.

.

Oruç

E-posta Yazdır PDF

Sadaka-i Fıtır

sdka.jpgSadaka i Fıtır

Tarifi: Ramazan bayramında müslümanın zekat kendisine verilenlere verdiği sadakadır.

Hükmü: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) hicretin ikinci senesinde bize pek çok yüce hikmetler ve büyük maksadlar için bunu emretti.

Bunlardan bazıları:

1- Şu büyük günde fakirleri dilencilik zilletinden kurtarmaktır.

2- Bütün müslümanların sevinçli ve ferahlı olduğu bu günde fakirleri ferahlandırıp sevindirmektir.

3- Oruçla bedenini temizledikten sonra sadaka ilede, malını temizlemektir.

4- Orucunda umduğu bir bozukluğu tamamlaması. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurdu ki “Sadakai Fıtır oruçluyu boş ve kötü sözden temizliktir.”

Rüknü: Kendisine verilene mülk etmektir, ibaha bunda yeterli olmaz.

Sebebi: Bakıp sorumlu olduğu şahıstır. Tam sorumlu olduğu bmesul olduğu kişilerdir. Sadakai fıtrı kendisi, fakir küçük çocuğu, hizmetçi kölesi, müdebber ve ümmü veled köleleri için verir.

 

1- Müdebber köle: efendisi ona “ben ölkdükten sonra hürsün” dediği köledir.

Mükateb: efendisiyle belli bir miktar para karşılığında hür olmak üzere anlaşmış köledir. Parayı getirirse hür olur.

Ümmü veled: efendinin cima etmesiyle kendisinden çocuk olan cariyesidir. Bütün bunlar yine efendinin sorumluluğnda olduğundan bunla-rın fitresini efendi verir.

 

            

Fitrenin vucub şartları:

1- İslam

2- Hürriyet

3- Asli ihtiyaçlarından fazla olan nisab miktarı mala sahipolmak, isterse bu nami -gelir getiren mal- olsun, isterse olmasın; isterse üzerinden sene geçsin veya geçmesin eşittir.

 

Vacib olma vakti:

Fitre ramazan bayramı sabahı vacib olur. Fecirden evvel ölen, veya fakirleşen kişi üzerine, veya fecirden sonra müslüman olan veya doğan, veya zenginleşen üzerine vacib olmaz.

Bayram gününden evvel veya sonra verilmesi sahihtir, ancak namazgaha çıkmadan evvel vermek müstehabtır. Kişiye vacib olduktan sonra malın helak olmasıyla (üzerinden) düşmez.

Fitre kendisinden verilen sınıflar:

Fitre kendisinden verilen sınıflar dörttür.

1- Buğday  2- Arpa  3- Hurma 4- Kuru üzüm

 

Vacib olan miktar:

Vacib olan miktar buğdaydan veya unundan veya kavruğundan yarım sa’ arpadan veya hurmadan veya kuru üzümden tam sa’dır. Sa’ mısır kilesi ile iki kadeh (ölçek) ve üçte biridir.

 

Kıymeti vermek:

Kıymeti vermek caizdir, belki fakir için daha menfaatli ise (kıymeti vermek) efdaldır.

 Bu zamanda kıymet verilmelidir, bu da bu günki şartlarda en az 6 ytl dir, durumu iyi olanların biraz daha fazlasından vermesi uygundur.

 

Pazartesi, 22 Eylül 2008 13:39 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Mübarek Ramazan ayının fazileti - 2

kitap25.jpg162. MEKTUBUN BAŞLIĞI VE KONUSU

Yüz altmışikinci mektup, Hoca Muhammed Sıddık’a yazılmıştır.

Mübarek Ramazan ayının faziletini, onun yüce Kur’anla olan müna-sebetini ve bunlarla alakalı hususların beyanı hakkındadır.

 

162. MEKTUBUN TERCÜMESİ

Hak subhanehu’nun ismi şerifi ile başlıyorum.

Bil ki kelam şanı (sıfatı) ki zati şanlar (Allahu teala'nın Zat'ını tanıtan bir sıfat) cümlesindendir, zati olan bütün kemalatları ve sıfati şanları cem etmiştir. Bunlar evvelki ilimlerde zikredildiği gibidir.

