.

.

Mektubattan

E-posta Yazdır PDF

ALLAHA KAVUŞTURAN İKİ YOL

allah_c.c.jpg122. MEKTUBUN BAŞLIĞI VE KONUSU

Yüz yirmi ikinci mektub, Nur Muhammed et-Tehari’ye yazılmıştır.

Hak teala tarafına ulaştıran yolun, iki tane olduğunu beyan hakkın-dadır.

122. MEKTUBUN TERCÜMESİ

Bismillahirrahmanirrahim.

Allah’a hamd olsun, selam seçtiği kulları üzerine olsun.

Mevla teala’nın mukaddes tarafına ulaştıran yol iki tanedir. Bir yol, Nübüvvet yakınlığı ile alakalı yoldur. Sahibi üzerine salat ve tahyye olsun. Bu yol, aslın aslına ulaştırır. Bu yoldan asaletle vasıl olanlar, Nebiler –üzerlerine salat ve selam olsun- ve keremli ashablarıdır. Bununla, kendisi için bu yol irade edilen ümmetin diğer büyük velileri de şereflendirilir. Her ne kadar az iseler de; bilakis azın da azı.

Bu yolda aracı ve perde olan yoktur. Şu vasıl olanlardan her kim feyiz alırsa, bir kimsenin aracılığı olmaksızın asıldan alır. Biri diğerine engel olmaz.

Diğer bir yol, velayet yakınlığı ile alakalı olandır. Kutublar, evtad, budela, nüceba ve Allahu teala’nın umum velileri bu yoldan vasıllardır. Sülük yolu, bu yoldan ibarettir. Bilakis bilinen/meşhur cezbe de, buna dahildir. Bu yolda aracılık ve perde olmaklık vardır.

Bu yoldan ulaşanların muktedası/tabi oldukları, reisleri, şu büyük-lerin feyiz menbaı, Ali Murtaza kerremallahu vechehudur. Şu şanı yüce makam, onunla alakalıdır. Sanki Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in iki mübarek ayağı, Ali kerremallshu vechehu’nun başı üzerindedir. Hazreti Fatıma, Hazreti Hasan ve Hüseyin de, şu makamda O’nunla ortaktırlar.

Zannımca Ali kerremallahu vechehu, unsur hayatından sonra oılduğu gibi, unsur hayatı olmadan evvel de şu makamın dayanağı idi. Her kime şu yoldan feyiz ve hidayet ulaşırsa, O’nun aracılığı ile ulaşır. Zira O, şu yoldan en son noktadadır. Şu makamın merkezi, O’nunla alakalıdır.

Vaktaki Ali kerremallahu vechehu’nun devri tamam oldu, şu kadri büyük makamı, tertibleri üzere Haseneyn’e ısmarladı. (Allah hepsinden razı olsun.) İkisinden sonra, tertib ve tafsil üzere on iki imamdan her birine havale edildi. Her kime, şu büyüklerin asırlarında ve ahırete irtihallerinden sonra feyiz ve hidayet gelmişse, onların vasıtasıyla ve aracılığı ile ulaşır. Vaktin kutbu ve nücebası olsa da. Hepsinin sığınağı ve barınağı, şu büyükler oldu. Zira, etraf için mutlaka merkeze bitişmek lazımdır. Nöbet, Abdu-l Kâdir Geylani kuddise sırruhuya gelene kadar.

Nöbet ona gelince, zikredilen makam ona havale edildi. Şu merkezde,  zikredilen on iki imam ile, Şeyh Geylani kuddise sırruhu arasında başka biri müşehde edilmiyor. Bu yoldan feyizler ve bereketlerin, kutublardan, nücebadan olan her bir ferde gelmesi, onun şerefli aracılığı ile olduğu anlaşıldı. Zira şu merkez, ondan gayrısı için müyesser olmadı.

Şiir:

Evvelkilerin güneşleri battı, bizim güneşimiz,

Ebedidir, yüce ufuklarda, batmaz.

Güneşten murad, hidayet ve irşad feyizleridir. Batmasından murad, zikredilen feyizlerin olmamasıdır.

Evvelkilere bağlı olan muamele, mevcut olduktan sonra Şeyh Geyla-niye bağlanınca, kendisi rüşd ve hidayette vasıta olunca, nasıl ki evvelki-lerde de böyle idi, aracı/vasıta olma muamelesi baki oldukça, rüşd ve hidayet feyzi aynı şekilde onun vasıtasıyla vasıl olunca, şu şiiri söylemesi sahih oldu: ‘Evvelkilerin güneşleri battı, bizim güneşimiz, ebedidir.’

