.

.

Diyaloğa

E-posta Yazdır PDF

Hakiki dost ......

 

kitap25.jpgAli İmran Suresi 118- 120. Ayetlerin Tefsiri:

118- Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.

119- İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, kitabın tümüne inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıkların da "İnandık" derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: Kininizden (kahrolup) ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir.

120- Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لاَ يَأْلُونَكُمْ خَبَالاً وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ اْلآيَاتِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ 118 هَاأَنتُمْ أُولاَءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلاَ يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّهِ وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوا آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ اْلأَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْ إِنَّ اللهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ 119 إِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لاَ يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا إِنَّ اللهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ 120

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا بِطَانَةً (Ey iman edenler! Dost edinmeyin.) Bitane: kişinin dost ve sırdaş edindiği halis arkadaşıdır. Elbisenin astarından alınan bir tabirdir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ensar şiardır. İnsanlar disardır” Şiar: Alta giyilen iç çamaşırıdır. Disar: üzerine giyilen diğer şeylerdir. Bununla ensarı kiramın, insanlardan daha çok kendisine yakın olduğunu bildirmektedir.

مِنْ دُونِكُمْ (Sizi bırakıp) Müslümanları bırakıp. Edindiğiniz dost, müslümandan başkası olmasın.

لاَ يَأْلُونَكُمْ خَبَالاً (Size fesadı noksan etmezler.) Size fesatta noksanlık etmeyenleri kendinize dost edinmeyin.

وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ (Sizin meşakkatinizi sevdiler.) Sizin sıkıntınızı temenni ettiler.

Anet: şiddetli zarar ve meşakkattir. Sizin dünya ve ahıret işlerinizde son derece sıkıntınızı temenni ettiler.

قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ (Muhakkak, ağızlarından buuz ortaya çıktı.) Sözlerinden. Zira onlar, müslümanlara olan buuzlarından dolayı ağızlarından çıkana sahip olamazlar.

وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ (Göğüslerinde gizledikleri, daha büyüktür.) İçlerinde bulu nan kin daha fazladır.

قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ اْلآيَاتِ (Muhakkak sizin için ayetleri açıkladık.) İslamda samimi olmayı gerektiren, müslümanlarla dostluğu gerektiren ve düşmanlarla düşmanlığı gerektiren ayetler.

إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ (Eğer akleder olduysanız.) Size beyan edilenleri düşünürseniz. Burda geçen dört cümle, kafirlerle dostluğun yasaklanmasının illetini beyan etmektedir. Zira size karşı fesatta kusur etmezler, sizin için şiddetli zararı temenni ederler, ağızlarından buuz ve öfke dökülür ve içlerinde gizledikleri düşmanlık daha büyüktür. Bütün bu ifadeler onlarla dost olmamayı ve Allahın düşmanlarına düşman olmayı gerektirmektedir.

هَاأَنتُمْ أُولاَءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلاَ يُحِبُّونَكُمْ (Sizler şu kişilersiniz ki onları seversiniz, halbuki onlar sizi sevmezler.) Sizler ehli kitabın münafıklarına dostluk eden şu hatakar kimselersiniz. Zira size buuz eden bir kavmi seversiniz.

وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّهِ (Siz, kitabın tamamına iman edersiniz.) Siz kitabın tamamına iman etmenizle birlikte onlar size buuz eder. Sizin, onları sevmenizdeki haliniz nicedir. Çünkü onlar sizin kitabınızdan bir şeye iman etmezler.

وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوا آمَنَّا (Size kavuştukları vakitte, inandık derler.) Alay ve nifak için.

وَإِذَا خَلَوْا (Tenhada kaldıklarında.) Sizden ayrılıp kendi adamları ile buluşunca, size yaptıkları alay ve buuzu onlara anlatarak zevklenirler. Küfürlerine küfür katıp öfke ile parmaklarını ısırırlar.

عَضُّوا عَلَيْكُمُ اْلأَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ (Öfkeden dolayı sizin üzerinize, parmak uçlarını ısırırlar.) Öfke sebebiyle teessüfle ve hasretle parmaklarını ısırırlar. Şifa bulmaya yol alamazlar.

قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْ (Deki: öfkenizden geberin.) Öfkelerinin devamı ile bedduadır. İslamın kuvvet bulmasıyla onların devamlı öfkelerinin artacağını bildirmektedir. Öyleki neticede bu öfke ile helak olacaklardır.

إِنَّ اللهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ (Muhakkak Allah, gögüslerde olanı bilicidir.) O, münafık ların kalblerindeki öfke ve buuzu bilir. Onların gizledikleri öfke ve buuzu sana haber vermemden şaşma! Zira ben onların kalblerindekini de, henüz hatırlarına getirmedikleri şeyleride bilirim.

إِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا (Eğer size bir hayır değerse  onları üzer. Eğer bir şer size dokunursa onunla sevinirler.) Düşmanlıklarının son derece hasede vardığını beyan etmektedir.

وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا (Eğer sabreder ve takva üzere olursanız.) Dinin tekliflerine zorluklarına sabrederek haramlardan  sakınarak takva üzere olursanız.

لاَ يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا (Onların hilesi size şeycik zarar vermez.) Allahın fazlı ile. Zira Allah sabredenlerle ve takva sahibleri ile birliktedir. Burası din ve dünya işlerinde Allahtan yardım talep etmeyi öğretmektedir. Sabır ve takva güzel ahlakların en faziletlileridir.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: imanın en faziletlisi sabır ve cömertliktir. Yine buyurdu: Allahtan sakınmak (takva üzere olmak) her hikmetin başıdır. Allahu Teala buyurdu “Her kime hikmet verilirse, muhakkak bol hayra verildi” bu vera’dır.

إِنَّ اللهَ بِمَا يَعْمَلُونَ (Muhakkak Allah, yaptıklarınızı) Sabır, takva ve diğerlerinden olan şeyleri.

مُحِيطٌ (Kuşatıcıdır.) Bilir. Sabır ve takva ehlinin amelinden hiçbir şey onun katında zayi olmaz. Size düşmanlık edenleri bilir ve ona göre ceza verir.

 

(Bahrul Ulum tefsirinden….)

 

 

Pazar, 22 Şubat 2009 11:08 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Ali İmran Suresi 113- 115. Ayetlerin Tefsiri:

kuran_yaz.jpg

 

Ayetlerin mealleri:

113- Hepsi bir değildir; ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki, gece saatlerinde secdeye kapanarak Allah'ın âyetlerini okurlar.

114- Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere ko şuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır.

115- Onların yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takvâ sahiplerini çok iyi bilir.

Ali İmran Suresi 113- 115. Ayetlerin Tefsiri:

لَيْسُوا سَوَاءً (Eşit değillerdir.) Ehli kitap aralarında eşit seviyede değildir.

مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ أُمَّةٌ قَآئِمَةٌ (Ehli kitaptan kaim olan bir cemaat vardır.) Eşit olmadıklarını beyan etmektedir. İstikamet üzere olan, adaletli bir cemaat vardır. Bunlar müslüman olmuşlardır. Abdullah ibni Selam gibileri.

يَتْلُونَ آيَاتِ اللهِ آنَاءَ اللَّيْلِ وَهُمْ يَسْجُدُونَ (Allahın ayetlerini gece nin saatlerinde okurlar, secde ederler.) Teheccüd namazında Kur’an okurlar, secde ederler. Namazın temeli olan secde ile onları vasıfladı, zira taatın en güzel hali secdedir. Onların namazlarında secde olmadığından secde ile kılınan müslümanların namazı olduğunu ifade etti.

يُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلآخِرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ

(Allaha ve ahıret gününe iman ederler, iyi likle emreder, kötülükten nehyederler. Hayırlara sür’at eder- ler.) Yahudilerde olmayan sıfatlarla bunları medh etti. Zira yahudiler gece ibadeti yapmazlar, Allaha şirk koşarlar.

وَأُولَئِكَ مِنَ الصَّالِحِينَ (İşte bunlar salihlerdendir.) Şu sıfatta kiler salihlerdendir. Onlar Allah indinde halleri salih olanlardır. Onun tarafından rıza ve senayı hak ettiler.

وَمَا يَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ يُكْفَرُوهُ (Hayırdan hangi şeyi yaparlar sa, asla ondan mahrum olunmazlar.) Asla sevabı zayi olmaz, noklanlaşmaz.

وَاللهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ (Allah, takva sahiblerini bilicidir.) Takva ları üzere sevaplanacaklarını müjdelemektedir. Feyze nail olanlar ancak takva sahibleri olup takva, bütün hayırların başlangıcıdır.

Pazar, 22 Şubat 2009 09:40 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

DİYALOGÇU VATİKANIN GİZLİ HEDEFLERİ

Dinler arası diyalog`un amacı nedir?

Diyalog meselesinde sadece bizim itiraz ettiğimiz iddia eden kardeşlere, islam dünyasından mütefekkirlerin uaptığı araştırma ve düşüncelerini aktarıyoruz. Diyalogun hedefleri ve zararlarını merak ederseniz buyrun okuyun....

Dinler Arası Diyalog Vatikan"ın İslamSekülerleştirmek İçin Başvurduğu Bir Oyundur

*Mısırlı gazeteci-yazar / Muhammed Cemal Arafe*

Belki bazıları şu anki Vatikan Papası ve yardımcılarının ne yapmak istediklerini tam anlamıyor olabilirler. Papalık koltuğuna oturduğu günden beri İslam"a saldırıp, onunla terör arasında bağ kuran, Kuran"ı "akıl dışı" olarak niteleyip onunla şiddet arasında bağ kuran Papa, 2006 Eylül ayında bir Alman Üniversitesinde yaptığı İslam"a yönelik hakaretlerle dolu ünlü konuşmasından dolayı özür dilemeyi hala reddetmektedir.

Şimdi bu adam İslam ile olan savaşında bir sıçrama daha yapmaktadır. Fakat bu sefer yumuşak ipek avuçlarını kullanarak! Vatikan Dış İlişkiler sorumlusunun açıklamalarından öğrendiğimize göre, dinler arası diyalog vesile edilerek İslam ve Müslümanlar sekülerleştirilmek, İslam"ın devlet ile olan bağı koparılmak istenmektedir!

2007 Ekim ayının ilk günlerinde, Vatikan"dan yapılan dinler arasında daha derin bir diyalog sürecinin başlama ihtiyacına yönelik açıklamalar, bunun Papa"nın İslam"a yönelik hakaretlerinden kapalı ve dolaylı bir özür olduğu şeklinde algılamalara neden oldu. Bunun üzerine Müslüman âlim ve aydınlardan 138 kişinin imzasıyla dünyadaki başta Vatikan papalık makamı olmak üzere tüm Hıristiyan din önderlerine hitaben, İslam ve Hıristiyanlık arasında karşılıklı anlayışın artırılmasına yönelik açık bir mektup yayınlandı.

Muhtelif İslam mezheplerinden âlimlerle beraber, bazı bakan ve üniversite hocalarının da imzaladıkları bu açık mektupta şöyle denilmekteydi: "Dünya barışının sağlanması, tek bir Allaha inanan ve Allah"ın diğer peygamberlere gönderilen vahyinin aynısının, Müslümanların peygamberi Muhammed"e de indirdiğini kabul eden Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında daha iyi bir diyalog köprüsünün kurulmasına bağlıdır."

Geçen 29 Kasım"da yani sözkonusu diyalog davetinden bir buçuk ay sonra Vatikan Devleti Genel Sekreteri buna cevap vererek, iki tarafın katılacağı daha büyük bir buluşmaya hazırlık yapmak üzere bu metni imzalayan küçük bir grubu kendisiyle görüşmek üzere Vatikan"a davet etti. Aralık ayında imzacı gruptan beş kişilik bir heyet, Vatikan"ı ziyaret ederek başkanlığını Fransız Kardinal Jean Louis Tauran"ın yaptığı Vatikan Dinler arası Diyalog Komisyonu ile sözünü ettikleri bu "tarihi" zirveye hazırlık amacıyla bir toplantı yaptılar.

Sonra Katolik Kilisesi bahar ayları içinde Roma"da kilise temsilcileri ile Müslüman din adamlarının katılacakları bir toplantı düzenleyeceğini açıkladı. İslam ve Hıristiyan din adamları arasında diyalog köprüsü kurmayı amaçlayan bu buluşmanın "tarihi" nitelikte olacağı bildirildi.