Mübarek Ramazan ayı, bütün hayırlar ve bereketleri cem edicidir. Bütün hayır ve bereketler, Hazreti Zat (teala ve tekaddes) tarafından akıtılmış olup, şuunatı subhaniyyenin neticeleridir. Varlık arsasında zahir olan her şer ve noksanlığın kaynağı, hâdis zat ve hâdis olan (mahlukatın) sıfatlardır.

“Sana isabet eden iyilik Allah’tandır. Sana isabet eden kötülük nefsindendir.”  Ayeti bu hususta kati delildir.

Şu ayın bütün hayırları ve bereketleri, şu zati kemalatların netice-leridir ki hepsi, kelam şanında cem oldular. Yüce Kur’an, şu cem eden şanın hakikatının tamamının hasılıdır. Şu mübarek ay için, yüce Kur’an ile tam bir münasebet vardır; şu haysiyyetten ki Kur’an bütün kemalatları cem eder, şu ay ise şu kemalatların neticesi ve meyvesi olan bütün hayır-ları cem eder. İşte bu münasebet, Kur’anın şu ayda inmesine sebeb oldu.

Allahu teala buyurdu, “Ramazan ayı, kendisinde Kur’an indirildi.”

Bu ayda Kadir gecesi, bu ayın hulasası ve özüdür. O öz derece-sinde olup, şu ay onun kabuğu gibidir. Her kimin üzerine bu ay uğrarsa ve o kişi cem’iyyet üzere olursa, onun hayırlarıyla ve bereketleriyle hazlanırsa, senenin tamamında da muvaffak olur, o senede hayırlar ve bereketlerle feyizlenir.

Allahu subhanehu, şu gibi mübarek ayın bereketlerine ve hayırlarına bizi muvaffak eylesin, büyük nasible bizi rızıklandırsın.

Resullerin sonu olan Hazreti Peygamber (üzerine salat, selam ve tahıyye olsun) buyurdu:

“Sizden biri iftar edince hurma ile iftar etsin, zira o berekettir.”

Peygamber aleyhisselam (kendisi de) hurma ile iftar etti.

Hurmanın bereket olmasına gelince, zira onun ağacı olan ‘Nahle’ hurma ağacı, insan gibi camiiyyet ünvanı ve adaletlilik sıfatı üzere yaratıl-mıştır. İşte bu sebeble peygamber aleyhisselam hurmayı, Âdemoğlunun halası diye isimlendirdi. Zira Âdem aleyhisselamın çamurundan arta kalan dan hurma yaratılmıştır. Bu husus aleyhissalatü ves-selamın buyurduğu gibi: “Halanız hurmaya ikram edin, zira o, Âdem aleyhisselamın çamurundan arta kalandan yaratılmıştır.”

Onu bereket diye isimlendirmesi, şu cem edicilik itibarıyla olması mümkündür. Onun meyvesi olan ‘temre’/hurma ile iftar etmek, iftar edenden bir cüz ile olur. Onun hakikatı camiiyyesi, şu cüz olmak itibarıyla, insanın hakikatından bir cüz olur. Onu yiyen, nihayetsiz kemalatları cem edici olur ki, bunlar, şu itibarla cem edici olan hurmanın hakikatına derc olunmuştur.  

Şu mana, her ne kadar mutlak olarak hurmanın yenmesiyle hasıl olsa da; iftar vakti ki oruçlu o anda mani şehvetlerden ve fani lezzetlerden boş kalır; şu mananın tesiri daha fazla olur, şu mananın zuhuru o anda daha mükemmel ve tamam olur.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu kavli şerifinin,

“Kişinin sahuru, hurma (ile) ne güzeldir” şu itibarla olması mümkün-dür ki, hurmanın gıdası onu yiyenden cüz olur, onun hakikatını tamamlar, gıdanın hakikatını tamamlamaz. Bu mana oruç anında yok olunca, şu manayı telafi için hurma ile sahura rağbetlendirdi. Onu yemekte bütün yiyeceklerin faidesini yemek vardır. İftar vaktine kadar bereketi, şu camiiy-yet itibarıyla kalır. Şu zikredilen gıda olmak faidesi, ancak bu gıda şer’i ölçüye bağlı olursa hasıl olur, şeriatın haddini kıl kadar geçmezse.

