.

.

Güncel Meseleler

E-posta Yazdır PDF

Rahmet Mevsimine girerken

ulucamifh4.jpgMÜBAREK ÜÇ AYLAR

Rahmet, mağfiret ve bereketlerle dopdolu bir mevsim olan ve halk arasında üç aylar diye bilinen mübarek günlere kavuşmuş bulunuyoruz. Rabbimizin nihayetsiz merhametinin bir eseri olarak ihsanda bulunduğu bu zaman dilimleri müminler için eşsiz bir fırsattır. Bunu içindir ki Resulü Ekrem efendimiz sallallahu aleyhi ve selem bu aya ulaştıklarında “Allah’ım! Receb’i ve Şaban’ı hakkımızda mübarek kıl ve bizi Ramazan’a kavuştur” diyerek dua ederlerdi. Reğaib,  Mi’rac, Berat ve Kadir Gecesi gibi mübarek zaman dilimlerinin içinde bulunması da bu ayların kıymetine işaret etmektedir.

 

 

           

E-posta Yazdır PDF

İki duble rakı haram değilmiş - Sarhoş Y. Nuri


alkol.jpg08 Haziran 2009 Pazartesi 13:14
'Şarap dışındaki içkiler az içilmesi kaydıyla haram değil' Yaşar Nuri Öztürk bunun İslamın bin yıllık fıkıhı olduğunu söylüyor

İlahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Hanefi mezhebindeki fıkıhlara göre "şarap dışındaki içkilerin sarhoşluk kaydıyla haram" olduğunu söyledi.

Fatih Altaylı'nın Habertürk'teki Teke Tek programına katılan Öztürk islamda fıkıhların öneminden bahsetti ve İmam-ı Azam'ın devrim niteliğindeki fikirlerinden birini anlattı. İmam-ı Azam'a göre, Hanefilerde şarap dışındaki içkilerin sarhoşluk kaydıyla haram olduğunu söyledi.

10 KADEH İÇTİM 11.DE SARHOŞ OLDUM

Öztürk fıkıh ve kelam bilgini İmam-ı Azam'ın hocası ırak fıkıhının babası sayılan İbrahim El Nehaiye'nin bir anısını şöyle aktardı:

"Nehaiye'ye soruyorlar: " 'Nebiz (şarap dışındaki sarhoş eden içkilerin tümü) içtim' diyor, '10 kadeh içtim, hiçbir şey olmadı. 11. kadehte sarhoş oldum. Şimdi ben 11. kadehten mi sarhoş olacağım, o beni sarhoş eden son kadehten mi?' "O son kadehten' diyor..."

İBN-İ ABBAS DA AYNISINI SÖYLÜYOR

Yaşar Nuri Öztürk aynı anlatıma İbn-i Abbas'ta da rastladığını söyledi ve orada yazılanları da şöyle anlattı: " Bu benim garibime gitmişti. İbrahim El Nehaiye gibi mühteşem bir fakih bunu neden söylüyor? Şaka da olsa söylemez! demiştim. Dün İbn-i Abbas-ı okuyordum. İbn-i Abbas'ı biliyorsun, sahabenin hocası... İbn-i Abbas'ın nebizlerle ilgili fikrini okudum. İbrahim El Nehiye'nin bu tabiri kelimesi kelimesine yazıyor. Orada 10-11 yerine kadeh olarak 9-10 diyor yalnızca. Sahabi gelmiş İbn-i Abbas'a sormuş. "9 kadeh içtim 10. da sarhoş oldum" Demiş ki İbn-i Abbas "Hamr yani şarap Kuran'da ismen haram olduğu için azı da çoğu da haramdır. Şarap dışındaki içecekler nebizgillerdir. Bunlar sarhoşluk kaydıyla haramdır"

ÖZTÜRK: BEN BU FİKRE KATILMIYORUM

Ancak Yaşar Nuri Öztürk hem Nehaiye'den hem de İbn-i Abbas'tan alıntı yaparak anlattığı bu fikre katılmadığını da sözlerine eklemeden edemedi: "Bana sorarsan sen bu fikre katılıyor musun? diye... Ben katılmıyorum. Ben şöyle karşı çıkıyorum: İllete bakıyorum. Hanefilik burada kıyası kullanmamış. Hanefiler Nisa suresinden "sarhoş olduğunuzda namaza durmayınız" ayetinden yola çıkıyor.