İSLAM"I SEKÜLERLEŞTİRME ÇABASI

Analizciler, Vatikan"ın bu toplantılardan amacının, Papa"nın İslam ile şiddeti özdeştiren meşhur konuşmasından sonra, İslam Dünyası ile gerilen ilişkilerini düzeltmeye yönelik bir girişim olduğunu ifade etmektedirler. Zaten Vatikan Dinler arası Diyalog Komisyonu başkanı Kardinal Tauran"ın, bu buluşmada gündeme getirilecek tartışma konularıyla ilgili açıklamaları da bunu doğrular niteliktedir. Zaten Kardinal"in bizzat kendisi Vatikan"da İslam"a karşı tıpkı Papa gibi şahinler cephesindendir. Vatikan"ın resmi internet sitelerinin ve İtalyan gazetelerinin, Onun yapılması planlanan söz konusu diyalog toplantısı ile ilgili düşünceleriyle ilgili açıklamalarını yayınlamasıyla, Kilisenin bu toplantı ile neyi amaçladığı da açıklığa kavuşmuş oldu. Örneğin Ocak 2008"de İtalyan "Romano" gazetesine yaptığı açıklamada kongrenin çalışma programının üç ana konuyu kapsadığını ifade etti: İnsanların bireysel kimliğe saygı, diyalog çalışmalarının iki din müntesipleri arasında karşılıklı saygı çerçevesi içinde yürütülmesi ve gençler arasında hoşgörü kültürünün yayılması.

Daha sonra kilise siteleri toplantıda ele alınacak konulara şunların da eklendiğini duyurdular: Terör sorunu, İslam dünyasında demokrasi sorunu (Görüldüğü üzere her durumda terörle İslam arasında bir bağ kurma çabası var&) ve bazı İslam ülkelerinde Hıristiyan azınlıklara ve Hıristiyan inancını (mürted) benimseyen kimselere karşı uygulanan baskılar&

MESELENİN ÖZÜ

Asıl meseleye gelince; Kardinal Tauran"ın geçen Şubat ayının 22"sinde İtalyan "Zinit" gazetesine verdiği beyanata göre bu kongreden asıl amaçlarının Müslümanları, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması yani dinin sekülerleştirilmesi ve onlar nasıl Batı ülkelerince mescitler inşa ediyorlarsa, bizim de ( başta Suudi Arabistan olmak üzere) onların ülkelerinde kilise inşa etme hakkımızın sağlanması düşüncesine ikna etmektir!

Daha önce İslam ve Kur"an"ı ağır bir şekilde eleştirip onu akıl dışı olmakla suçlanış olan bu bağnaz Kardinal Jean Louis Tauran 30 Kasım 2007 tarihinde İtalyan "Efniri" gazetesine yaptığı açıklamada şöyle demişti: " Müslümanların artık hiçbir kimseyi bir dinin gereklerini yerine getirmeye zorlamama veya bundan mahrum bırakmama ve bir taraf için mübah olan şeyin karşı taraf için de mübah olacağı ilkelerini keşfetmeleri gerekmektedir. Bu ilkeden hareketle nasıl ki Müslümanların Roma"da büyük ve güzel bir Camileri var ise, Hıristiyanların da Riyad"da böyle bir kiliseye sahip olmaları normal ve hatta zaruri sayılmalıdır!" Kardinal açıklamalarına şöyle devam etmektedir: "Kuran"ı Allah"ın birebir kelamı olduğuna inanmaları ve bunu tartışmaya açmaktan kaçınmaları nedeniyle Müslümanlarla gerçek anlamda bir diyalog mümkün değildir!

İSLAM DÜNYASINDA KİLİSELER

Kardinal Tauran bu görüşünü günlük Fransız Katolik gazetesi "La Karva" ya yaptığı açıklamalarda da gündeme getirmiştir: Açıklamalarında öncelikle sanki bunu en çok isteyen taraf Kilise değilmişçesine bazı Müslümanların diyalog çağrılarından olumlu bir gelişme olarak övgüyle bahsettikten sonra sözlerini şöyle sürdürmüştür: " 138 Müslüman din adamının çağrısı ile yapılacak bu diyalog toplantısında, İslam Dünyasında kilise yapımına yönelik kısıtlamaların da gündeme getirilmesi gerekir Ancak Müslümanların Kuran"ı harfi harfine Allah tarafından yazdırıldığına dair dogmaları nedeniyle onlarla dinin yapısı üzerine derin bir diyalog yürütmek imkânsız gibidir. Şu gerçeği de göz ardı edemeyiz. Müslümanlar bizim ülkelerimizde diledikleri gibi camii ve mescitler inşa ederken, birçok İslam ülkesinde kilise yapımının önüne türlü engeller çıkarılmakta veya yasaklar getirilmektedir!"

Bu konuda yazdığı makaleler ile Vatikan"ın kötü niyetini açığa çıkaran AynuŞems Üniversitesi Fransız Uygarlığı hocası Dr. Zeyneb Abdulaziz şöyle demektedir: "Söz konusu diyaloga başkanlık edecek olan Kardinal Touran, mescide karşı kilise yaklaşımının Müslüman çoğunluğa sahip ülkeler ile yapılacak diplomatik görüşmeler ve bu ülkelerdeki Vatikan büyükelçiliklerinin çabalarıyla etkin bir şekilde gerçekleşebileceğine işaret etmektedir. Müslümanlarla diyalog ile PapalığınKatolik Kilisesinin aydınlanma çağının baskıları ile sonuna kadar yürümek zorunda kaldığı yola İslam"ı da çekmektir. Bir diğer amaç da, Papa"nın "Allah ve insan sevgisi" olarak sloganlaştırılan sözünün, bireylerin inanç özgürlüklerini tam olarak sağlayan bir prensip olarak herkesçe kabulünü sağlamaktır. Bunun için Kur"an"ın Allah tarafından indirilmiş bir vahiy olduğu hakikatinin tartışılmaya açarak, Hıristiyanlaştırma çabalarının önündeki en büyük engeli aşmak istiyorlar. gerçekleştirilmek istediği asıl büyük maksat,

İslam"a, aynen Hıristiyanlığın aydınlanma çağından itibaren değişim ve gelişime tabi kılınması gibi, geliştirilmeye muhtaç bir din nazarıyla bakmaktalar. İslam"ın onların arzuladıkları gibi bir değişim ve gelişim işlemine tabi tutmanın yolu da Müslümanların Kur`an tasavvurlarının bozulmasıyla mümkündür. Onun için çabalarını Kur`an"ın harfi harfine ilahi vahiy olup olmadığı noktasına odaklanmışlardır. Kendi anlayışlarına göre Müslümanları ehilleştirmek için, onların Kur`an"a bakışlarını değiştirmemeye, bireysel din özgürlüğü sloganı ile İslam"dan irtidat etmeyi (din değiştirmeyi) hoşgörü ile karşılamaya ve kilisenin yaptığı gibi din ile devlet işlerini birbirinden ayırmaya ikna etmek istiyorlar.

