.

.

Sapmış Fırkalara

E-posta Yazdır PDF

Cemaleddin Efgani

   afgani.jpgCemaleddin Efgani          


1838 senesinde Ese-dâbad’da doğup, 1897 de İstanbul’da vefat etti. Din bilgisi azdı. Bir aralık Ruslar tarafından satın alınarak, ana vatanı olan Afganistan’a karşı casusluk yapmıştır!.

Bir kere Afgan değildir, İran'ın Ese-dâbad şehrine mensuptur. Bu zat Sünnî de değildir, Şiî’dir. İki konuda, Takiyye yaparak Müslümanları aldatmıştır.

1- İranlı olduğu halde kendisini Afganlı göstermiş,

2- Şiî olduğu halde Sünnî postuna bürünmüştür.

Resûlullah efendimiz (Sav) "Bizi aldatan bizden değildir" buyuruyor.

Bu zatın bir başka özelliği de, Farmason oluşudur. İstanbul'da yayınlanan "Mimar Sinan" adlı Mason dergisinde Afgani hakkında uzun bir övgü makalesi yayınlanmış bulunuyor. (1)

Afgani bir din âlimi, bir rehber, bir mürşid değil aktivist bir İslamcıdır. Yalancı, karışık, bulaşık bir kişidir. Bir ara, Blunt adlı bir İngiliz ajanı ile birlikte Halife Sultan Abdülhamid'i tahtından indirmeye teşebbüs etmiştir.

Bugün İslam âleminde görülen, Kitabullah'ın ve Resûl Sünnetinin ruhuna muhalif nice olumsuz iş ve davranışta Afganî'nin tuzu biberi vardır.

Bin dört yüz yıl boyunca İslam dünyasından nice Ehl-i Sünnet müctehidleri, büyük fakihler, veliler, kâmil mürşitler, amil ve Râsih âlimler, imamlar, rehberler çıkmıştır. Müslümanların bu nurlu kafileyi bırakıp da Afgani ve tilmizleri gibi birkaç masonun peşine düşmesini isteyenlerde akıl mı yoktur, yoksa hüsnüniyet mi?" (2) 

II. Sultan Abdulhamid: Afgani İngiliz maskarasıdır!

II.Abdulhamid Han’ın, Efgani’yle ilgili söylediği şu sözlere bakarsak Efgani’nin nasıl birisi olduğu daha iyi anlaşılacaktır:

 “...Hilafet’in elimde olması sürekli olarak İngilizleri tedirgin etti. Blund adlı bir İngilizle Cemaleddin Efgani adlı bir maskaranın elbirliği ederek İngiliz hariciyesinde hazırladıkları bir plân elime geçti... Cemaleddin–i Efgani’yi yakından tanırdım. Mısır’da bulunuyordu. Tehlikeli bir adamdı. Bana bir ara Mehdilik iddiasıyla bütün Orta Asya Müslümanlarını ayaklandırmayı teklif etmişti; buna muktedir olamadığını biliyordum. Ayrıca İngilizler’in adamı ve çok muhtemel olarak İngilizler beni sınamak için bu adamı hazırlamışlar idi. Derhal reddettim. Bu sefer Blund’la işbirliği yaptı...”  (3)

Cemaleddin Efganî, İngiliz belgelerine göre “tanrıya inanma” şartı koşan İskoç Mason Locası’na üye iken, buradan “tanrısızlık” ithamıyla kovulmuş, o da “tanrı tanımazlık”ın makbul sayıldığı Fransız Grand Orient Locası’na reis olmuştur. (4)

Cemil Meriç Afgani hakkında şöyle der;

“Bizim "Büyük İslâm Birliği”nin kurucusu olarak selâmladığımız Efgani'nin Fransa'daki dostu Hıristiyan Halil Ganem'dir. Sultan Abdülhamid han’ın hasm-ı biamânı Ganem.

