-i ulemâ ve fukaha dinî konularda yalan söylemez, çarpıtmaz, sapıtmaz. Dinimizi onlardan öğrenelim.

1. Allah kemal sıfatlarla sıfatlıdır.

2. Allah noksan sıfatlardan münezzehtir.

3. Allah zaman ve mekândan münezzehtir. Allah cihetten, inmekten çıkmaktan, insanlar gibi organlara sahip olmaktan, cisimden münezzehtir.

4. Âlet ilimlerini ve 'Âli ilimleri okuyup, imtihan verip, üstadlarından icazet almamış kimseler dinî konularda kendi kafalarına, re'y ve hevalarına göre hüküm veremezler, fikir yürütemezler.

5. Ashab-ı Kirâm efendilerimizin hepsi (evet hepsi) din konusunda âdildirler, yalan söylememişlerdir, hıyanet etmemişlerdir.

6. Peygamber efendimizden (Salat ve selâm olsun O'na) sonra bozuk fırkalar zuhur etmiştir. Bunlar Cehennemliktir. Sadece Resulullah'ın ve Ashab'ın izinden ve yolundan gidenler Cennetliktir.

7. Mü'minleri tekfir edenin, şirkle suçlayanların kendileri kâfirdir.

8. En kötü ticaret, bozuk ve bid'at din kitapları çıkartarak yapılandır.

9.Allah'ın izniyle, bir insanın hidayetine (imana gelmesine, doğru yolu bulmasına)vesile olan kimse, üzerine güneşin doğduğu ve battığı her şeye sahip olmaktan daha büyük bir kazanç elde etmiş olur.

10. Bir insanın sapıtmasına, imanını yitirmesine, itikadının bozulmasına vesile olan kimse korkunç bir zarara uğramış olur.

Müslümanlar olarak birinci vazifemiz imanımızı korumak, imanımızın sahih bir iman olması için çalışmak, insanları imana çağırmaktır.

Pazartesi, 22 Mart 2010 15:33 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

KABİR BAŞINDA OTURMAK

mezar-taslari_2.jpg

 

 

KABİR  BAŞINDA OTURMAK VE KUR’AN OKUMAK

 

Bahrur-Raik sahibi derki:  

Bana zahir olan şu ki, bu husus Ebu Hanife’nin r.a. sözüyne göre kabrin yanında Kur’an okumanın kerahati vardır. Fetva ise, İmamı Muhammed’in r.a sözü üzere olup kabrin yanında Kur’an okumanın kerahati olmadığı şeklindedir. Hulasa isimli kitabta böyledir. (Bahrur-Raik: 5/246)

 

CEVHERE:

Ölü defnedilince kabrin yanında bir saat kadar oturmak müstehabtır. Yani bir deve kesilip eti taksim edilene kadar. Orda Kur’an okunur, ölü için dua eder.

Ebu Davud’un Süneninde der: ‘Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, ölünün defnini bitirince, kabrin yanında durur ve şöyle derdi: “Kardeşiniz için istiğfar edin, Allah’tan onun için sebat isteyin, siza şu an o sual olunmaktadır.”  

İbni Ömer  r.anhuma, kabrin (ölünün) üzerine definden sonra, Bakara Suresinin evveli ve son kısmını okumayı müstehab görürdü.

Amr ibni As r.a, ölüm döşeğinde şöyle dedi: ‘Ben öldüğüm zaman, ağıtçım olmasın, ateş (mum, kandil v.s.) yakmayın. Beni defnettiğiniz zaman, üzerime azar azar toprağı serpin, sonra kabrimin etrafında halka olup bir deve kesilip eti taksim edilecek miktar oturun, taki size alışayım, Rabbimin elçilerine nasıl cevab vereceğime bakayım.’

                                                                                                                        (Cevhere: 1/429)

 

SERAHSİ’NİN MEBSUT’U

 

Dedi: Cenaze kabir yanında yere konunca, oturmakta besi yoktur. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabına, kendisi ile birlikte bir kabrin baş ucunda iken ayakta oldukları halde iken, bir yahudi: Biz de ölülerimize böyle yapıyoruz; deyince, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem kendisi oturdu ve ashabına dedi: “Onlara muhalefet ediniz.”

İnsanların omuzlarından indirilmeden evvel, diğerlerinin oturmasının mekruh olması, ölünün yere konmadan evvel kişilerin yardımına ihtiyaç duyulmasından dolayıdır. Ayakta iken, bu yardım mümkün olur. Ölü yere konunca, artık yardım istemeye gerek kalmaz. İnsanlar ölüye ikram için gelmişlerdir, ölü yere konmadan evvel otururlarsa, bu durum ölüye eziyet olur, onu hafife almak olur.  (Mebsut: 2/102)

 

 (MÜLTEKA ŞERHİ) MECMAUL ENHUR

 

İmamı Azam r.a. ölünün yanında Kur’an okumayı mekruh gördü, zira ölüler cifedirler (çürümüş etler).  Aynı şekilde kabrin yanında oturmayı da mekruh görürü, zira bu da ölüye ihanettir.

İmamı Muhammed r.a. ise bunlara cevaz verdi, zira bunda ölü için menfaat vardır. Fetva Muhammedin söz iledir. Zira hadisi şerifte Ayetel Kürsi, İhlas suresi, Fatiha suresi ve diğerlerinin kabir yanında okunması zikredilmiştir.

Ehli sünnet vel cemaatin gittiği görüşte, kişi amelinin sevabını başkasına verebilir. Süfyan-ı Sevri’nin haber verdiğine göre Muhammed ibni Hanife, İbni Abbas r.anhuma üzerine namaz kıldı, dört tekbir aldı (cenaze namazı kıldı), sonra onu kıble tarafından kabre girdirdi, üzerine üç gün çadır gerdi. Bundan anlaşılan, çadır konmanın sadece Kur’an okumak için olduğudur.

 

İşte bu zikrettiklerimiz, Hanefi Mezhebinin en makbul kitablarından bazılarıdır. Ölüye Kur’an okumanın fayda vermeyeceğini, kabrin başında oturmanın doğru olmadığını söyleyenler, sadece akıl aldıkları vehhabi ve selefi reformcu kişilerin borazanlığını yapmak tadırlar, ilmi bir hazırlıkları yok. Şayet ilimden nasibleri olsa, şu açıklamalara benzer bir yorum getirirler de sonra kendilerinin buna uymadığını söylerler, ama bunu yapamazlar, zira o zaman millet bunlara itibar etmez.

Allahu teala bizleri ehli sünnet yolundan ayırmasın…..Âmîn!

Çarşamba, 23 Aralık 2009 06:02 tarihinde güncellendi

Sayfa 3 - 11

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.