Sıbyan Arapça bir kelime olup Sabi (çocuk) kelimesinin çoğuludur.
Sıbyan Mektebi çocuklar için açılmış okul demektir.
Sıbyan Mekteplerinin tarihçesi Osmanlı Devleti ile sınırlı
değildir. Okul mimarilerini Türklerin geliştirildiği kabul edilse bile birçok
eski uygarlıkta benzer görevi yerine getiren mekteplerin mevcudiyetine
rastlanmıştır. Özellikle Selçuklu döneminde Osmanlı dönemin-dekine benzer
Sıbyan Mektebi modelleri sıkça gözlenmiştir. İslam âleminde genellikle med-rese
eğitiminin bir başlangıcı olarak ortaya çıkmıştır.
Pazartesi, 01 Şubat 2010 10:06
Rehnüma
Çocuğum kitap okumuyor!
Her şeyiyle
"Osmanlı'yım" diyen ahşap bir konak satılmıştı. Yeni sahibi beni eve
davet etmişti.
"Şu kitaplar ne kadar
eder?"
Baktım; çoğu
Osmanlıca, bir başka medeniyete ait gibi, okunmaz olmuş. Kim bilir hangi
asırda, hangi mübarek insan, divitini hokkaya batırıp, notlar almış. Onun
torunlarının, mirasçılarının kütüphaneyle ilişkileri yok ki, kitaplara sahip
çıkmamışlar. Bırakın okumayı, satmayı bile akıl edememişler. Parçalanmış bir
kitap vardı. Sahifeleri dağılmış, "çok eski" diye bir köşeye atılmış.
Bir yaprak alıp uzattılar "Bu ne?" diye sordular. Baktım; Kur'an!
Osmanlı konağında tanınmayan kitapHayret, dedim, nasıl da çökmüşüz.
Şimdi de kalkınmanın yollarını arıyoruz.
Ben kitap
olmayan bir evde doğdum. Annem babam ümmiydi, okuma yazma bilmezdi. Bir gün
öğretmen "yön nedir, öğrenin gelin" dedi. Eve gelip, amcama sordum,
"yön sorusunu sordu öğretmen, yön nedir?" Amcam dedi ki, "sen
yanlış anlamışsındır, gön'dür o Gön, sığırın derisidir" dedi. Böyle bir
ailede yetiştim. 18 yaşıma geldiğimde babama, anneme ve Erzincan'a baktım
"sen sen olma, değiş Başka şeyler de yapabilirsin" dedim. Sonrasında
kendi kendime İngilizce ve Arapça çalıştım. Hasan Âli Yücel'in Milli Eğitim
Bakanlığı döneminde yayınladığı klasiklerden büyük bölümünü genç yaşlarda
okumuşumdur. Kendime baktığımda 1940'lı yıllardan farklı bir Ömer olmuştum.
Bir gün babam,
Mevlid diye bir kitap almış, getirdi Köydeyiz; cevizin altında “Oku”, dedi
babam "Allah adın zikredelim evvela" diye başladım okumaya. Babam
bilgili bir adam değildi. Bağımız bahçemiz vardı, onlarla meşgul olurdu. Fakat
kendi durumuna göre, kitap okutmaya çalıştı bana
Bana
soruyorlar, "çocuklarımıza kitapları nasıl okutabiliriz?" Evvela şunu
bilmek lazım, ebeveyn televizyon seyrederken, çocuk kitap okumaz! Ben
çocuklarıma "kitap okuyun" dediğimi hatırlamıyorum. Benim döktüğüm
kitapları onlar topladı, böylece kitaplarla iç içe büyüdüler.