Yine şu faidenin hakikatı, onu yiyen, sureti geçmiş olmalı ve manaya ulaşmış, hakikate vasıl olmuş, zahirden batın ile mutmeinne olmuş olmalı-dır. Bu durumda gıdanın zahiri, zahire imdatçı olur, batını ise batınını kemale erdirir. Değilse, faidesi zahire imdat için olur, onu yiyen de aynen noksanlıkta kalır.

 

Şiir:

Cevher yemekte gayret et, bundan sonra neyi istersen ye!

Şu, yani hurmayı yiyenin gıdasını tamamlaması, iftarın acele edilme sinin ve sahurun ertelenmesinin sırrıdır.

Allah’ın selamı üzerinize olsun.


   

Pazartesi, 01 Eylül 2008 14:40 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Mübarek Ramazan ayının fazileti - 1

kitap01.jpg4. MEKTUBUN BAŞLIĞI VE KONUSU

Dördüncü Mektup, Mübarek Ramazan ayının faziletlerini açıklamak, Hakikati Muhammediyye (O’na ve âli üzerine salat-u selam ve tahiyye olsun) ‘nin beyanı hakkındadır.

 İmamı Rabbani (Kuddise sırruhu) Hazretleri bu mektubu da büyük Şeyhine (Muhammed Baki Billah Kuddise sırruhu) yazmıştır.

 

4. MEKTUBUN TERCÜMESİ

Hizmetçilerin en düşüğünün arzu halidir. Durum şu ki müddet uzadı, yüce eşiğinizin hizmetçilerinin haline, şerefli feyizleriniz yolundan, kıymetli habercileriniz vasıtasıyla haberdar olamadım. Şu an Mübarek Ramazan ayının gelmesini bekliyoruz. Bu ay için yüce Kur'an ile tam bir münasebet vardır. Öyle ki o Kur'an, Zati kemalatlar ve asıl dairesine[1] dahil olan şanların tamamını ihtiva eder. Öyle ki bunlara asla zılliyet arız olmamış.

Kabiliyeti Ula[2] onun zıllıdır.

Bu münasebet sebebiyle Kur'anın inişi bu ayda vaki olmuştur. Allah'u Teâlâ’nın şu kavli;

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِى أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ

“Ramazan ayı öyle bir aydır ki kendisinde Kur'an indirilmiştir”[3] bu sözümüze ölçüdür. Bu münasebet sebebiyle şu ay bütün hayırları ve bereketleri cem edici oldu. Her hayır ve bereket ki sene boyunca her hangi bir şekilde kişilere ulaşırsa ancak o şey, sonsuz derecede kıymeti büyük olan şu ayın bereket denizinden bir damladır.

Şu ayda olan cem’iyyet, (kalb huzuru) sene boyunca hasıl olan cem'iyyete sebebtir. Bu ayda tefrika, (kalbin dağınıklık hali) bütün sene boyunca olan tefrikaya sebebtir. Müjde şu kimseye için olsun ki şu mübarek ay üzerinden razı olduğu halde geçti. Yazık o kimseye ki şu ay ona öfkelidir. Bu sebeble hayırlardan mahrum olur ve bereketlerden men edilir.

Yine Kur'an hatminin sünnet olması (şu sebeble) mümkündür ki, asli kemalatların ve zılli bereketlerin tamamını elde etmek vasıtasıyladır. Bu ikisini cem edenin, Ramazanın bereketlerinden mahrum olmaması, hayırlarından men edilmemesi umulur. Muhakkak şu ayın günleri ile alakalı bereketler, başkalarına benzemez. Bu ayın geceleri ile alakalı hayırlar, başkaları onlara kıyas edilmez.

Umulur ki iftarın acele edilmesinin ve sahurun geciktirilmesinin efdal olması, iki vakit cüzleri arasında tam bir ayrılık hasıl olması içindir.[4]

Biraz evvel zikrettiğim Kabiliyeti Ulâ[5], Hakikati Muhammediyye ki zuhur yeri olan Zat üzerine -salat selam tahiyye olsun- bundan ibarettir.