Eğer denilirse; bu hüküm ikinci bindeki müceddid ile bozulmuştur. Zira ikinci cildin mektubların birinde, ikinci bin müceddidinin manası hakkındaki mektuba şöyle bir ibare konmuştu: -şu müddet içinde ümmete feyiz nevilerinden ne ulaşırsa, ancak onun aracılığı ile ulaşır. İsterse bunlar o vakitteki aktab olsun veya evtad veya budela veya nüceba olsun.-

Derim ki, ikinci bin müceddidi, bu makamda hazreti Şeyh Abdul kadir Geylani’nin –kuddise sırruhu- makamına naibtir. Şu muamele, Hazreti Şeyh’ten naib olarak ona bağlanmıştır. Şöyle denildiği gibi, Ayın nuru, güneşten istifade iledir. Bunda bir sakınca yoktur.

Eğer denilirse; ikinci bin müceddinin manası, geride geçtiğine göre  müşkil olur. Zira İsa aleyhisselam, o müddet içinde inecek, Mehdi –üzerine Allah’ın rızası olsun- o müddette zahir olacak. Bu ikisinin muamelesi, feyzi başka birinin aracılığı ile almaktan yücedir.

Derim ki aracılık muamelesi, zikredilen iki yoldan ikincisine bağlıdır ki o da velayet yakınlığı yoludur. İlk yol ki, Nübüvvet yakınlığı yolu idi, onda aracılık muamelesi yoktur. O yoldan ulaşan herkes için, arada vasıta ve aracı yoktur. Bilakis  hiç kimsenin aracılığı olmadan feyizleri ve bereketleri alır. Aracılık ve vasıtalık diğer (ikinci) yoldadır. Bu Nübüvvet makamının muamelesi, diğerinden ayrıdır. Geride geçtiği gibi.

İsa aleyhis-selam ve Mehdi aleyhirrıdvan, ilk yoldan vasılardırlar. Şeyhayn de ilk yoldan vasıl oldukları gibi, sallallahu aleyhi ve sellem’in zımmında vasıldırlar, derecelerinin farklılığı üzere onlar için, bunda hususi şan vardır.

Tenbih:

Bilmek gerekir ki, velayet yakınlığı yolundan bir şahsın, Nübüvvet yakınlığına ulaşması sahihtir. Her iki muamelede ortak olur. Nebilere tabi olması ile bundan bir mahalle verilir. Her iki tarafın muamelesi de ona bağlı yapılır.

Şiir:

Allah’a zor değil,

Alemi bir kişide toplaması.

“Bu, Allah’ın fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah büyük fazıl sahibidir. İzzet sahibi Rabbin, vasfettikleri şeyden çok yücedir/mü-nezzehtir. Selam resuller üzerine olsun. Alemlerin Rabbına hamd olsun.”

  Resullerin Efendisi Muhammed üzerine Allahın salatı olsun, âlinin ve ashabının tamamı üzerine de.

Salı, 04 Ağustos 2009 08:04 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

RİSALE-İ KUDSİYYE TERCÜMESİ

 

efendi_1.jpgTASAVVUF / KUDSİYYE TERCÜMESİ

Büyük Şeyh Efendi Mustafa İsmet Garibullah k.s. çok tenbihatta bulunmaktadır.

Bu günkü  tenbihi ise şudur.  

بُو قَلْب مِرْاَتْ كِبِيدِرْ عِكْس اِيدَرْ حَالْ  Bu kalb mirat gibidir aks eder hal.

Bu kalb ayna gibidir, hal akseder. Bu kalb ne bakımından ayna gibidir? Hal aksetme bakımından. Her insanın kalbi aynadır. Aynanın yüzü eğer masiva çalısından, tozundan pak olursa nereye yönelirse onun hükmüne girer. Kalb bütün dertlerden, kasavetten kurtulup Mevla’nın bir dostuna çevrilirse, o dostta ne varsa hepsini alır. Bir müridin kalbi mürşidin kalbinin karşısına gelirse, mürşidin bütün kemalatını çeker. Onun için rabıta en yakın vesiledir. Bunu bırakmamalı, bunu iyi anlamalı. Geçen haftada bu rabıtadan epey söylendi ve çok söylenmesi lazım gelen bir şeydir. Rabıta mürid ile mürşid arasında manevi bir yoldur. O yol mürşidin kemalatını müride ulaştırıyor. Kendi başına ne kadar çalışsan bir şey koparamıyorsun, ama rabıta vasıtasıyla mürşidde ne varsa ona yönelmekle aks ediyor. Bu kalb ayna gibidir. Mürşide çevirirsen, onda ne kadar kemalat varsa sana gelir. Eğer bir aynanın karşısına çiçek, ağaç, dağ, taş, güneş  v.s. herne tutsanız aynaya aks eder.