Mesela bir
aile düşünelim: Ebeveyn çeşitli kitaplar, mecmualar alır, okur İster istemez
onları kenara, köşeye bırakırlar. Çocuk bu kitapları alır, resimlerine bakar,
sayfalarını karıştırır, belki de yırtar. Böylece çocuk kitapla dergiyle meşgul
olur. İşte böylesine bir çocuk mutlaka okuyacağı bir şeyler bulur. Nasıl ki
insan arzu ettiği şeyi yerse, o daha faydalıdır. Zorla yediği şey pek faydalı
olmaz. İnsan öyle bir yaratıktır ki Allah onun ihtiyaçlarını ona istetir.
Mesela susuz kalan su ister, aç kalan yiyecek ister. Çocuğun da isteyeceği bazı
resimli veya yazılı yayınlar olabilir. Anne-baba buna dikkat etmelidir. Neden
hoşlanıyorsa o yönde gidilmelidir
Bir anne diyor
ki, "çocuk yemek yemiyor!" Çocuğun seveceği yemeği pişirince yer.
Yemekle kitap aynı şeydir. Çocuğunuz hangi kitabı beğenirse, onu alın.
Amerika'da çocuk oyuncağı satan dükkânlarda, çocuk kitapları da satılıyor.
Çocuklar, meraklıdır. Soru sorarlar. Çocuğun soruları tespit edilip, o sorulara
cevap verecek kitaplar alınabilir. Mesela oğlum ilkokul üçe gidiyordu. Ona
resimli bir ansiklopedi almıştım. Oğlum severek okumuştu. Çocuğun kitabı
sevmesi için, kitabın renkli ve resimli olması lazım. Hikâye, masal ve
kıssaları çocuklar rahatlıkla okur. Çocuğum kitap okumuyor diyen anne-baba,
önce kitabı kendisi okusun.
Hekimoğlu İsmail
Cumartesi, 30 Ocak 2010 10:50
Rehnüma
İlim Tahsilinde Şükür
(İlim
taleb etmekle) Akıl nimetine, beden sıhhatine şükretmeyi niyet eder. İnsanların
kendisine yönelmesini, dünya malını elde etmeyi, sultan ve başkaları yanında
değer kazanmayı talep etmeye niyet etmemelidir.
<<İlim
tahsilinde sahih niyet olması için evvela akıl ve beden nimetine şükretmeyi
kastedmelidir. Zira bu ikisi ile ilmi elde eder. Elde ettiği ilmi, dinin aziz
olması, yaşanması için sarf etmelidir. İda-reciler katında veya halk nazarında
itibar kastıyla olursa, Allah’ın rızasını elde edemez.
İlmi,
nasihatleri ve okutması karşılığında bir şey talep etmemelidir. Ancak
alimlerin, imam ve müezzinlerin, müfti ve ders okutan müderrislerin geçimleri
için maaş almaları caizdir, zira onlar dün-yalık kazanmak için uğraşırlarsa
ilim zayi olur. Bu yüzden onların geçimini temin etmek müslümanlar üzerine
gereklidir.>>
Çarşamba, 27 Ocak 2010 08:49
Rehnüma
Kitap ve Okuma Üzerine
Kitap Güzel Bir Hediyedir
Kitabı,
güncel bilgilere sahip olmak için okunması gereken dergi ve gazetelerden ayıran
en önemli özellikleri kalıcılığı ve her zaman başvurulacak bir kaynak
olmasıdır. Dergi ve gazetelere oranla çok daha detaylı bilgiler içeren kitap,
doğru seçim yapıldığında okunduğu her dönem yarar sağlayacak bir kaynaktır. Bu
da okuyan kişinin ardından, sonraki nesillerin de kitaptan faydalanmasını
sağlar. Günümüzde yaygın olan bir başka inanç ta kitaplara ayrılacak maddi
kaynakların (sözde) çok daha eğlenceli alanlar için kullanılabileceğidir. Bunun
yanı sıra insanlara, kitap için harcanacak her kaynağın çok olduğunun
düşündürülmesi, insanları kitap okuma alışkanlığından gün geçtikçe daha da
uzaklaştırmaktadır.