O, kabiliyeti Zat değildir. Zira bütün sıfatlar ile vasıflanmıştır. Bazıları bununla hükmetmiştir; belki o kabiliyeti Zat, saltanatı yüce olan Zat için ilmi itibardır. Bu da bütün zati ve şuuni kemalatların tamamıyla alakalıdır. Bu, yüce Kur'anın hakikatında hasıldır.

Sıfat makamına münasib olan kabiliyeti ittisaf, zat ile sıfatlar arasın da berzahtır. Bu, diğer peygamberlerin hakikatleridir. (Bizim peygamberi-miz ve diğerlerinin üzerine salat ve selamlar olsun.) Şu kabiliyet, ken-disine derc (girdirilmiş) olan itibarların mülahazasıyla birlikte değişik hakikatler haline dönüştü. Hakikatı Muhammediyye[6] olan kabiliyet, her ne kadar onda zılliyet bulunsa da, fakat ona sıfat rengi karışmamış, asla arada bir engel hasıl olmamıştır.

Muhammed-i meşreb[7] olan cemaatin hakikatleri, ilmi itibar için olan kabiliyeti zattır. Bu da bazı kemalatlar ile alakalıdır. Kabiliyeti Muhammediyye, Zat ile şu değişik kabiliyetler arasında berzahtır. Bazılarının geride zikredilen şekilde hükmetmesi ancak, o kişi için sadece sıfat makamına adım atılması vasıtasıyladır.[8]

Bu makamın yükselişinin nihayeti şu kabiliyete kadardır. Şüphesiz O'nu (sallallahu aleyhi ve sellem)’e nisbet etti. Vakta ki kabiliyeti ittisaf/va-sıflanması halinden asla yükselici olmayınca, şu bazıları çaresiz hükmetti ki Hakikati Muhammediyye devamlı olarak arada bir engeldir. Şayet böyle olmasa, Hakikatı Muhammediyye (zuhur yeri olan zata salat ve tahiyye olsun) sırf Zat'ta olan bir itibardır ki nazardan kalkması, yükselmesi müm-kündür. Bilakis bu yükselme vakıdır. Kabiliyeti ittisaf aynı şekilde her ne kadar itibari ise de, fakat o sıfatların rengini aldı, bu sebeple onu berzahiyyet vasıtasıyla sıfatladı.

Sıfatlar hariçte zaid bir mevcudiyyet ile mevcuttur. Onların kalkması imkan dairesinden hariçtir. Bu sebeple çaresiz şu hailin devamlı bulun-ması ile hükmettim. Bu ve benzeri ilimler ki bunların kaynağı asalet ve zılliyet arasını cem etmektir, çok kere varid olmaktadır. Bunların ekserisini kağıtlara yazıyorum.

Kutbiyyet[9] makamı, zılliyet makamı ilimlerinin incelikleri menşeidir.  Ferdiyet mertebesi, asıl dairesi marifetlerinin gelme vasıtasıdır. Zıl ile asıl arasını ayırmak, şu iki devletin birleşmesi olmaksızın mümkün olmaz. Bu sebepten dolayı bazı meşayıh, kendisine teayyünü evvel denilen kabiliyeti ûlâ’nın,[10] Zat üzerine ziyadesini zikretmedi, bu kabiliyetin müşahedesini tecelli zat olarak zannettiler.[11] Doğrusu benim tahkik ettiğimdir, iş benim açıkladığımdır.

 

 “Allah Hakkı sabit eder, O, dosdoğru yola ulaştırır.”

 

Yazılması ile emrolunduğum risaleyi tamamlamaya şu ana kadar muvaffak olunmadım, bilakis o olduğu gibi karalama (müsvedde) halinde kaldı.  Şu duraklamadaki ilahi hikmetin ne olduğunu bilemedim.

Ziyade cüret, edepten uzaktır.  



[1] Zati kemalatlar: Allahu teala’nın Zat’ı ile alakalı olgunluklardır. Asıl dairesi: Sıfatların bulunduğu makama sıfatlar dairesi denilir. Sıfat dairesinin üzerinde asıl dairesi vardır. Bu dairede, sıfatların Zat ile alakasına şanlar denir. İşte Kur’an, bütün Zat ile alakalı kemalat-ları cem etmektedir. Kur’anı okumakla, bütün kemalatları elde etmek hasıl olur. 