SARHOŞ OLMADAN İÇİYORUM DİYENE İSLAM AÇISINDAN KIZAMAM

Ama biri çıkar da bana "iki tek rakı içiyorum, ama sarhoş olmuyorum. Ben hanefiyim. Hanefi fikhının bu fetvasına saygım var" derse, ben bu adamı islam açısından sorgulamayam, ona kızamam. Bin yıllık fıkıh ortada

Çarşamba, 10 Haziran 2009 10:08 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

GAZETE MÜÇTEHİDİ KONUŞTU.....


kitap01.jpgHayrettin Karaman - Yeni Şafak
  
Nassın bulunduğu yerde ictihad 

İctihad, "konu ile ilgili âyet ve hadislerden (naslardan) amele dair hüküm (farz, vacib, mekruh, haram, şart, rükün…) çıkarmak için alimin yaptığı çaba" olarak tarif edilir. Yalnızca bu tarife bakarak dahi "ictihadın, nassın bulunduğu yerde" de yapılacağı sonucunu çıkarmak mümkündür. Naslarda (ayetlerde, hadislerde) bir konu (mesela bir olayın hükmü) açıklanırken daima aynı üslub kullanılmamıştır; apaçık, üstü kapalı, detaylı, detaysız, doğrudan, dolaylı… anlatımlar vardır. Bir konu ile ilgili birden fazla nassın bulunduğu ve bunlar arasında bazen birbirini açıklama, bazen de –ilk bakışta- çatışma ilişkisi bulunduğu da görülür. İşte bütün bu açıklama ictihaddır.

Nassın bulunduğu yerde yapılan ikinci ictihad çeşidi "mesalih: fayda-zarar, ihtiyaç, zaruret" esasına dayalı ictihaddır. Müctehid, hakkında nas bulunan bir meselenin, bir olayın, bir ilişkinin uygulanmasında güçlük, uygulama alanının geçici durumu yüzünden zarar, nassa aykırı uygulamada zaruret olup olmadığını araştırır ve bazı durumlarda "konu ile doğrudan ilgili naslara aykırı" olan, ama Kitap ve Sünnet'in genel ilkelerine, dinin gayesine uygun bulunan hükümler çıkarır ve bunlarla fetva verir.


Üçüncü ictihad çeşidi nassın bulunmadığı yer ve durumlarda yapılan ictihaddır ki, bu genellikle "kıyas" şeklinde uygulanır ve Mecelle'ye de girmiş bulunan "mevrid-i nasta ictihada mesağ yoktur: nassın bulunduğu yerde ictihad yapmak caiz değildir" cümlesi işte bu çeşit ictihad içindir; çünkü nas varsa, bunu yok sayıp başka bir konu ile ilgili nassın hükmüne kıyas yapmak gereksiz olur. Ama bu durumda da gerektiğinde, yukarıda zikredilen "delaleti belirleme, mesalihe riayet etme" ictihadları yapılır.


İctihadı ancak ehli olan; yani ilmi ve ahlakı ile dini hükümleri kaynağından çıkarmaya ve fetva vermeye yetkisi bulunan kimseler yapar. Günümüzde ve ülkemizde, yetkisi/yeterliği olmadığı halde ictihad edenler bulunabilir, bunları engellemek de liberal demokratik ortamda mümkün olmaz, ama telaş etmeye de gerek yoktur; çünkü bu gibi kişiler ve onların "fetvaları" kabul görmez, köpük gibi -televizyonlarda, diğer yayın organlarında- bir süre kabarır, kocaman ve parlak gözükür, ama kısa zamanda sönüp gider ve yalnızca yapanların kötü şöhretleri devam eder.

Bir zamanlar "ictihad kapısının kapalı olduğu, bundan sonra müctehid yetişmeyeceği, eskilerin ictihadlarının feza çağında bile yeterli olduğu, onları tekrarlamaktan başka bir şeye ihtiyacın bulunmadığı" söylenir dururdu; bu ilme ve dine aykırı hurafe önce teorik olarak yıkıldı, sonra da bütün İslam dünyasında, ilim kurumlarında, ferd veya topluluk tarafından ictihad metodu ile yapılan çalışmalar, çözümler yaygınlık kazandı. Üniversitelerde yapılan doktora çalışmalarının büyük kısmı birer ictihaddır.

  

abdulselam diğer yorumları
   

2009-06-07 16:19:09

hocanın yazısının son paragrafını okuyun

"dine ve ilme aykırı hurafe" diye adlandırdığı ve "teorik olarak" yıkıldığını söylediği "hurafe"nin yerine önerdiğine bakın hele.. çağdaş ve laik üniversitelerin bir üst makama geçmek için olmadık yorumlar ve yalakalıklar ile yaptıkları ve adına "doktora" dedikleri mügalata ve "kıl-ü kal"lere içtihad diyor. müslümanlara söylüyorum "hurafe"lerinize sahip çıkın.sizin o kadim hurafeleriniz bu modernlerin "ayet"lerinden ve kurana dayandırdıklarını iddia ettikleri çağdaş "içtihadlarından" bin kat daha değerlidir