Oysa
içki, sigara, kumar ve sınırsız eğlence hayatı gibi zararlı alışkanlıklara çok
rahat bir şekilde gereken maddi kaynak ayrılmaktadır. Üstelik bu miktar, kitaba
verilecek olanın kat kat fazlasını bulabilmektedir.
"Yaratan Rabbin adıyla oku."
(Alak Suresi, 1)
Bu
yazı boyunca okuyacağınız her satır, neden daha fazla okunması gerektiği
gerçeğini bir kez daha ortaya koyacak, okumanın bir kişiye kazandıracağı önemli
gerçekleri hatırlatacaktır.
Okumak,
doğduğu andan itibaren birçok eğitim süreci geçiren insan için en kolay ve en
etkili öğrenme yoludur. Sahip oldukları bilgilerin %60'ını bu yolu kullanarak
edinen gelişmiş ülke toplumları, günümüzde daha fazla okuma alışkanlığına sahip
olmanın sağladığı avantajları her alanda yaşamaktadırlar. Geri kalmış
toplumların karşılaştıkları sorunların birçoğunun kaynağında ise eğitimsizlik
yer almaktadır. Bu toplumlarda kişiler, okuyarak geçirebilecekleri zamanları
çoğunlukla yararsız uğraşılarla geçirmektedirler. Oysa okuma alışkanlığı
öncelikle kişilerin kendisi için edinilmesi mutlaka gereken bir alışkanlıktır.
Salı, 26 Ocak 2010 12:19
Rehnüma
Çocuklar neden yalan söyler?
Yalan,
kişinin hakikati saklayıp bildiğinin ya da yaptığının tam aksini ifade
etmesidir. Toplumda en çok yadırganan ahlaki zaaflardan birisidir yalan.
Dünyadaki bütün toplumlarda ve inançlarda yalan yasaklanmıştır. En
küçüğünden en büyüğüne kadar tüm söz ve davranışlar yalan olarak
değerlendirilmelidir. Allah Resulü; şaka niyetiyle bile olsa yalan
söylemenin asla kabul edilmeyeceğini bildirmiştir. Ahlaki bir zafiyet
olması nedeniyle aileler, çocuklarının yalan söylemesi karşısında
kaygılanıp, tedirgin olurlar. Çocukların yalan söylemesine neler sebep
oluyor, işte bütün çerçevesiyle çocuklarımızı yalan söylemeye iten
sebepler ve çözüm yolları...
Çocuklar, beş yaş öncesinde gerçekle hayali olanı birbirinden
ayıramazlar, bu ikisini birbiriyle karıştırırlar. Bu dönemde
ebeveynlerin; "Çocuğum yalan söylüyor" diye kaygılanmasına gerek
yoktur. Bu geçici bir durumdur. Ancak, çocuklar bu yaş sınırını geçtiği
halde yalan söylemeye devam eder gibi görünürler. Asıl mesele bu
dönemde, çocuğu yalan söylemekten vazgeçirmektir.
Model kişilerin yalan söylemesi
Çocuk yalan söylemeyi çevresinden, özellikle anne babasından
öğrenir. Hususen çocuğun model aldığı kişilerin (ebeveyn, yakın
akrabalar, arkadaşları vs.) yalan söylemesi çocuk üzerinde etki yapar.
Telefona baktırılıp, babası evde olduğu halde çocuğa 'yok'
dedirttiriliyorsa, çocuk bazı durumlarda yalan söylenebileceğini
öğrenmiş olur. Telefonla konuşan annesinin, hasta olduğunu bahane
etmesini duyan çocuk, bazen yalan söylenebileceğini de öğrenmiş olur.
Ebeveyni gibi o da zor zamanlarında yalana başvurur.