Bir başka deyimle maksat, Kur`an ayetlerinin değiştirilip, beşeri arzulara ram edilmelidir&

Onlara göre Müslümanların laikliğin doğru tanımını tüm yeryüzünü Hıristiyanlaştırmaya çalışan Vatikan"dan öğrenmesi, misyonerlik faaliyetlerine engel çıkarmaması, dinden dönmeleri meşru karşılaması ve açıkça Riyad"dan başlamak üzere Kutsal topraklarda (Suudi Arabistan) kilise yapımına izin verilmesi gerekir!"

EZHER"İN DİYALOĞU

Bu gelişmeler yaşanırken, adı geçen bu Kardinal "Jean Louis Tauran" başkanlığındaki bir Vatikan heyeti ile Ezher"in Dinler arası Diyalog Komisyonu arasında geçen Şubat ayının 25 ve 26. günleri içinde ansızın bir diyalog toplantısı düzenlendi& Oysaki el-Ezher, 2006 yılında şimdiki Papa"nın İslam"a yönelik saldırılarından sonra Vatikan ile yürüttüğü dinler arası diyalog çalışmalarını dondurduğunu açıklamıştı. Aynı şekilde Ezher"in altı kişilik dinler arası diyalog komisyonunun başkanı el-Ezher Şeyhi vekili Şeyh Ömer el-Deyb, her yıl Şubat ayında yapılan el-Ezher ve Vatikan arasında yapılan dinler arası diyalog toplantılarının Papa"nın açıkça özür dilemesine kadar iptal edildiğini açıklamıştı.

Tüm bu durdurma ve iptal açıklamalarına rağmen ne olduysa aniden, alelacele bir toplantı tertip edildi. El Ezher Şeyhi Dr. Muhammed Seyyid el-Tantavî yaptığı açıklamada " Vatikan Papasının İslam ve Hz. Peygamber (sav) hakkındaki bilgisizlikten kaynaklanan hatalı yorumları dinler arasındaki diyalogu durdurmayacaktır" diyerek diyalog çalışmalarının 2008 de tekrar başlamasını kabul ettiğini açıkladı!

Vatikan ve el-Ezher"in Diyalog Komisyonları açıkladıkları ortak toplantı sonuç bildirisinde; her iki tarafın da Hz. Peygamber"e hakaret içeren karikatürlerin çeşitli Batı ülkelerinin basın organlarında tekrar yayınlanmasını, İslam ve yüce peygamberine yönelik saldırıları ve genel olarak tüm dinlere karşı yapılan saldırıları kınamakla birlikte, sanki mesele kapanmış gibi Papa"nın İslam karşıtı çirkin sözlerinden özür anlamına gelebilecek hiçbir ifadeye yer verilmemiştir.

Bildiri de ayrıca tüm dinlere, inançlara, dini sembollere, kutsal kitaplara ve insanın mukaddes saydığı değerlere saygı çağrısı yinelenmiş, toplumların her kademesinde kutsal değerlere saygı kültürünün yerleştirilip güçlendirilmesi için din önderleri, aydınlar ve eğitimcilere büyük sorumluluklar düştüğü vurgulanmıştır.

Ezher ve Vatikan yaptıkları bu ortak bildirilerinde; "dünyadaki bütün yazılı, sözlü ve görsel medya organlarının sorumlularını, düşünce özgürlüğünün, dinlere ve dini değerlere hakaret vasıtası olarak kullanılmaması konusunda özen göstermeye davet ettiler."

Açıklamanın devamında "tüm medya organları aşırılıkların önlenmesi ve dini inancına bakılmaksızın insanlar arasında karşılıklı saygı anlayışını artırılması için olumlu rol oynamaya" davet edildi.

Diyalog grubunun üyeleri toplantı boyunca aralarında geçen tartışmalardan memnuniyetlerini ifade ederek, bunun iki taraf arasındaki diyalogun sürdürülmesini yararlı olacağını gösterdiğini iade ettiler. Açıklamanın sonuç kısmında özetle "tüm dinler ırk, renk, din ve inanç ayrımı yapmaksızın insan haysiyet ve onuruna saygı duyar; insanın canı, malı ve ırzına saldırıyı reddeder" denilmektedir. Bu bildiri her iki taraftan da toplantıya iştirak etmiş olan Diyalog Komisyonunun tüm üyeleri tarafından imza edilmiştir.

GİZLİ CELSELER

Bunlara rağmen birçok Müslüman âlim ve araştırmacı Vatikan"ın Müslümanlarla diyalogunda samimi ve ciddi olmadığı ve Katolik kilisesinin İslam"a karşı düşmanca tutum takınmasını gerekçe göstererek bu diyalog toplantılarını eleştirmektedirler. Müslüman âlimler bu konuda el-Ezher"in tertiplemiş olduğu son diyalog görüşmelerinin oturumlarının, benzer toplantıların aksine basından uzak tutularak ve adeta gizlice yürütüldüğüne dikkat çekmektedirler. Bu görüşmeleri yürüten Vatikan heyetinin başındaki şahıs olan Kardinal Touran"ın daha önce basına verdiği demeçlerde İslam"ı ve Kuran"ı tenkit ettiğini ve Kur"an"ı " akıldışı kitap" olarak nitelendirdiğini de unutmamak lazım.

Yukarıda geçen sonuç bildirisinin uzaktan yakından hiçbir şekilde Papa"nın hakaretlerine ve özür dilemesi konusuna değinilmemiş olması dikkatlerden kaçmamaktadır. Sanki diyalog görüşmeleri iki yıl boyunca sebepsiz kesilmiş gibi! Tabi ki aslında Vatikan - el Ezher Dinlerarası Diyalog Komisyonlarının tekrar toplanması, Papa"nın açıklamalarıyla sarsılan ilişkileri onarmak adına ve en başta bahsettiğimiz genel büyük diyalog konferansına hazırlık için Kilisenin bir amacı idi. Böylece en azından yapılması planlanan konferansın elEzher"in onayı ve kutsamasından geçtiği izlenimi de verilmiş olacaktır!