 
Çarşamba, 10 Haziran 2009 10:04 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Cin mektubu

ferman_1.jpgEshab-ı kiramdan Ebu Dücane hazretleri anlatır:
Yatıyordum. Değirmen sesi gibi ve ağaç yapraklarının sesi gibi, ses duydum ve şimşek gibi, parıltı gördüm. Başımı kaldırdım. Odanın ortasında, siyah bir şey yükseldiğini gördüm. Elimle yokladım. Kirpi derisi gibi idi. Yüzüme, kıvılcım gibi şeyler atmaya başladı. Hemen Resulullaha gidip, anlattım. Buyurdu ki: (Ya Eba Dücane, Allahü teâlâ, evine hayır ve bereket versin!)

Kalem ve kağıt istedi. Hazret-i Ali'ye bir mektup yazdırdı. Mektubu alıp, eve götürdüm. Başımın altına koyup, uyudum. Feryat eden bir ses, beni uyandırdı. Diyordu ki: (Ya Eba Dücane, bu mektupla bizi yaktın. Senin sahibin, bizden elbette çok yüksektir. Bu mektubu bizim karşımızdan kaldırmaktan başka, bizim için kurtuluş yoktur. Artık, senin ve komşularının evine gelemeyeceğiz. Bu mektubun bulunduğu yerlere gelemeyiz.)

Ona dedim ki, sahibimden izin almadıkça bu mektubu kaldırmam. Cin ağlamasından, feryadından, o gece, bana çok uzun geldi. Sabah namazını, mescitte kıldıktan sonra, cinnin sözlerini anlattım. Resulullah efendimiz buyurdu ki:
(O mektubu kaldır. Yoksa, mektubun acısını, kıyamete kadar çekerler.) [Delail-ün-nübüvve, Tezkire-i Kurtubi]

 


Pazartesi, 25 Mayıs 2009 19:07 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

KISAS HAYAT KURTARIR

hakim-1.jpg KISAS HÜKMÜ...

Bakara suresinde kısasla ilgil ayetlerin tefsiri:

Bakara: 178- Ey iman edenler! öldürülenler hakkında size kısas yazıldı. Hürre karşı hür, köleye karşı köle ve dişi- ye karşı dişi fakat kimin lehine, onun kardeşi tarafın- dan bir şey bağışlanırsa artık örfe uymak ve ona güzel likle diyet ödemek gerekir. Bu Rabbinizden bir hafiflet me ve bir rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azab vardır.

179- Ey akıl sahibleri, kısasta sizin için hayat var- dır. Umulur ki sakınırsınız.

Bakara Suresi 178- 179. Ayetlerin Tefsiri:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلَى اَلْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَاْلأُنثَى بِاْلأُنثَى (Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında si- zin üzerinize kısas farz edildi. Hür ile hür, köle ile köle, kadın ile kadın kısas edilir.)

İslam gelince evvelki yanlış uygulamalar kaldırıldı. Bu ayet- ten, bazıları köle karşılığında hürrün kısas edilmeyeceğini anla- mışlar. Fakat daha sonra gelen "Nefse karşılık nefis, göze karşı göz.." Ayeti ile evvelkisi kaldırılıp hür ile köle arasında erkek ile kadın arasında kısas sabit olmuştur. Hadisi şerifte "Müslümanların kanı birbirine denktir" buyuruldu. Ayrıca nefsin öldürülmesinde faziletli olmak tarafına itibar edilmez. Bu yüzden bir cemaat hep birlikte bir kişiyi öldürse, hepsi kısas olarak öldürülür.

فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ أَخِيهِ شَيْءٌ (Her kim için kardeşi tarafından bir şey affedilirse.) Hangi katil ki öldürdüğü müslümanın varisleri tarafından ondan bir şey affedilirse. Yani kısas edilmesi isten- meyip diyet istenirse bu affeden kişi öldürülenin velisidir. Veliler- den biri afedince diğer varisler katili kısas ettiremezler.

Kardeşi diye buyurulması aralarının ıslah edilmesine gayret gösterilmesi içindir. Ayrıca büyük günah işleyenin imandan çıkma- dığı anlaşılmış oldu. Ancak müslümanı öldürmeyi helal görürse bu taktirde dinden çıkar. Büyük günah sahibini affetmek onda ısrar eden olsa da yine güzeldir. Adam  öldürmek hususundada durum böyledir.

فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ (Örfe tabi olmak ve ona güzellikle diyet ödemek gereklidir.) Bundan, katili affettiği za- man velinin vasıyyetini kasd ediyor. Onu güzel  bir şekilde öde- mesiyle olan vasıyyeti. Diyeti fazla geciktirmemek ve ücreti düşük tutmamak gerekir.