Çocuğun özgüveninin zayıflığı
Yalan söylemek aslında güçsüzlüğün, kendine güvenmemenin bir
sonucudur. Çocuğun -yanlış bile olsa- yaptığı davranışın sorumluluğunu
üstlenemeyip yalan söylemesi, arkadaş grubu içinde kabul görmek için
yalan söylemesi, ilgi çekmek için yalan söylemesi vs. tüm bunlar
temelde yalan söylemekle özgüven eksikliği arasında bir ilişki olduğunu
ortaya koymaktadır. Kabahatini ya da kusurlarını örtmek için yalan
söyler.
Baskıcı ve otoriter ebeveyn
Aşırı otoriter ve baskıcı ailelerde çocuk yalan söylemeyi bir çıkış
olarak görebilmektedir. Zira ebeveyn, çocuğun yaptığı hatalara tahammül
edemez ve çocuğunun en küçük hatalarını dahi cezalandırabilmektedir. Bu
durumda çocuk, cezadan kaçmak için yalan söyleyebilmektedir. Ceza
görmektense, yalan söylemeyi daha fazla çıkarcı bulan çocuk, kesin
olarak yalana kaçacaktır.
Aşırı beklenti içinde olunması
Bazı ailelerin çocuklarından aşırı beklentileri olabiliyor.
Çocuğunun sınavlarda zayıf almasını bir ölüm-kalım meselesi gibi gören
ebeveyn düşünelim. Sınavda zayıf alan bir öğrenci bunu ailesine nasıl
izah edecek? Elbette yalan söyleyerek.
Çocukların genelde söyledikleri yalan çeşitleri
Yalanın birçok çeşidinden söz etmek mümkündür. Bunlardan bazıları şunlardır:
1. Taklit yalanları: Çocukları eğlendirmek için, onların ilgilerini
çekmek için büyükler tarafından söylenenlerin çocuk tarafından
gerçekmiş gibi algılanmasıdır. Çocuk da bunu yapmak da sakınca görmez.
2. Hayali yalanlar: Bu yalanlar erken çocukluk döneminde, okul
çağına gelmemiş çocuklarda görülür. Hayal ile gerçeği ayırt
edemediğinden yalan söyler. Sakıncasızdır, önlemi de yoktur. Çocuğun
gelişiminde normaldir.
3. Abartı yalanları: Abartı çocuklarda oldukça sık görülen bir özelliktir.
4. Sosyal yalanlar: Toplumumuzda en çok görülen yalan türüdür.
Çocuklar bu yalanları daha çok anne ve babalarından öğrenirler. Örneğin
sağlıklı olmanıza rağmen sizi davet ettikleri yere, rahatsızım diyerek
katılmamanız.
5. Savunma yalanları: Çocukların ve gençlerin kendilerini korumak için söyledikleri yalanlardır. Cezadan kurtulma amacı!
6. Dikkat çekme yalanları: Çocuklar çok zaman dikkat çekmek için
yalana başvururlar. Ödevini yapmayan bir çocuk, "ödevimi yaptım hem de
okulda yaptım" diyebilir.
7. Takdir-Mükâfat yalanları: Başkalarının beğenisi amacı ile söylenen yalanlardır.
8. İnat yalanları: Sevilmeyen kimseler için ya da birisini kızdırmak amacı ile söylenen yalanlardır.
9. İntikam yalanları: Çocukların, karşılarındaki insanlardan intikam almak amacı ile başvurdukları yalanlardır.
10. Menfaat yalanları: Bu tür yalanlar başkalarından çıkar ve menfaat beklenildiği zamanlarda sık olarak söylenmektedir.
Neler yapılabilir?
Çocuğun yalan söylemesiyle etkili bir mücadele için öncelikle
yalanın ne tür bir şey olduğu bilinmelidir. İncelediğimiz yalan tipleri
arasında ki farklar iyice görülmesi ve yalandan çok, buna neden olan
psikolojik faktörler ele alınmalıdır. Küçük çocuğun (sözde) yalanların
ahlakı bir hata gibi görülmemelidir. Böyle bir davranış karşısında
değer yargılarını anlatmak ya da kızgınlıkla cezalandırmak yanlış olur.