Dr. Zeyneb Abdulaziz"in " Ey Müslümanlar Uyanın!" adlı makalesinde ifade ettiği üzere burada şöyle bir plan işletilmektedir: "Vatikan"ın amacı tıpkı kendilerinin bir zamanlar aydınlanma döneminin baskıları ile Konsil kararları yoluyla Hıristiyanlığın yapısında yaptıkları bir takım reformların aynısının, Müslümanların İslam"a uygulamasını sağlamaktır. Böylece İslam dinini bir reform sürecinden geçirmeye çalışmaktır. Bu fikri, diyalog yoluyla Müslümanlara aşılamayı ümit ediyorlar. Böylece reformdan geçmiş İslam, çağın şartları ile daha uyumlu olacaktır!"

138 Müslüman şahsiyeti çağrısı ile yakında gerçekleşecek olan diyalogda Vatikan"ın Müslümanlardan beklentisi: " İslam"ı, kendi elleriyle bozmaları, Kur"an"da ki Mesih"in tanrılaştırılmasını ve Allah"a şirk koşulmasını yasaklayan ayetleri unutmaları, "terörün" kaynağının değiştirilmiş İslam olduğunu itiraf etmeleri ve Vatikan temsilcileri ile Amerikan yönetiminin daima İslam"a mal ettikleri "terör"ü

kınamalarıdır."

ALDATICI VE FAYDASIZ

Burada başka bir meseleye işaret etmek isteriz. Daha önce iki taraf arasındaki diyalogun dondurulması kararını destekleyen el-Ezher Diyalog Komisyonun bazı üyeleri, geçmişte yapılan bu tür toplantılardan hiçbir olumlu netice alınamadığını, bu toplantıların yarasız ve hatta çoğu zaman zararlı ve aldatıcı olduğunu söylemişlerdir. Bu görüşmeler Kilise açısından bazen misyoner teşkilatlarının önlerini açacak kazanımlara dönüştürülmüştür. Yine bu üyelerin açıkladıklarına göre, diyalogun yolu ve yöntemi konusunda da bir boşluk yaşanmaktaydı. Bu toplantılar çoğu kez bir hazırlık yapılmadan, bir amaç belirlenmeden düzenlenmekteydi. Aynı şekilde toplantılara çoğunlukla o alanda uzmanlığı bulunmayan Ezher görevlileri iştirak etmekte ve toplantılar bir protokol havası içinde geçmekteydi.

Bu konuda İslam düşünürü Muhammed Ammara şöyle demektedir: Bu toplantılara katılanların çoğu kesinlikle el-Ezher âlimi değildi. Hatta çoğu dinleri mukayese bilgisinden yoksun kimselerdi. Heyete başkanı kişilerin karşı tarafın dini ve düşünceleri hakkında yeterli bir dirayeti yoktu. Bu nedenle bu toplantıların sonucu bizim lehimize değildi. Hatta birçok kez toplantılar misyonerlerin önünü açıcı şekilde gelişmiştir. Asıl tehlikeli olan ise, bu Komisyonun çalışmaları ve aldığı kararlar 1961 tarihli el-Ezher kanunu gereğince İslami Araştırmalar Kuruluna arz edilmesi gerekiyorken, bunun yapılmıyor olmasıdır. Kanun gereğince el-Ezher"in tüm faaliyetleri, muhtelif alanlarda uzmanlaşmış âlimlerden müteşekkil bu üst kurulun denetimine tabidir."

Bu diyalog toplantılarına katılan bazı el-Ezher âlimleri organizasyon bozukluğundan, iyi hazırlık yapılmamasından ve el-Ezher"i temsilen uygun kimselerin seçilmemiş olmasından yakınmışlardır. Oysa karşı taraf toplantılara gayet hazırlıklı bir şekilde ve alanında uzaman temsilcilerle katılmaktadırlar. Bu da toplantıların önemini azaltmakta ve amaçlandığı gibi dinler arasındaki yakınlaşmaya katkı sağlamamaktadır.

Bu konuda, ilk İslam- Hıristiyan diyalog toplantılarına katılanlardan biri olan Mısır Evkaf Bakanı müsteşarı Dr. Seyyid el-Şahid şöyle demektedir: el-Ezher"in bu tür toplantılarda kurumunu temsil edecek kimselerin seçiminde daha dikkatli olması gerekir. El-Ezher"i temsil edecek bu kimseler yüksek bir kültür düzeyine sahip olmalı, Batı kültür ve medeniyetini iyi tanımalı ama ona hayran olmamalıdır. Eğitimlerini Batı da tamamlamış kimselerin çoğu buraya Batı kültürünün meftunu olarak dönmektedirler.

El Ezher"in dinler arası diyalog komisyonu üyelerinden Şeyh Abdulhalık Nasir de şöyle demektedir: Bu toplantılara katılan Müslüman temsilciler toplantıda ne gibi konuların konuşulacağı önceden bilmeden iştirak etmektedirler. Dolayısıyla yeterince hazırlanmaları mümkün olmamaktadır. Bizler kimlerle neleri tartışacağımızı bilmiyorduk, bu nedenle belli bir konu üzerinde çalışmamız da mümkün olmuyordu, çoğu kere toplantılardan ancak bir en fazla iki gün önce tartışma konulardan haberdar oluyorduk. Dolayısıyla bunlara hazırlanma ve araştırma yapma imkânımız olmuyordu, bu da bizi diğer tarafın karşısında zayıf bırakıyordu.

Ne gariptir ki el-Ezher ile Vatikan arasındaki diyalog anlaşmasında inanç konusu diyalog dışı bırakılmıştır. Anlaşmaya göre iki taraf arasındaki diyalog görüşmelerinde "inanç" konusuna girilmeksizin ortak değerler ve bunların yaygınlaştırılması için ortak eylem meselesi üzerinde durulacaktır. Oysa daha önceden bu toplantılara katılanların bildirdiklerine göre Vatikan temsilcileri diyalogu vesile edinerek örtülü biçimde de olsa sürekli olarak inanç konularına girmekte ve bazı düşüncelerini Müslümanlara kabul ettirebilmek için yoğun çabalar harcamaktaydılar.