Renan, Efgani'yi bir masal kahramanı olarak değil, gerçek kişiliği ile yani dinsiz, bir "libre penseur" olarak tanımaktadır. Zavallı Türk intelijansiyası! Kimlerin peşinden gitmemiş. Düşmanları dost, dostları düşman olarak tanımış. Peygamber'in adını anmağa cesaret edemeyen bir Efgani'yi Peygamber kadar saygıya layık görmüş.”

Dinine ve vatanına hıyanet etmekten çekinmedi. İngiliz masonları ile de işbirliği yaparak zengin oldu ise de, Osmanlı Şeyh-ül-İslamı Hasan Fehmi efendi, onun cahilliğini ve zındıklığını ortaya koymuştur.

1944 de, kemikleri, İstanbul’dan, Kabil’e nakil edildi. Mısırlı Edib İshak, Ed-dürer kitabında, bunun Kahire mason locası reisi olduğunu yazmaktadır.

Bütün masonlar gibi, çeşitli kılıklara girerek, İslamiyet’i içerden yıkmaya çalışmıştır.

Dr. Muhammed Reşad, dört yüzün üstünde önemli kaynaktan hazırladığı Efgani Etrafında Makaleler isimli kitabında özetle diyor ki:

“Çok önemli bir kaynak olan Sicilli Osmanide Efgani’nin İranlı bir Şii olduğu belirtilmektedir. Manastırlı Naibi efendi ve o devrin Şeyh-ül-İslamı, büyük âlim Hasan Fehmi efendi tarafından kâfir olduğuna fetva verildi”.

Afganistan hakkında Ruslara casusluk da yapan, dinine ve vatanına hıyanet etmekten çekinmeyen Efgani, mason olmadan önce de, hiç bir zaman masonluğu kötülememiştir. Hatta dehrilere [dinsizlere] yazdığı reddiyede masonluktan hiç bahsetmemesi manidârdır.

Gittiği her yerde, sicilli masonlar tarafından himaye görmüş, İngiliz masonları ile de işbirliği yapmıştır. Birden fazla mason locasına kayıtlı olan Efgani, Mısır’daki İskoç locasından kovulmuşsa da, kendisi bizzat mason locası kurmuş, çömezleri bu locaya girmiştir. Edward Brown, Efgani’nin özel mason eldiveni ile bir resmini neşretmiştir”.

Efgani, hem Türkçü, hem İslamcı görünmeyi başarmıştır. Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp, A. Agayef hep Efgani’den destek görmüştür. Mesela M. Emin Yurdakul’un, “Ben bir Türküm, dinim cinsim uludur” şiirini Efgani çok beğenmişti.

O zamanki İslamcı Sebilürreşad dergisi, ırkçılığı tenkit eden makaleler neşrederken, ırkçılar da, Efgani’nin ırkçılığı öven makalesini tercüme edip yayınlayınca İslamcıların sesleri, solukları kesilmişti. Efgani, makalesinde diyordu ki: Irkçılık dışında saadet yoktur. İnsanları birbirine bağlıyan iki bağ vardır: Biri dil, biri de din birliğidir. Dil birliği, ırk ve milliyet birliği demektir. şüphesiz, bu birliğin dünyadaki beka ve sebatı dinden daha devamlıdır.?

Efgani, Mısırda da Arap ırkçısıdır. (Arap ırkının sınırını belirleyecek ölçü din ve mezhep değil, Araplık ölçüsüdür) demiştir. II. Abdülhamid Han, hatıratında diyor ki:

(Hilafetin elimde olması İngilizleri hep tedirgin etti. Blund adlı bir İngiliz ile Efgani adlı bir maskaranın el birliği ile İngiliz hariciyesinde hazırladıkları bir plan elime geçti. Efgani’yi yakından tanırdım. Tehlikeli bir adamdı. Bana bir ara Mehdilik iddiasıyla bütün Orta Asya müslümanlarını ayaklandırmayı teklif etmişti. Derhal reddettim. Bu sefer Blund ile işbirliği yaptı. Kendisini İstanbul’a çağırttım. Bir daha İstanbul’dan çıkmasına izin vermedim.)