  

كُوكُلْ ؤِيرْ اَكْمَلَه عَكْس اِيدَه اَحْوَالْ Gönül ver ekmele aks ede ahval.

Ekmel mürşide (en kâmil mürşide) gönül verki, ondaki haller sana akseder. O mürşiddeki huzular, huşular, inabeler, zühtler, takvalar, güzel ahlaklar, huzurlar v.s. ne varsa sana akseder.

 Ekmel: Çalışa çalışa en ziyade kâmil olmuş, tamamlanmış. O mürşidin içi dışı sana aks ede. Yalnız  mürşidi hatırlarken, bu zat benim Allah’ımın aynasıdır, diye itikad etmen lazım, yoksa olmaz. Ebu Bekir Sıddık bir gün Resulullahın s.a.v huzuruna geldi. Yâ Resulullah senin cemâlin benim kalbimin gözünden gitmiyor. Kalbimin yüzü sana bakıyor, helada bile seni hatırlıyorum, unutamıyorum. Resulullah onun bu halini tasdik etti. İşte asıl rabıta budur.

 Ebu Bekir Sıddık Resulullah’a, kalbini Allah’ın en büyük Peygamberi olduğuna inanarak çevirdi. Onun için de Peygamberlerden sonra en büyük insan oldu.

 Ebu Cehil ise, Resulullah’a kalbini inanmayarak çevirdi. O da en büyük düşman oldu. Bir beyitte deniliyorki.

 Çeşmi Ahmed ber Ebu Bekir zede. O zi yek tasdik, Sıddık amede.

‘Ahmedin (Resulullah Sallallahu aleyhi vesellem) gözü, Ebu Bekir üzerine vurdu, Ebu Bekir’den bir tasdikle beraber Sıddık meydana geldi.’

İmamı Rabbani Hazretleride buyuruyorki:

‘Bâ keriman kâriha düşvar nist’ ‘Keremli olanla iş güç değildir’

Resulullah Efendimizin azatlısı Sevban (Radıyellahu anh) vardı. O Resulullah’a karşı çok muhabbetli olup onsuz hiç duramazdı. Bir gün rengi değişmiş ve yüzünde üzüntü eseri belir-gin olduğu halde Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)in huzuruna geldiğinde Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem ) ona;    

ماغَيَّرَ لَوْنُكَ ‘Senin rengini ne değiştirdi?’

diye sordu.  Oda Yâ Resulullah! (Sallallahu aleyhi vesellem), bende hiç bir hastalık ve ağrı yok, ancak seni görmediğim zaman tekrar sana kavuşuncaya kadar çok sıkıntı çekiyorum, sonra ahireti düşündüğümde seni hiç göremeyeceğimden korkuyorum. Çünkü sen Peygam-berlerin makamına yükseltileceksin, ben ise cennete girsem de senin makamından daha aşağı bir mertebede olacağım. Cennete giremezsem o vakit seni ebedi göremeyeceğim’ diye söyledi.

 İşte ilerde rabıta böyle olmalı. Öbürleri yapmacık ama o da lazım. Çünkü ilerde o yapma-cıklar hakikata döner.

التَّحْقِيقِ التَّقْلِيدُ بَابُ “Taklid; hakikatın kapısıdır.”

الرِّيَاءُ بَابُ اْلاِخْلاَصِ “Riya ihlasın kapısıdır.”

 Yarabbi, sen bizim gözümüzü aç bu nimetleri kaçırmaktan muhafaza et. Büyük pirânları-mızdan (Aliyy-ul Râmiteni Kuddise sırrıhu) birine bir misafir geldi. Ona ikram etmek için yemek temin edememiş. Olur ya ev hali, bazı olur bazı olmaz. Şeyh Efendi bu halde iken komşulardan bir delikanlı elinde bir tas çorba getirmiş. Üstadım, bu hediye olacak gibi değil ama siz kabul edin. Aman oğlum getir benim misafirim var. Şeyh Efendi ikram edip işini  bitirdikten sonra delikanlıya dedi ki: ‘Aman oğlum çok makbule geçti. Ne istersen benden iste verilecek’ Genç de; Senin gibi olmak istiyorum dedi. Oğlum bunu isteme buna tahammül edemezsin. Ne olur? Ölürsün. Genç de; Sizin gibi olayımda öleyim dedi. O manevi yük ona binince tahammül edemedi yatağa düşdü, 40 gün sonrada vefat etti. Genç’in dediği oldu. Allah herşeye kadir. Şimdi siz dersiniz ki: Biz bu kadar zaman rabıta ediyoruzda bir şey olmuyor. Rabıta ettikçe sana yavaş yavaş akıtılıyorlar. Birden o feyizi akıtsalar ölürsün. Lazımsın, hemen ölmek mi lazım.