Bazı alimler ise şu hususa dikkat çekmektedirler. Vatikan, Yahudileri Hz. İsa"nın katlinden tebrie eden bir vesika yayınlamasına rağmen ( bu vesikaya rağmen Hıristiyanların çoğu Yahudileri suçlu görmektedir), Müslümanlara karşı giriştikleri kanlı haçlı saldırılarından özür beyan eden bir vesika yayınlamamakta ısrar etmektedir. Ezher"in bu konudaki mükerrer taleplerine ne ılımlılığı ile tanınan bir önceki Papa 2. Jean Polis ne de İslam karşıtlığı ile tanınan yeni Papa 16. Benedikt döneminde olumlu bir cevap vermiş değillerdir!.

Son olarak Vatikan da ki büyük diyalog toplantısına katılacak olan Müslüman âlim ve aydınlara sesleniyoruz: Vatikan"ın din ve devleti birbirinden ayırma ve İslam"ı sekülerleştirme oyununa gelmeyin.

Son sorumuzu ise siyasilere yönetmek istiyoruz: Amerika"nın, Müslümanları ve İslam"ı sekülerleştirerek adına "Ilımlı İslam" dediği kendi icadı bir İslam yaratma projesi ile, Kilise"nin bu yöndeki çabalarının paralel bir seyir göstermesi hususunda ne dersiniz?!

Timeturk

E-posta Yazdır PDF

DİYALOG DEĞİL CİHAD....

akn.jpg
 
DİYALOG VE CİHAD

 

Son yıllarda Türkiye Müslümanlarının bazılarının dilinden düşürmediği bir tabir var; diyalog. Kimisi bunun Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellem’in tatbik etmediği, dinde sonradan ortaya çıkan, İslam ümmetinin varlığını koruma hususunda ehl’i küfre karşı olan direncinin kırılmasına sebep olan bir çalışma olduğunu savunurken. Kimisi de bunun, Efendimiz zamanından beri süregelen bir uygulama olduğunu iddia ediyor.

 

Evvela bilmelidir ki, Diyalog kelimesi haddi zatında Türkçe olmayan Yunanca bir kelimedir. Dia, vasıtasıyla ve yoluyla demektir. Logos ise; "kelime veya anlam, söz, ifade, bir şeyi göstermek, ortaya çıkarmak, hep birlikte bir araya gelmek" anlamındadır. Sözlük Anlamı: Diyalog, bilindiği gibi iki kişinin karşılıklı konuşması ve sohbetidir. (Tdk Sözlüğü)

 

Kelime olarak Türkçe olmayan ‘diyalog’ bir takım kişiler tarafından son yıllarda, Farklı dinlere mensup insanların inançlarını ve düşüncelerin birbirlerine zorla kabul ettirmeden eşitlik, hoşgörü, sevgi, saygı ve iyi niyet çerçevesinde muhatabını öğrenmek, bilmek, tanımak, işbirliğine gidebilmelerini, birlikte yaşayabilmelerini, hatta uzlaşabilmelerini sağlayan bir karşılaşmadır, diye tarif edilir.

 

Şu hususu net ve kesin bir şekilde ifade edelim ki, İslamda diyalog değil tebliğ vardır. Bunun yerine yeni yeni kelimeler icad ederek insanları karmaşaya sürüklemenin bir manası yok.

Tebliğ: Peygamberlerin vazifeleriyle ilgili olarak, aldıklarını aktarma, bildir me, haber verme anlamında kullanılır ve peygamberlerin asıl görevlerindendir.  Biz Müslümanlar da Allahın kitabı ve Resulünün dilinden, öğrendiği hakikatleri insanlara ulaştırmalı ve bunun peygamberî, kutsal bir görev olduğunun şuurunda olmalıyız. Fakat bu kutsal görevi îfâ ederken İslamın ve Müslümanların kimliklerine, değerlerine ve hedeflerine zarar vermemeli ve inançta gevşemeye sebep olmamalıdır. Bu sebeple tebliğ usullerini öğrenebileceğimiz tek kaynak Kur’an ve sünnettir, zira peygamberimiz hadisi şeriflerinde buyurmuştur ki, "Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddet çe asla sapıtmayacaksınız: Allah’ın Kitab'ı ve Resulünün sünneti". (Muvatta, Kader 3, (2, 899).

Hal böyle olunca Kur’an da zikredilen hidayet elçilerinin izlediği yol ve üsluplarını asla göz ardı edemeyiz. Mesela; Kur’anda hazreti Nuh aleyhisselam müşrik olan oğluna hidayete davet için konuşmasına “oğulcağızım” diye son derece merhamet ifade eden sözcükle başlamış ve: Oğlum! Bugün iman ve itaatlarıyla Allah’ın rahmet ve merhametine mazhar olanlardan başkası için kurtuluş yoktur.” diyerek, seçme hakkının bulunmadığını ve oğlu dahi olsa batıl olan inancını terk edip hakkı kabul etmek ten başka çaresinin olmadığını alenen (açıkça) söylemiştir.

Yine İbrahim aleyhisselam’da müşrik olan babasına: Ey babacığım, senin Allah’tan gelecek bir azaba çarptırılarak şeytanın dostu olacağından korku yorum. demiş ve yaptığı işin ve akibetinin ne derece çirkin olduğunu açıkça bildirmiştir.

Aynı şekilde Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine teklif edilen Dar-un Nedve cahiliye meclisinin başına geçme teklifini; “ameller niyete göre” deyip, “ben bunların küfür meclisine gireyim yavaş yavaş İslamı tebliğ ederim, hemde Müslümanlara yapılan işkence ve eziyetleri önlerim” dememiştir.

 

Efendimizin çeşitli kişilere gönderdiği mektuplarda da tebliğin şekli ve sınırları belirtil miştir. Hatta diyalog’çuların sarıldıkları vefd-i Necran (necranlı hristiyan heyeti) hadisesine akl-ı selîm ile bakılmalıdır.

Efendimiz, onlara gönderdiği mektupta; "Muhammed'den Necran papazlarına, İbrahim, İshak ve Yakub'un Allah'ının adıyla; Gerçekten de ben sizi, yaratıklara tapmaktan Allah'ın kulluk ve ibadetine davet ediyorum ve sizi, yaratıklarla yapılmış ittifak anlaşmalarının ötesinde Allah ile ittifak anlaşması yapmaya çağırıyorum. Bu duruma göre şayet reddedecek olursanız, cizye (Müslüman olmayan azınlık nüfusundan alınan Şer’i vergi) yükümlülüğü gelir, şayet cizyeyi de reddedecek olursanız size harp açarım, Vesselam." Buyurarak onları Müslüman yapmak için hükmü iptal edilmiş bir dini hoş görmemiştir.