[2] Kabiliyyeti ula: ilk teayyün, ilk yaratılan hakikat olup Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hakikatıdır. Diğer bütün mahlukat onun nurundan yaratılmıştır. Ona Hakikatul hakayık denilir. Bu hususta varid olan hadisi kudsi yeri gelince zikredilecektir. İnşaallahu teala. Yani: "Allahu tealanın ilk yarattığı benim nurumdur…"

[3] Bakara: 185

[4] Oruçlu vakit ile, oruçsuz olan vakit birbirinden ayrılır.

[5] Buna Aklı ula (ilk akıl) denilir, bu Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) hakikatıdır.

[6] Hakikatı Muhammediyye: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hakikatı olup, ilk zuhur eden varlıktır. Allahu teala’nın bütün zati ve sıfati kemalatlarını cem etmiştir. Bütün hakikat lerin aslı odur, ‘Hakikatul Hakayık’ diye isimlendirilir. Mevla'dan ilk zuhur eden hakikat budur. Zira bu zuhur, Mevla'nın sevgi sıfatının zıllidir. Buna ilk teayyün, Vahdet ismi de verilir. Bu hakikatten alınarak diğer eşyanın hakikatleri meydana getirilmiştir ki buna da teayyünü sani (ikinci zuhur) denilir. Vahidiyyet ve A’yanı sabite (eşyanın asılları) isimleri de denilmiştir. Risale-i Kudsiyye Tercümesi cilt 1, sahife 203

[7] Muhammedi Meşreb, mebde-i teayyünü ilim sıfatının zılli olanlar, Efendimizin meşrebi üzere olurlar, O'na ait hususi velayete ulaşabilirler.

[8] Sıfat makamından öteye geçemeyen, Zat ile alakalı hususlardan haberdar olamayınca bulduğu hakikatı, Kabiliyyeti Zat ile karıştırmıştır.

[9] Kutub, bütün velilerin bağlı olduğu büyük veli. Kutbul Aktab, bütün kutupların bağlı olduğu en büyük veli.

Ferdiyyet makamı, efrad kemalatlarına haiz velinin makamı. Bu, kutbun tasarrufunun dışında bulunur. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in en mükemmel varisine ait olan bu makam ehli, Mevla teala’ya ait olan bütün kemalatları cem eden velidir.

[10] Yani Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hakikatıdır. Mevla tealanın ilk icad ettiği hakikat o dur. Teayyün-ü evveldir.

[11] Bu durumda ilk teayyünü (Hakikat-ı Muhammediyye), Mevla tealanın Zat’ının tecellisi zannetmişlerdir. Bu durumda zuhur eden hakikatı, Zat’ın kendisi olarak kabul edip ondan zuhur eden ikinci ve daha sonraki teayyünleri de bu tecelliden ortaya çıkmış olarak kabul edeceklerinden, Mevla teala ile eşyayı birbirine karıştırmış olurlar. İşte İmam-ı Rabbani kuddise sırruhu’nun beyan ettiği hususu iyi anlamalı ki iş karışık olmasın.

Pazartesi, 01 Eylül 2008 14:39 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Oruçlunun Ağız Kokusu!

koku.jpgEskimiş köprü ve protezleriniz, çürümüş dişleriniz varsa, oruç tutarken rahatsız edici bir ağız kokusuyla karşı karşıya kalabilirsiniz. Sağlıklı ve sorunsuz bir Ramazan geçirmek istiyorsanız, oruç tutmaya başlamadan önce diş doktorunuzu ziyaret etmenizde fayda var Ağız ve diş bakımına Ramazan ayında her zamankinden daha fazla özen gösterilmesi gerektiğini belirten Diş Hekimi Özlem Acar; oruç tutanlar için ağız ve diş sağlığını nasıl koruyacakları konusunda bilgi verdi:

Oruçluyken ağız kokusu neden oluşur?