İstanbul yüksek İslam enstitüsü eski başkanı ve öğretim üyesi Ahmet Davudoğlu hoca da diyor ki:

1355 numara ile Şarkın Yıldızı Locasına kayıtlı bir mason olan, İslam’a duyduğu güvensizliği açığa vurmaktan çekinmeyen ve Peygamberlik sanatlardan bir sanattır diyen Efgani, bir ilim adamı değil, siyasetle uğraşan bir nankördür. Fesatçılığı sezilince ulema tarafından İstanbul’dan kovulmuş, Mısır’a kaçmıştır.

Prof. M. Kaya Bilgegil, Ziya Paşa isimli kitabında, (Efgani, her mason gibi İslamiyet’i içerden yıkmaya çalışmıştır) diyor. Mısır’da kurulan mason localarının başına gelen C. Efgani ve M. Abduh, müslümanlar arasında masonluğun yayılmasına çok yardım ettiler. (Les franco-maçons s.127)

İngiliz belgelerine göre bir ilaha inanmayı şart koşan İskoç Mason Locası’na üye iken, buradan ateistlik ithamıyla kovulmuş, o da ateistliğin makbul sayıldığı Fransız Grand Orient Locası’na reis olmuştur. (Dr. M. Reşad, Efgani Etrafında Makaleler)

İlim Yayma Cemiyetinde Efgani Efsanesi üzerine bir konferans verildi. Konuşmacı, Dr. M. Reşad, medya önüne çıkmayı sevmeyen, mütevazı genç bir araştırmacıdır. Efgani Etrafında Makaleler adıyla bir kitap da neşretmişti.

Konferansı da bu kitabının açıklaması mahiyetinde idi. Bu kitap, 400′ün üzerinde kaynak taranarak hazırlanmış, ciddi bir eserdir. Aşağıdaki konuşmaların kaynağı için kitaba bakılabilir. Dr. Muhammed Reşad özetle dedi ki:

Abduh, Efgani’ye diyor ki:

“Azametli mevlâm, siz nefsimizde olanların cümlesini bilirsiniz. Bizi en güzel bir şekilde yarattın ve resminiz ki yeri, kıble-i salâtımızdır.”

Reşid Rıza da Efgani’yi övmekte, Abduh’tan aşağı kalmaz:

“İrfan ağacı, iyilikler ve lütuf Cennetinin efendisi, her alınan nefeste ecri bulunan büyük İmam, Kendisinde en mükemmel bir biçimde güzellik sırrı tecelli eden..” diyor.

Renan; (İslamiyet ilme ve felsefeye daima eza etmiş ve nihayet onları boğmuştur. İnsan zekası için İslamiyet çok zararlı olmuştur) diyor. Efgani, bunca hezeyan karşısında bir misli hezeyan da kendi ilave edip şunları yazdı:

“İlmin tekamülünde İslam’ın bir mani teşkil ettiği doğru ise de, bu maninin bir gün ortadan kalkmayacağını söylemek mümkün müdür? Ben Renana karşı Müslümanlığı değil, cehalette yaşamaya mecbur kalacak yüz milyonlarca insanı savunuyorum. Müslümanlığın, ilmi ve ilmi tekamülü yok etmek istediği bir gerçektir.”

1- (Mimar Sinan dergisi, sayı: 127, Mart 2003)

2- (İnkişaf Dergisi, No: 2)

3- (Bkz. Abdulhamid Han, Sultan Abdulhamidin Hatıra Defteri (Haz. İsmet Bozdağ), İstanbul 1986 (8. Baskı), Pınar Yay. S. 73)

4- (Bkz. Alaaddin Yalçınkaya, Cemaleddin Efgani, İstanbul 1991, Osmanlı Yayınları, s. 131–132; Muhammed Reşad, Cemaleddin Efgani Hakkında Makaleler, İstanbul 1416/1996, s. 21, dipnot: 36).

Perşembe, 18 Eylül 2008 13:55 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

İran Bir Sünni Okulu yerle bir etti

1372.jpg

Azimabad’taki bir Ebu Hanife Sünni Okulu İran rejimi tarafından ağır yapı makineleri ve buldozerleri tarafından yıkıldı.