 Hâlbuki ümmetine O’ndan daha hırslı hiç kimse olmadığı Tevbe suresi 128’de “O size çok düşkün, mü'minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir” şeklinde beyan edilmiştir. Bu hakikat peygamberimizin diğer mektuplarının tamamında göze çarpmaktadır.

 

Bütün bunlardan anlaşıldığına göre tebliğ edilirken karşı taraftaki insanın hali ve mevkisi göz önünde bulundurulmakla birlikte asla haktan taviz verilemez. Tıpkı sahabe-i kiramın Habeşistan kralı “Necaşi Asheme” ye olan tavırlarında olduğu gibi ki: En zayıf durumda, kendisine sığınmak zorunda oldukları halde bile Necaşi’nin yanındaki papazlar gibi giyinip hareket etmesini ve onların törenine katılmaları şöyle dursun, önünde eğilmemişlerdir bile. Fakat günümüzde tebliği diyalog felsefesi ile karıştırıp haddi aşanlar, bilerek veya bilmeyerek birçok hatalara düşüp şerrin mihrakı olan vatikanın oyununa gelmektedirler.

Nitekim Vatikan’ın 1999 yılında yayınladığı; “Towards a pastoral approach to culture” adlı bir kitapta esas maksatlarını açıkça şöyle ifade etmekteler:

“Bütün insanlar Hz. İsaya döndürülmeli, bütün insanlar vaftiz olarak Kilise de birleşmeli ve onun vücudu olan Kiliseye girmelidir. Yollar, usuller, metotlar değişir; ama hedef hiç değişmez: Nihai maksadımız, bütün insanları Hıristiyanlık dinine sokmaktır. “

Aynı şekilde Papa 2. Jean Paul da, Sen Pietro Kilisesinde, 25.6.2000 günü pazar ayininde;‘’Kilise ile diğer dinler arasındaki diyaloga evet. Ama "aynı zamanda tek kurtarıcının İsa olduğunu ilan etmek gerekiyor’ diyerek diyaloğun hedefi konusun da ipucu vermiş oluyor. (Bu yüzden yahudiler, kilisenin diyalog yaklaşımına daima şüphe ile bakmışlardır. /T.d.v islm. Ansk.)

Ve diyalog konusunda uzun uzun yazılar ve makaleler yayınlayan gazete ve dergilerde “Papa cenapları (büyüklük, celâl sahibi)”, “patrik hazretleri” gibi cümleler satır aralarına sıkıştırılarak papazların Müslümanlar katında İslam âlimleri gibi muhterem zatlar olduğu intibaı verilmekte. Daha da ileri gidilerek diyalog felsefesinin önderlerinden bir dergide “Diyalog, ‘ben doğruyum sen yanlışsın’ anlayışından, ‘ben de, sen de doğru olabiliriz, ikimizin de farkında olmadığı bir noktada ortak doğrulara ve işbirliğine sahip olabiliriz’ anlayışına geçiş yapmaktır. “ denilerek Müslümanların berrak zihinlerinde, “acaba onlarında doğru olma ihtimali varmı?” şüphesini oluşturulmaktadır.

Herkesçe malumdur ki ehl-i sünnet âlimlerinin ittifakı ile imanî meselelerde şüphe kişiyi küfre düşürür. Hem bu bozuk felsefeye göre diyalog, onları tanımak içinmiş. O zaman Kuran-ı kerimdeki Yahudi ve hrıstiyanları tanıtan ayetler ne işe yarayacak, o ayetler ehl-i kitabı tanıtmada yeterli değimli? (hâşâ)

Biz onları ayetler ve hadisler ışığında tanıdık ve bildik ki, onlar ya bize her sene cizye vermeye mecbur olurlar, ya da gerektiğinde islamın kılıcından korksunlar. İslamın kılıcı ne kadar keskin olursa, İslam o kadar yüce olur zira efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuşlardır ki, “Ben kıyametten evvel kılıç ile (yani cihada me’mur olarak) gönderildim. Tâ ki şerîki olmayan, bir olan Cenâb-ı Hakk’a ibadet edilsin. Rızkım mızrağımın gölgesi altındadır. Zillet ve alçaklık, emrime muhalefet edenedir. Kim bir kavme benzerse o da onlardandır” (Müsned, İbn-i Hanbel, c.2, s.50–92, Buhari, c.3, s.1067)

Bunun içindir ki en temiz rızık cihadda elde edilen ganimettir. Dikkat edilirse Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellemin ahrete irtihallerinden bir müddet sonra, ehli islamın yaptığı savaşların tamamına yakını ehli kitaba karşı olmuştur. Çünkü zamanımız da olduğu gibi, asırlarca İslama en büyük zararı onlar vermiştir. Müslümanları bu zararlardan korumanın tek yolu, onlara cihad şuurunu aşılamak ve bu ruhu her dem taze tutmaktır. Bunun için peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: Cihad kıyamete kadar devam edecek bir farzdır,” (Ebu Davud, Cihad, 33) buyurmuşlardır.

Osmanlı devletinin gelişim sürecine de bakacak olursak, çöküşün başladığı devre ile müminlerin reisi olan padişahlardaki cihad gayretine gevşekliğin gelmesinin alameti olan, ordunun başında savaşlara katılmamalarının aynı zamana rastladığını görürüz. Yerli ve yabancı birçok tarihçinin, Osmanlıların hakkı ve adaleti tüm dünyaya yayabilmelerinin yegâne sebebinin, onlarda bulunan cihad gayretinin bir sonucu olduğunda hemfikir olduklarını görürüz.

Velhasıl Müslüman her işinde olduğu gibi tebliğ hususunda da dengeyi kurmalı haddi aşmamalıdır. Hal böyle olunca Müslüman, diyalog değil tebliğ yapmalıdır.

Diyalogda, eşitlik, tebliğde islamın üstünlüğü vardır.

Diyalogda kâfire iyi niyet beslemek, tebliğde ise feraset ile öteleri görüp ona göre davranmak vardır.

Nihayet diyalogda uzlaşıp boyun eğmek vardır, tebliğde ise islamın maddi ve manevi, dünyevi ve uhrevi, fert ve toplumda huzurun ve kurtuluşunun membaı olduğunu bir şekilde isbat edip, onları da dünya ve ahiret huzuru ile tanıştırtmak vardır.