Daha önce sizden birinize İstanbulu versem çarşaf giyemezdiniz. Ama şimdi İstanbulu versem çarşafı çıkarmazsınız. Nerden geldi bu hal? Rabıtadan. Hacı Dursun Efendi Hocam derdi ki; Siz dersiniz ki bunca zaman rabıta ediyoruz da birşey olmu yor. Halbuki oldu. Namahreme bakmaya korkuyorsunuz, haramlardan korkuyorsunuz, çalgı dinlemek, Tv ye bakmak istemiyorsunuz. İbadeti seviyorsunuz, beşbin Allah demeyi seviyorsunuz. Bunların hepsi rabıtadandır. Rabıta ettiğin müddetçe, mürşidinin halleri (huşusu, huzusu, zühdü, takvası, ahlakı, v.s.) ve mürşidin kalbindeki nur senin kalbine aksediyor. O gelen nur, yığıla yığıla senin kalbin nur yığını oluyor. İşte Allah’tan gelen o nur, Mevla’ya bakar. İmanın hakikatı olur. Mürşid yavaş yavaş seni yetiştiriyor. Siz ise hemen taneyi koydunuz toprağa bitsin istiyoruz, ama hemen bitmiyor. Bak kaç ay Allah onu toprakta durduruyor. Yağmur yağıyor nemleniyor, ondan sonra iğne gibi bem-beyaz bir filiz çıkıyor.

 

كُونُلْدَه طُورْ هَمَانْ حَقَّه كِيدَه لِمْ   جَمَالِ بَا كَمَالَه سَيْر اِيدَه لِمْ

Gönülde dur hemen Hakka gidelim.  Cemâli ba kemala seyr edelim.

İşte devam eden mahrum olmamıştır. Devam etmeyen havadan kuş tutsa bir şey olmaz. Hiç bir gün yemek yemeden durmazsın. Onun için hiç bir günde dersi yapmadan durmamalı. İşrak, kuşluk, evvabin, kabir nur, ve gece namazı seni yetiştiriyor.

Salı, 04 Ağustos 2009 08:02 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Allahın Ahlakı???

altn_mahfz.jpg

 

Bilki velayette Allahın ahlakı ile ahlaklanmak, yani velayete dahil olan (ahlak), veliler için, vacib tealanın sıfatları ile uygun sıfatların hasıl olmasıdır. Lakin bu uygunluk isim de ve umumi sıfatlarda ortaklık olur, has olan manalarda değil. Zira bu, imkansız olup hakikatlerin alt üst olmasını gerektirir.

Hoca Muhammed Parisa kuddise sırruhu “Tahkikat” isimli eserinde, Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak makamının beyanında şöyle der:

Diğer bir sıfat, El-Melik. Melik’in manası, herkes üzerine tasarruf etmesidir. Salik, kendi nefsi üzerinde tasarruf edici ise, nefsini kahretmeye kâdir ise ve tasarrufu da kalblere nufuz edici ise, (bu durumda) bu sıfatla muttasıf olur.

Diğer bir sıfat, Es-Semîu. Muhakkak salikin Hak’kın kelamını işit-mesi, zorlamadan herkesten onu kabul etmesi, ruhunun kulağı ile gaybi esrarı ve şüphesiz hakikatleri işitmesi olunca, (bu durum) şu sıfatla vasıf-lanmış olur.

Diğer bir sıfat, el Basîr. Tarikat yolcusunun basiret bakışı açılıp, firaset nuruyla kendinin bütün ayıplarını görürse, başkalarının kemalini müşahede ederse, yani herkesin kendinden faziletli olduğuna itikad ederse, nazarında Hak subhanehu (kendine) nazar eder ve (kendini) görür olursa; şöyle ki her ne şeyi yaparsa, onu Hak subhanehu’nunu kabulü üzere yaparsa, (bu durumda) şu sıfatla vasıflanmış olur.

Diğer bir sıfat, el Muhyi. Eğer tarikat yolcusu, terk edilen sünnetleri ihya etmekle kaim ise, şu sıfatla muttasıf olur.

