.

.

Güncel Meseleler

E-posta Yazdır PDF

Hayrettin Karaman'a Cevaptır!

denizde_gunes.jpg<<Hayrettin Karaman KEY'le ilgili kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevapları köşesine taşıdı. İşte Karaman'ın  KEY değerlendirmesi:

KEY ödemeleri

Konut Edindirme Yardımı (KEY) ödemeleri yapıldığı için ilgililer bunu almanın caiz olup olmadığını soruyorlar.

KEY ödemelerine iki şekilde bakılabilir:

1. Devlet vatandaşından ödünç para almış (maaş ve ücretinden belli bir miktarını kesip başka yerlere harcamış) vatandaşa da “Ben senden şimdi şu kadar para kesip alıyorum, bunu ödünç olarak alıyorum, daha sonra fazlasıyla ödeyeceğim, maksadım da ileride senin konut sahibi olmanı sağlamak, bu konuda sana yardımcı olmaktır.” demiş.

Eğer KEY ödemelerine böyle bakılır, böyle değerlendirilirse devlet ile vatandaşı arasında faizli ödünç alma-verme işlemi gerçekleşmiş olur ve faiz alıp vermek de caiz olmaz.

2. Devlet çalışana maaş ve ücret verir, çalışmayan vatandaşlara da, muhtaç olduklarında çeşitli yardımlarda bulunur. Serbest çalışanlara, kamu yararı bakımından uygun gördüğü takdirde sermaye ve malzeme temin eder (teşvik), bunların bir kısmını bağışlar, bir kısmını biraz eksik olarak geri alır, bir kısmını da fazlasıyla tahsil eder.

Bütün bu işlemler yapılırken devlet tek taraflı karar verendir. Karşılıklı bir sözleşme (özel şahıslar arasındakine benzer bir akitleşme) yoktur. Devlet konut edindirme yardımı yapmaya –sözleşme gereği- mecbur değildir. Tek taraflı bir irade ile buna karar vermiş, yardımı da nasıl ve ne zaman yapacağını kendisi belirlemiştir. Peşin şu kadar, vadeli (birkaç yıl erteledikten sonra) şu kadar ödemesi, “parayı ödünç alıp faizi ile ödemesi” manasında ve hükmünde değildir. Devlet, ileride daha fazla ödemek şartıyla çalışanların maaş ve ücretlerinden kesinti yaptıktan sonra bu fazlayı (ödeyeceği ek miktarı), banka faizlerini esas alarak tespit etmiştir. Bu tespit usulü, ödediğinin faiz olması sonucunu doğurmaz.

Bu sebeple hem devletin teşvik kredilerini (yardımlarını) hem de konut edindirme yardımını almak caizdir. Ancak bunların, devlet tarafından belirlenen yerde ve şekilde (böyle bir belirleme, sınırlama varsa) kullanılması gereklidir.

Özet olarak KEY ödemelerini ben şöyle değerlendiriyorum:

Devlet vatandaşa, mesela 2005 yılında konut edindirme yardımı olarak bin lira verecek iken bunu ertelemiş ve 2008 yılında daha fazla vermiştir.>>

 Cevabımız:

 2. şıkkın izahında devletin tek taraflı olarak kendisinin karar ettiğini söylüyorsunuz, ama iş öyle değil. Bunu kesinti yaparken açıkladılar, bordosunda maaşının alırken itiraz etmeyen kişi de bu anlaşmayı kabullen miş olmuyormu? Anlaşmayı kabullenince otomatikman alacağı fazlalığa da razı olmuş oluyor. yani devlet vazgeçerse, ilerde paramızı fazlasıyla alırız düşüncesiyle vatandaş itiraz etmemiştir. 

Ayrıca  devletin geri verdiği paraların faiz şüphesiyle karıştığı kesindir, bu halde takva ehli bir müslümanın bundan sakınması lazım değil mi? haram helal ver Allahım, senin kulun yer Allahım dersek, o zaman helal ve temiz kazanç nerde kaldı?

Netice olarak -ben şöyle değerlendiriyorum- sözünüzü de uygun olmayan bir uslup ederek, fıkhi meseleleri  sen ben davası gibi göstermenizi red ediyoruz, din adına Allah adına konuşacaksak, Allahın razı olacağı şekilde söylenmesi ve hükmün muteber kitaplara dayandırılması gerekir, aksi takdirde sizin indi mütalaalarınızı ciddi müslümanlar kaale almıyor. Zaten en kati hususlar da bile  - mesela: İsa aleyhisselamın gökten inmesi meselesi-  kendi görüşünüzü, manevi tevatürle sabit olan bir meselede öne almanızla seviyenizi iyice anlamıştık. Şimdi aynı tavrınız devam etmekle, itibarınızı düşürmekte olduğunuzu unutmayın.