Netice; islamın 1400 senelik hakimiyyet seyrini ele alıp, tekrar aynı ruh ve şuurla, cihana islamı hakim edene kadar, gece-gündüz sa’yu gayretle, sünneti seniyyeyi ihya ederek, Allahın yardımıyla hedefe ulaşmak nasib olur….İnşaallah!  

Bir hadisi şerifle sözü noktalayalım. “Beş şeyle yardım olundum… Bir aylık mesafeden düşmana korku verilmesiyle bana yardım edildi.”   (Buhari)

 

 

Perşembe, 19 Şubat 2009 13:33 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Diyalog değil tebliğ....

 
akm--.jpg
 
İSLAMIN İLK TEBLİĞCİLERİNDEN MUS'AB BİN UMEYR R.A.

HAZRETİ MUS’AB’IN MEDİNE’YE GÖNDERİLMESİ:


Medine’li Müslümanlar İslam dininin ve Kur'an’ın hükümlerini iyice öğrenmek için sahabelerden birinin gönderilmesini istediler. Peygamberimiz (Salallahu Aleyhi ve Sellem) bu talep üzerine Hazreti Mus’ab Bin Umeyr’i ilk hoca olarak vazifelendirdi.

Hazreti Mus’ab, henüz çok genç sayılacak bir yaşta, ana babasının sevgili evladı iken iman ile şereflenmesi sebebiyle onlardan çok eza ve cefa görmüş fakat sabır ve tahammül göstermişti.

Habeş diyarına hicret edenler arasında bulunduğu gibi, peygamberimize inanan ve yardım edenlerin, Mekke müşrikleri tarafınd an Şib-i Ebi Talib’te muhasara altında tutuldukları zamanda onlarla birlikte açlık ve sıkıntılara katlanmış, o vakitler inen ayetleri de ezberlemişti.

Hazreti Mus’ab Medine’ye varınca, Hazreti Esad Bin Zürare’nin evine misafir olmuştu, o zamana kadar Medine’deki Müslümanların sayısı kırk kadarı bulmuştu.

Reisleri olan Esad (Radıyellahu anh) ile hocaları olan Mus’ab (Radıyellahu anh) ile birlikte hepsi Cuma günleri Medine dışına çıkıp bir yerde cemaat ile namaz kılmaya başladılar.

Fakat Esad’ın (Radıyellahu anh) teyze oğlu ve Evs Kabilesinin reisi olan Sad Bin Muaz ile yine ileri gelen reislerinden olan Üseyd Bin Hudayr henüz imana gelmemiş olduklarından İslam dini oralarda tamamıyla yayılamı yordu.

Bir gün Mus’ab ile Esad (Radıyellahu anhüma), Beni Zafer hanelerinden birinde karşılıklı sohbet ederken, Üseyd Bin Hudayr bıçağı elinde olduğu halde onların üzerine geldi:

“Maksadınız nedir? Bir takım zayıf ve zavallıları aldatıp, azdırıyorsunuz” diye kızgınlık ve hiddet gösterdi.

Mus’ab (Radıyellahu anh) ona gayet nazikçe:

“Hele biraz durup otur. Maksadımızı iyi anla” dedi. Ve Useyd’de oturdu.

Mus’ab (Radıyellahu anh) Ona İslam dinini anlattı.

Biraz Kur'an’ı Kerim okudu. Kur'an’ın edebi, hoşluğu kendisine tesir ettiğinden Useyd:

“Ne güzel şey, bu dine girmek için ne yapmalı” diye sordu.

Mus’ab (Radıyellahu anh) ona İslam dinini anlatıp öğretti. Oda İslam ile şereflenip Müslüman oldu ve:

“Ben varayım size birini göndereyim. Eğer O’da iman ederse, artık İslam’a bu beldede iman etmedik kimse kalmaz” deyip gitti.

Bir müddet sonra Saad Bin Muaz’ı onlara gönderdi. Saad ise oraya kızgın bir halde geldi:

“Ey Esad, eğer seninle aramızda akrabalık olmasaydı, böyle kabilemiz içine soktuğunuz çirkin işlere sabır ve tahammül edemezdim” diye azarlayıp hiddet gösterdi.

Mus’ab O’na da:

“Hele biraz durunuz, oturunuz, dinleyiniz, iyi anlayınız da beğenirseniz kabul ediniz. Beğenmezseniz bizde size, çirkin gördüğünüz bu işi teklif etmekten vazgeçeriz” şeklinde yumuşak bir üslupla konuştu.

Onun üzerine Saad Bin Muaz oturdu, Mus’ab’ın sözlerine kulak verdi. Mus’ab ona İslam dininin ne demek olduğunu anlattı, Kur'an’ı Kerim’den biraz okudu.

Kur'an okunurken Saad’ın yüzünde iman belirtileri meydana geldi, hemen:

“Sizler bu dine girerken ne yapıyorsunuz” diye sordu.

Mus’ab ‘da (Radıyellahu anh) ona İslam dininin esaslarını bildirdi. O’da samimi bir kalp ile İslam dinine dahil olup Müslüman oldu.

Saad Bin Muaz bu şekilde iman edip kavmi nin yanına dönünce onlara:

“Ey topluluk beni nasıl bilirsiniz” dedi.

Onlar da:

“Sen bizim büyüğümüz ve en üstünümüzsün” dediler.

Bunun üzerine Saad:

“Öyle ise siz de Allah (Celle Celalühü) ve Resulüne (Salallahu Aleyhi ve Sellem) iman etmelisiniz. İman etmedikçe bundan böyle hiçbirinizle görüşemem” dedi.

Ve O gün Abdü-l Eşhel oğulları arasında iman etmedik kimse kalmadı.

Sonra Saad Bin Muaz ile Mus’ab Bin Umeyr (Radıyellahu anhüma), Esad Bin Zürare’nin evinde oturup diğer insanları da İslam dinine davet etmekle meşgul oldular.

Kısa zamanda Medine’de Beni Ümeyye Bin Zeyd’in evinden başka, İslam ile parlamadık bir ev kalmadı.

Evs ve Hazreç kabileleri arasında eskiden beri düşmanlık olduğu halde İslam dininin gelmesiyle birleştiler ve barıştılar.

 

 Bu  şekilde kuvvetlendiler ve civardaki komşu Yahudilere karşı üstünlük kazandılar.

Perşembe, 19 Şubat 2009 07:21 tarihinde güncellendi

Sayfa 13 - 20

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.