Cumartesi, 13 Eylül 2008 11:05 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Hacı Bektaş Veli !

 sark.jpgHacı Bektaş Veli: Namaz kılmayanın dini yoktur.
Hacı Bektaş Veli'nin "Fatiha tefsiri" okuyucularla buluştu. Yrd. Doç Dr. Hüseyin Özcan tarafından hazırlanan kitap, Aleviliği İslam dışı göstermeye çalışanlara karşı anlamlı bir cevap niteliğinde;
"Ayrıca şöyle bil ki, her kim namazı kılmasa dini yoktur. Kendisine tesbih edilen Yüce Allah, Musa Peygambere (a.s.) münacatı Tur dağında verdi. İbrahim Peygambere (a.s.) mescitler ve ateş içinde verdi. Yunus Peygambere (as) münacatı balık karnında verdi. Yusuf Peygamber'e (a.s.) münacatı kuyu içinde verdi. Ve iki cihanın övüncü Muhammed Mustafa'ya (sas) münacatı namaz, mescitler içinde verdi. Her kim namaz kılsa, Yüce Allah ile konuşmuş gibidir, kendisinden Tanrı'ya övgüler sunar." (...)

"Hak Taala altı nesneyi dost tuttu. Önce, el yıkamayı (abdest almayı), (kim) böyle yaparsa, elini neye sürse, bereketlenir. İkinci, sabır kılmayı dost tuttu (...) Üçüncüsü, sünnet ve farzı işlemeyi dost edindi. Cenneti onlara bağışladı, onları cennete atıverdi. Dördüncü, tevekkül etmeyi dost edindi. Cümle işi bitirmek için, bu, yol oldu. (...) Beşinci, şükür kılanı dost edindi. Nimet artığını ona verdi." (...)

"Bütün kitapların esası Kur'an'dır Kur'an'ın esası Fatiha'dır. Hz. Resulullah (sas) buyurdu: 'Hak Taala Tevrat, İncil ve Zebur'da her ne anlattıysa tamamı Kur'an'dadır. Kim Fatiha'yı doğru samimiyetle okursa İncil'i, Zebur'u, Tevrat'ı ve Kur'an'ı okumuş gibi sevap bulur."

Hacı Bektaş ile ilgili sözleri yine Hüseyin Özcan Bey'in değerlendirmeleriyle bitirelim:

"Gözden kaçırılmaması gereken en önemli temel unsur Hacı Bektaş-ı Veli'nin Müslüman kimliğidir. Her mutasavvıf gibi onun da asıl referans kaynakları Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerdir. Bu durumu Makalat ve benzeri eserlerinde açıkça görmekteyiz. Hacı Bektaş-ı Veli eserlerinde konuları işlerken ilgili ayet ve hadislere sıkça yer vermiş, bu temel kaynakları kullanmıştır. Hakkında yazılan velayetnameler incelendiğinde de onun aşk ve cezbe sahibi bir şahsiyet olduğu, Kur'an ve sünnet'e uygun bir hayat yaşadığı, bu kaynaklardaki hükümler ışığında tebliğ ve irşad faaliyetlerinde bulunduğu açıkça görülür."
 
YORUM:
Alevilerin ve şianın diğer önem verdiği hususların da hakikatının gün yüzüne çıkartılmasını umarız, belki insaflıları döner de ahıretlerini kurtarırlar.
Pazartesi, 08 Eylül 2008 11:37 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Haricilerin Recmi İnkâr Etmeleri

gundogumu.jpgHariciler recmi kabul etmezler ve bu hususta şu delilleri ileri sürerler:

a) Allah Teâlâ, "O  (cariyeler)  evlendikten sonra bir fuhuş irtikâb ettiler mi o vakit üzerlerine hür kadınlar üzerine olan cezanın yarısı (verilir) " buyurmuştur. Binâenaleyh eğer evlilere recm cezası gerekseydi, kölelerin recminin, bunun yarısı olması gerekirdi. Fakat recmin yarısı olmaz.