Ben böyle değerlendiriyorum derseniz, başkası da -ben de şöyle değerlendiriyorum- der ve iş çıkmaza girer. 

Edillemiz dört tanedir, Kitab, sünnet, icma ve kıyas. bunlara tabi olan başımızın tacıdır, değilse hiç kıymeti yoktur.

Takva sahibi kardeşlerimiz asıl paralarını alır, fazlasına dokunmazlar. Zira kitaplarımızın beyanına göre fazlası kendi hakkı değildir.

Cuma, 22 Ağustos 2008 00:43 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

KİLİSE YAPIMI !

ferman_1.jpgKİLİSE YAPIMI

Ebussuud Fetvalarından Kiliseler hakkında Bazı fetvaları Aktarmak İstiyoruz:

457. Mesele: Bir kilise, fethedildiği vakitte müslümanların mülkü olunca, daha sonra hıristiyanlar satın alıp geri kilise yapmaya kadir olurlarmı?

El- Cevap: Olmazlar, mümkün değildir.

458. Mesele: Zimminin biri, İstanbul sınırları dahilinde, müslümanın birinden satınaldığı metruk kilise mülkünü, yeniden kilise yapıp vakfiyye yazdırsa, bu kiliseyi hıristiyanların ibadeti için vakfettiğini yazdırsa, vakfın lazım geldiğine hükmedlise, bazı hakimler de bunu imza etseler, bu vakıf geçerli olurmu?


Perşembe, 21 Ağustos 2008 09:58 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Tevvessül Hakkında Ruhul Furkan Tefsiri

kpr_emin.jpg

 

Tevessül Hakkında Maide suresinin 35. ayeti,

“Ey İman edenler! Allah’tan korkun ve O’na vesile arayın.”

Ruhul Furkan Tefsiri 7. ciltte, ilgili malumatlar 60 sayfa kadar devam etmekterdir. Biz sadece bir bahsini zikredelim:

 


Çarşamba, 20 Ağustos 2008 16:20 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Berat Geceniz Mübarek Olsun!

berat_2007.jpgBerat Geceniz Mübarek Olsun!

Bu gece, Şaban ayının yarısna tesadüf eden 15. gece yani berat gecesidir. Bu gecenin fazileti ve önemi hakkında tefsirlerden aldığımız malumatı sizlere takdim ediyoruz:

Bu hususta alimlerin beyanettiğine göre Duhan suresinin 3. ve 4. ayetleri, Berat gecesi hakkındadır. Önce ayetlerin mealini ve sonra ilgili açıklamaları Kurtubi Tefsiri ve Tefsiri Kebirden nakledelim:

1. Ha, Mim.

2. Mubin kitaba yemin olsun ki;

3- Şüphesiz Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Muhakkak Biz kor­kutup uyaranlarız.

"Mübarek gece" kadir gecesidir. Şabanın onbeşinci gecesi olduğu da söylenmiştir. Bunun dört adı var­dır: Mübarek gece, beraat gecesi, sak gecesi ve kadir gecesi.

Yüce Allah'ın onu; "mübarek" olmakla nitelendirmesi bu gecede kulla­rının üzerine pekçok bereketler, hayırlar ve sevab indirmesinden dolayıdır.

Çarşamba, 20 Ağustos 2008 16:24 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Rabıtanın En Büyük ve İlk Delili!

10.jpgHilye-i Şerif

Hazret-i Ali (ALLAH ondan razı olsun),
Hazreti Peygamber (ALLAH'ın salât ve selamı Onun üzerine olsun)' i vasfettiği zaman, şöyle buyurdu:
Hazreti Peygamberin boyu ne çok kısa, ne de çok uzundu, orta boyluydu. Ne kıvırcık kısa ne düz uzun saçlı; saçı, kıvırcıkla düz arasında idi. Değirmi (yuvarlak) yüzlü, duru beyaz tenli, iri ve siyah gözlü, uzun kirpikliydi.
İri kemikli ve geniş omuzluydu. Göğsü, ortadan karnına kadar kılsızdı. İki avcu ve tabanları dolgundu. Yürüdüğü zaman, sanki yokuş aşağı iner gibi rahatlıkla ilerlerdi. Sağına ve soluna baktığında bütün vücuduyla dönerdi.
İki omuzu arasında "Nübüvvet Mührü" vardı. Bu Onun sonuncu peygamber oluşunun nişanesi idi.  O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak huylusu, en arkadaş canlısıydı. Kendilerini ansızın görenler Onun heybeti karşısında sarsıntı geçirirler, fakat üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, Onu herşeyden çok severlerdi.

Cuma, 15 Ağustos 2008 12:55 tarihinde güncellendi

Sayfa 10 - 12

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.