Diğer bir sıfat, el Mümît. Eğer salik, sünnet yerine kullanılan bid’atleri men ederse, şu sıfatla mevsuf olmuş olur. Diğer sıfatlar da bu kıyas üzerinedir.

Avamın, Allahın ahlakı ile ahlaklanmaktan anladığı şey başka bir şeydir. Şüphesiz, dalalet çöllerine düşerler ve zannederler ki veli için, mutlaka ölü cesetleri diriltmek lazımdır, onun için ekseri gaybi şeyler açığa çıkmıştır ve buna benzer hususlar. Gördüğün gibi bunlar fasit zanlar-dandır.   “Muhakkak  zannın bazısı günahtır.”

Ayrıca harika haller sadece öldürmek ve diriltmeye ait değildir. Zira ilhami ilimler ve marifetler büyük ayetlerdendir, en yüksek harikalardan-dır. Bu sebeble muciz olan büyük Kur’an, diğer mucizelerden daha kuv-vetli ve bakidir.

Çarşamba, 24 Haziran 2009 04:38 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

239. MEKTUBTAN.... YARDIM HAKKINDA....

allah_c.c.jpgALLAH DOSTLARINDAN İMDAT...
Mebde' ve Maad Risalesinin 'Ruhtan kazanılan cesed' şeklinde yazılan ibaresinden sordun; ey evlad! Cisimler ile münasebeti olan fiillere ruhun mübaşereti ancak şu ruh tarafından kazanılan cesed vasıtasıyla olur. Büyüklerin (Allah dostları) ruhaniyyetinden sadır olan imdatlar da bu kabildendir. Bunlar cisimlere münasib olup düşmanları helak etmek, dostlara yardım etmek şeklinde değişik vecihlerle hasıl olur.>>>

Salı, 23 Haziran 2009 10:49 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

ALLAHU TEALANIN GÖRÜLMESİ

    allah_yazs.jpg MEVLA TEALA YI AHIRETTE GÖRMEK  / 3. CİLT - 79. MEKTUBTAN

Ahıret görmesine iman gerekir, keyfiyyeti ve şekli ile meşgul olmak-sızın. Ahıret halkının ve vucudlarının, dünya halkı ve vucudları ile asla bir münasebeti yok ki, birinin hükümlerini diğerine kıyas edelim. Ordaki göz, burdaki gibi değil. Ordaki anlayış ve idrak, burdaki anlayış ve idrakin gayrısıdır. Oranın devam ve ebediyyeti vardır, burası için yokluk ve helak vardır. Orasının son derece temizliği ve tam bir letafeti vardır. Burası için son derece habaset ve nihayet derecede kesafet/sertlik vardır. Şeyh kuddise sırruhu, Hak celle celâluhu için ilmin haricinde bir zuhuru isbat etmez. Tecelliler ve mazharların ötesinde şuhuda, müşahedeye ve görmeye cevaz vermez.

Sadık Haberci Sallallahu aleyhi ve sellem, ahıret görmesini, Bedir gecesinde ayı görmeye benzetmiştir. Onda asla bir kapalılık bırakma-mıştır. Zılli görmek, tas içinde ayı görmek gibidir. Yüce fıtrat sahibleri, bunu kabul etmezler.

Eğer denilirse, Şeyh Muhyiddin A’rabi kuddise sırruhu der ki, ahıret-teki görme latif bir surette ve cem eden misali bir şekilde olacaktır. Bu meselede senin itikadın nedir?

Derim ki, şu zikredilen cem eden suret, Hak subhanehu’yu görmek değildir. Belki Hak subhanehu’nun kemalatlarının mazharlarından bir mazharın görülmesidir ki, misal aleminde hasıl olur.

Şiir:

Mü’minler O’nu keyfiyetsiz görürler,

İdraksiz, misalden bir nevisiz.

Hak subhanehu’yu suretle görmeye hükmetmek, hakikatte Hak subhanehu’yu görmeyi nefyetmektir. Ayrıca, misal aleminde hasıl olan suret, her ne kadar cem edici ise de, misal aleminin miktarınca olur. Misal alemi için genişlik olsa da, lakin o da, Allahu teâlâ’nın yarattığı alemle-rinden biridir. Cem eden suret için orda, Vacib telanın kemalatlarını cem etmeye nasıl imkan olsun da, hepsini kuşatıp/zabdederek şu mukaddes mertebe için ayna olsun; onun görülmesi de Mevla teala’yı görmek olsun.

 

Salı, 23 Haziran 2009 10:52 tarihinde güncellendi

Sayfa 3 - 9

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.