Önceden çocuğa doğru söylemenin övülmeye değer bir davranış olduğu
anlatılmalıdır.
Yetişkinler çocuğa iyi birer örnek olmalı ve davranışlarında,
çocuklarında görmek istemedikleri hatalara yer vermemelidirler.
Patolojik yalan karşısında hem psikolojik durum, hem de eğitsel
etkenler üzerinde durulması gerekir. Aşırı duygusal çocuğun kaygı ve
çekingenlik yüzünden yalan söylemesi nedeniyle ona güven verilmeli,
öfke ve kınama tepkilerinden kaçınılmalıdır. Oluşmuş bir yalan
karşısında mücadele, kötünün iyisini yapmaktan başka bir şey değildir.
Aşırı kızgınlık, çocuğun yalanını engellemek açısından olumsuz bir
davranıştır. Bu yolla yaratılan suçluluk duygusu, çocuğu yalandan
uzaklaştıracak yerde, daha çok yaklaştırır. Genelde yalan bir hata gibi
görülür ve suçluluk duygusu itirafla son bulur.
Çocuğun itiraf etmesine yardımcı olmalıdır. Ancak çocuğu kendisi ve
çevresiyle barıştırmazsa, itirafın değeri yoktur. Davranışınızın,
konuşmaktan daha etkili olacağını unutmayın. Toplumdaki herkes, başta
anne, baba ve öğretmenler yalan söylemekten kaçınmalıdırlar. Çocuğun
çevresindeki kişiler ne kadar dürüst olursa ise çocukta o kadar dürüst
olacaktır. Çocukların yaptıkları hatalara karşı anlayışlı olmaya
çalışın. Hatalarının karşılığını hemen cezalandırma yoluna gitmeyin.
Onu dinleyin ve açıklama yapmasına imkân tanıyın.
Çocuklarınızın arkadaşlarını tanımaya çalışın. Bazen arkadaş, anne
ve babadan daha etkilidir. Çocuğunuzun arkadaşlarını evinize davet
ederek, yanlış davranışlar edinmesinin önüne geçin. Çocuklarınızdan
asla yapamayacakları beklentilerden uzak olun. Onların yetenekleri
doğrultusunda isteklerde bulunun. Bunun için de çocuğunuzu tanımaya
çalışın. Çocuğunuzun bedeni, zihni gücü, sosyal ve duygusal
özelliklerini gerçekçi bir gözle tanımaya çalışın. Okul ödevlerini
yapıp yapmadığını, arkadaşları ile ilişkilerini, televizyonda hangi
programları izlediğini, boş zamanlarında neler yaptığını, nerelere
gittiğini öğrenin. En önemlisi, insan olarak çocuklarımıza iyi birer
örnek olmamızdır.
Onların nasıl olmasını istiyorsak önce kendimizin öyle olmak zorunda
olduğumuzu unutmayalım. Çocuklarımızın yalan söylemeleri üzerinde
önemle durmak zorundayız. Şu an içinde bulunduğumuz zaman ve toplum
bakımından bu durum hiç de kolay değildir. Ama nasıl bir kurt meyveyi
için için yer bitirir, işe yaramaz bir hale getirir ise yalan da
toplumu aynı şekilde içten içe yiyip bitirecektir. Yalanın topluma
nükleer bombalardan daha büyük zararlar vereceği gerçeğini her zaman
hatırlamak zorundayız.
Kısaca, yalancılık olayı çevresel ilişkilerle birlikte ele
alınmalıdır. Önce çocukta yalancılığın gelişmesini kolaylaştıran
nedenlerin bulunması gerekir. Sonra da aile çevresiyle işbirliği
yapılır, çocuğa doğruluğun yararları, getireceği haz ve faydalar elle
tutulur biçimde öğretilmelidir.
Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir. Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.