Diş çürükleri, diş eti iltihapları ağız kokusunun önemli nedenlerindendir. Ağız içi herhangi bir enfeksiyon bakteri üremesini artıracağı için daima ağız kokusuna neden olur. Ağız içinde var olan eskimiş köprüler, zamanla gıda birikmesine yol açacağından kötü kokulara neden olabilir.

Eğer ağız kokusu bunlardan kaynaklanıyorsa, Ramazan’dan önce diş hekiminizi ziyaret etmeniz gereklidir. Ancak şunu da eklemek gerekir ki; ağız kokusu, yalnızca dental kaynaklı olmayabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonları veya mide rahatsızlıkları sonucunda da ağız kokusu meydana gelebilir.

YORUM:

Ağız kokusu sair zamanlarda insanı rahatsız eder ama Ramazanda oruçlu kimsenin ağız kokusu, yani oruçtan dolayı ağzın kokması ALlahu tealaya misk kokusundan daha hoş gelir. Musa aleyhisselam Allahu teala ile görüşmeye gittiği zaman oruçlu idi, ağzında koku hasıl olmuştu, misvak kullanarak kokuyu giderdi. Mevla teala bunu beğenmedi ve on gün daha oruç tutmasını ve o kokunun hasıl olmasını istedi, on gün ilave ile kırk gün sonra Allahu teala ile görüştü. İşte ağız kokusu oruçlunun alametidir. Ağzı kokar, gözü kararır, takatı kesilir ama orucunu tutar, dayanmayı sabrı tahammülü öğrenir, ebedi aç kalmamak için bir ay aç kalmayı öğrenir, ebedi mahrum olmamak için bir ay bazı şeylerden kendini mahruum eder. Ama sadece niyeti Allah rızası olmalıdır, zira oruç Allah içindir, onun mükafatını kendisi verecektir. Tıb ehlinin bakış açısı surete ve bedene dönüktür, bizim bakışımız içe ve ruha dönüktür.Dişler fırçalanırsa diş macunlarındaki maddelerin ağzı kuruttuğunu ve kişiyi susattığını da unutmayın. Dişler arasında nohut tanesi kadar birşey kalırsa yutulursa orucu bozar.

Pazartesi, 01 Eylül 2008 14:38 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Oruçlarda Niyet!

Oruçlar kısım kısımdır. Farz olan ramazan orucunda niyet, güneş battığı andan itibaren olduğu gibi, gece sahurda ve sabah namazı vaktinde ve hatta öğlene 1 saat kalana kadar niyet yapılabilir, yeterki imsak vaktinden sonra bir şey yenilip içilmiş olmasın. Ramazan ayı oruç için tahsis edildiğinden, bu ayda tutulacak oruç mutlaka ramazan orucu olacağından, niyetin şeklini belirtmeye de gerek yoktur, yani Allah için oruç demek yeterlidir. Eğer ramazanda yolcu olup seferde ise, o zaman oruç tutmama hakkı olduğundan eğer tutarsa niyetini belirtmeli yani ramazan orucu diye niyet etmelidir.

Ramazandan başka oruçlarda, mesela nafile olan sünnet oruçlarda niyet ramazandaki gibi olur. Bunlardan başka oruçlardan olan kaza ve keffaret oruçlarında mutlaka niyetin imsakten önce yapılması ve orucun cinsinin belirtilmesi gerekir, mesela -Kaza orucum veya keffaret orucum- gibi.

Adak olarak söz verilen oruçlarda, belli gün için adanmışsa o gün akşamdan itibaren imsakte niyeti yapar, eğer o gün orucu tutamazsa, başka gün tutabilir. 

Keffaret orucu tutanların ramazandan evvel keffaretimi de tutayım diyerek oruca başlamasıyla, sayı 60 günden noksan olursa, ne yapması lazımdır? denirse, İmamı A'zam r.aleyhin fetvasınca hemen sefere çıkmalı ve sayıyı 60 a tamamlaması gerekir. Sonra seferden döner ve ramazan orucuna devam eder, noksan kalan ramazan orucunun kazasını bayramdan sonra tutar. Receb ve şaban aylarında iki ay olarak keffaret orucuna başlamışsa, onun sayısına bakılmaz, iki ay olarak yeterli olur.

Sayfa 2 - 3

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.