ذَلِكَ تَخْفِيفٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ  (Rabbiniz tarafından bir hafif- letme ve rahmettir.) Zira bunda kolaylık ve menfaatlenmek vardır. Yahudilerin üzerine sadece kısas farz edilmişti. Affetmek ve diyet almak onlarda haramdı. Hıristiyanlarda affetmek olup kısas ve diyet yasak idi. Bu ümmet üç şey arasında muhayyer edildi. Kısas, diyet, affetmek. Bu onlar için kolaylık ve genişlik olarak verilmiştir. Mevla Teala'nın lütfü ve bahşişinin bu ümmete ne kadar büyük olduğunu anlamak gerekir.

فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ (Her kim bundan sonra haddi aşarsa.) Bu zikredilen hafifletme işinden sonra, başkasını öldürürse veya diyet aldıktan sonra katile taarruz ederse.

فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ  (Onun için acıklı bir azab vardır.) Ahırette. Onun için azabtan bir çeşit şiddet vardır. Katade (r.aleyh) den rivayet edildi ki azabı elim, çaresiz kalıp öldürülmek ve ondan diyetin kabul edilmemesidir.

وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيَاةٌ  (Sizin için kısasta hayat vardır.) Bu kelam belağatta son hadde ulaşmış, fesahatte zirveye yüksel- miştir. Zira belağat nüktelerinin en gariblerini ihtiva etmektedir. Arapların en veciz kelamına karşı bu ayet pek çok hususlarda üstündür. Onlar "Katil, katli daha fazla nefyeder" demişlerdi.

*Ayetin harfleri on tane olup onların sözü on dört harftir.

*Ayette gizli olarak takdir edilen bir sözcüğe ihtiyaç yoktur. Onların sözünde "terkinden" diye bir ilave gereklidir.

*Her kısasta hayat vardır, (Öldürme işini durdurur). Her öldür me işi, öldürmeleri nefyetmez belki çoğaltır.(Özellikle, zulmen olursa)

*Onların sözünde gerekli olmayan bir tekrar vardır.

*Kısastan maksat hayat kurtarmaktır. Onların öldürmesinde bu incelik olmayıp bizzat öldürmeyi teşvik etmektedir.

*Ayette iki zıt şey bir araya cem edilerek tıbak sanatı işlen- miştir.

*Kısas kelimesinin marife olarak getirilmesi onun meşru' bir hüküm olduğunu ifade etmekte, hayat kelimesinin nekre getiril mesi ona tazimi ifade etmektedir. Yani şu meşru' edilen kısas hük- münde sizin için çok büyük bir hayat vardır.

      Katilin kısas ile öldürüleceğini bilmesi onu öldürme işin den geri çekmektedir. Halbuki cahiliyye Arapları ellerinden gelse bir kişi için bir kabileyi bile yok etmeye çalışırlardı.

      İslam, kısası şer'i bir hüküm olarak tayin edince onda büyük bir hayat meydana gelmiş oldu. Kâtil olan, kısas edileceğini hatırla yınca öldürmekten vaz geçerek hem kendini ve hemde öldüreceği kişiyi sanki yeniden hayata döndürmüş gibi yeni bir hayat ortaya çıkmış olur.

Denildiki hayattan murad ahıret hayatıdır, zira kâtil dünyada bu sebeble kısas edilirse, ahırette bu suçtan dolayı sorumlu olma- yacaktır.

Bilki kısas, kasten kan dökmekten dolayı vacib olur. Öldürü- len kişi müslüman ve zimmi olması eşittir. İmamı A'zama göre yaralarda da kısas vardır, ancak yaradan dolayı kişi ölürse o zaman kendisi de öldürülür. Öldürme işinde öldürücü, kestirici bir alet gereklidir. Şayet yumrukla, sopayla, az bir şey vurmakla, boğ- makla ateşe yakmakla kişiyi öldürürse burda kısas vacib olmaz. Bir müslümanı müşrik zannederek kargaşalık anında öldürse kısas gerekli olmaz. Fidye ve kefaret verir.

يَا أُولِي اْلأَلْبَابِ (Ey akıl sahibleri.)  Ey kamil akıl sahibleri. İnsanlara kısastaki hikmetleri düşünüp teemmül etmelerini, bede- nin selametini ruhun muhafazasını elde etmelerini ikaz buyurdu.

لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ (Belki takva ehlinin amelini işlersiniz.) Veya kısastan korktuğunuz için öldürmekten sakınırsınız. Burası imam- lara, idarecilere ait bir hitap olup kısas hükmünü vermek, Allahın kanunlarını muhafaza etmek onlar tarafından mümkün olur.

Salı, 05 Mayıs 2009 19:44 tarihinde güncellendi

Sayfa 4 - 12

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.