b) Hak Teâlâ Kur'ân'da küfür (inkâr), adam öldürme ve hırsızlık yapma gibi çeşitli günah ve isyanlardan bahsetmiş, fakat bunların hükümlerini, zinanın ki kadar tafsilatlı bildirmemiştir. Baksana Cenâb-ı Hak, "Zinaya yaklaşmayın" buyurarak zinayı yasaklamış, sonra da bütün günahlarda olduğu gibi, peşisıra bunun cezasının cehennem olduğunu bildirmiş; üçüncü olarak sopalamaktan bahsetmiş; dördüncü olarak da bir grub mü'minin ceza verilirken orada hazır olmasını emretmiş; beşinci olarak "Allah'ın dini hususunda merhametiniz tutmasın" ifadesi ile de, o zâniye acımayı nehyetmiştir. Sonra altıncı olarak, müslüman bir kimseye zina iftirasında bulunana seksen değnek vurulmasını farz kılmış ve böyle bir cezayı, zinadan daha büyük oldukları halde, katillik ve kâfirlik iftirasında bulunanlar için vermemiştir. Yedinci olarak, "Onların şâhidliklerini ebediyyen kabul etmeyiniz" (Nûr, 4) buyurmuş; sekizinci olarak da, kendi hanımına zina isnadında bulunan kimseler için mulâaneyi (lanetleşmeyi) gerektiren ve (yalancı olanın) Allah'ın gazabına müstehak olması gibi cezalardan bahsetmiş; dokuzuncu olarak zâniye bir kadını ancak zâni bir erkeğin veya bir müşriğin alabileceğini söylemiş; onuncu olarak da zinanın tesbiti için, dört şahit bulunması gerektiğini bildirmiştir. Binâenaleyh ister az ister çok olsun zinanın hükümleri hususunda böylesine detaya inildiğine göre, bunun hükümlerinin en ileri derecesi olan recmin ihmâl edilmesi, zikredilmemesi caiz olmaz. Eğer recm meşru kılınmış olsaydı, izi ve tesiri çok olur, herkesçe bilinirdi. Allah Teâlâ, Kur'ân'da bunu açıkça zikretmediğine göre, bu onun farz olmadığını gösterir.

Cuma, 15 Ağustos 2008 16:53 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

RUHU-L FURKAN TEFSİRİ'NE SÖZ ATANA CEVAP

Rabıtayı ve tevessülü inkar eden beşik şeyhi Ferit Aydın, kitabında haksızlık ederek şöyle bir alıntı yapmış; Ruhul Furkan Tefsirinin 2. cilt 64. sahifesinden başlayarak 20 sahife kadar devam eden ve islam aleminde meşhur olan alimler ve kitaplarının zikrettiği 23 delilin sadece lafızlarını cımbızla alıp, tenkit ederek;

<<İşte tam yedi Nakşibendî baş başa vererek “RUHU'L-FURKAN“adı al­tında kaleme aldıkları bir kitapta Bakara Sûresi'nin 152'inci âyetini, kendi inanç ve kanâatlerine göre açıklamaya çalışırlarken bu ilgiyle râbıta konu­suna girmiş ve onu kanıtlama ihtiyacını duymuşlardır. Yukarıdaki âyet ve hadis­leri de yine bu münasebetle râbıtaya delil olarak göstermişlerdir!

Ancak delil diye öne sürülen bu âyet ve hadislerin gerçekten râbıtayı çağrıştıracak bir anlam taşıyıp taşımadıkları ve harcanan bütün bu çabaların, râbıtayı kanıtlamaya yetip yetmediği ortadadır. >>

Bu fakir tevafuken rastladığım bu şahsın internet sahifesinde, olayı fark edince araştırdım ve gördüm ki, mesele en az 20 sahife devam ediyor ve hangi alimlerin bu ve diğer delilleri serdettiği açıkça yazılmış ve beyan edilmiş olduğu ortadadır.

 

Cuma, 15 Ağustos 2008 12:06 tarihinde güncellendi

Sayfa 9 - 11

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.