.

.

Diğer Sohbetler

E-posta Yazdır PDF

BU GÜNLÜK ....... HASBIHAL

ferman.jpgKızın başına dayamış tabancayı "Beni sevmezsen seni öldürürüm" diyor. Kız da can derdine düşmüş ve "Seni seviyorum" diye bağırıyor.

Misyoner, Afrika'da açlıkla boğuşan adamın karşısına geçmiş "Hıristiyan olursan bu ekmeği sana veririm" diyor.

Aç adam da vaftiz suyuna balıklama dalıyor.

Köyüne elektrik gelmemiş adamın evine çamaşır makinası, buzdolabı veriyorsun o da onu reddetmiyor teldolabı olarak kullanıyor ama oyunu vermiyor.

Mafya babası, yanında çalışanına ev, araba, yüksek maaş veriyor ama karşı taraf daha yükseğini verdiğinde babayı vuruyor.

Ajanlar, uluslararası piyasada parayı daha çok verene çalışıveriyor.

Patronunun bir dediğini iki etmeyen bazı gazeteciler, karşı patron tarafından satın alındığında eski patronunun foyasını bitpazarına döküveriyor.

Omzuna rütbe taktığı teğmenin namlusundan general güvende olamaz.

Hortumcunun yıldızının yükseldiği dönemlerde verdiği partilere katılmak için yollar arayıp yatağına girmeyi başarıp villa, araba elde edenler, hortum kesilince o elde ettiklerini başkalarıyla yemeye devam ederler.

Para zoruyla, silah zoruyla insanlara takla attırılabilir ama gönlü kazanılamaz.

Birlikte açlığa, yokluğa, soğuğa karşı dayanışma içinde olan aile fertleri, bir gün gelir kendi aralarında meydana gelen bir adaletsizlik yüzünden parçalanabilirler.

Baba ölünce mirası bölüşemeyen iki kardeş, dostken düşman olmaya başlamışlar.

İkisi de malı ikiye bölerken kendi tarafına yontarmış.

Şehrin saygın bir hocasına gitmişler ve taksimi yapıvermesini istemişler.

O saygın hoca da "Sen malı ikiye böl, bu da istediğini alsın" demiş.

Alırken satıcı gibi, satarken alıcı gibi davranırsak adaletten ayrılmayız.

Sevgili peygamberimiz buyurur: "Sizden biri kendisi için arzu ettiğini kardeşi için de arzu etmedikçe (gerçekten) iman etmiş olmaz" buyurmuş. (Buhari, Sahih, K.İman Bab 7, Müslim, İman, Ahmet, Müsned, 3/176,272, 278)

Medine'ye hicret ettiğinde yıllardır süren savaşı durduran sevgili peygamberimizin bu hareketi bu çağda bize örnek olsun diye Rabbimiz tarafından haber veriliyor:

"Onların (Birbirine düşman Evs ile Hazrec kabilelerinin) gönüllerini birleştirdi. Eğer sen yeryüzündekilerin hepsini harcasaydın onların gönüllerini birleştiremezdin. Fakat Allah onların arasını birleştirdi. Şüphesiz O, aziz'dir, hakim'dir." (Enfal suresi ayet 8/63)

"Hepiniz topluca Allah'ın ipine (Kur'ân'a) sımsıkı sarılın, parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de, O kalplerinizi birleştirdi ve O' nun nimetiyle siz kardeş oldunuz. Ve siz ateş çukurunun kenarında idiniz de, O sizi kurtardı. Allah doğru yola gelesiniz diye ayetlerini işte böyle açıklar." (Al-i İmran suresi ayet 3/103)
Pazar, 02 Ağustos 2009 13:12 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

MİRAÇ GECENİZ MÜBAREK OLSUN....

İSRA  ve  Mİ’RAÇ                                                                                        

 mescid-aksa.jpg

 

Rahman ve Rahim olan Allah’ımın ismi şerifiyle başlıyorum…

İsra ve Mi’raç olayı, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in en büyük mucizelerindendir. Öyleki, o vakitteki bazı zayıf müslümanlar bile tereddütte kalmış ve bazısı dinden çıkmıştır.

İslam ümmeti içindeki bir çok bozuk mezheb salikleri de, Mi’raç olayını inkar etmek-tedirler. Bu meselede akli mantıki yorumların asla yeri yoktur. Peygamberlik tavrı, akla ve mantığa uymaz, ilahi vahye dayanır. Mucizeyle desteklenen peygamberin, bir takım işlerini kısa aklımızla anlamaya çalışmamız, islam/teslim ismine uygun değildir.

Mi’raç olayı, hicretten 1 sene evvel Receb ayının 27. gecesine tesadüf eden vakitte oldu. O sıralarda müşriklerin saldırıları artmış, müslümanlar çok sıkıntı va darlık içinde kalmıştı. Ayrıca peygamberimizin sevgili eşi ve en büyük destekçisi Hatice validemiz r.anha da vefat etmişti. Aynı sene amcası Ebu Talib’in de vefatıyla, hüzün yılı denilen çile dolu günler başlamıştı.

İşte o dar ve sıkıntılı bir ortamda, Allahu teala sevgili Peygamberini teselli etmek ve bir takım hükümleri bildirmek için, ilahi huzuruna Habibini davet etmiştir.

Bir rivayette Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Harem’de Kabe yakınında ibadetle meşgul iken, başka bir rivayette ise Ümmü Hani’nin evinde yatsıdan sonra istirahat ederken Cebrail aleyhisselam ve avanesi gelip kendisini uyandırmışlar ve ilahi daveti bildirmişlerdir.

Hemen kalkıp abdest alan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, huzuruna getirilen Burak isimli bineğe binmiştir. Adımını, gözünün gördüğü ufka kadar atabilen bu süratli binekle, Mekke’den Kudüs’e bir anda vasıl olmuştur.

 “Geceleyin, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muham-medi) Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.” (İsra:1)

Bu hususta Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir ara ben Beyti şerifin yanında Haceri Esvedin yakınında Haremi şerifte uyku ile uyanıklık arasında idim. Cebrail bana burak getirdi.

Bir rivayette “Ebu Talib’in kızı Ümmi Hâni’nin evinden yürütüldüm.”

Rivayet edildiki ümmü Haninin evinde yatsıdan sonra uyumuştu. Gece yürütüldü ve geri döndü. Kıssayı Ümmü Hani’ye anlattı. Ve dedi ki peygamberler bana gösterildi, onlara namaz kıldırdım. Mescide çıkmak için ayağa kalktı, Ümmü Hani elbisesine yapıştı ve dedi ki ‘kavminin onlara haber verdiğin zaman seni yalanlamasından korkarım.’

Dışarı çıktı. Ebu Cehil gelip önüne oturdu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ona İsra hadisesini anlattı. Ebu Cehil dedi ki, ey Kab oğulları gelin. Olayı onlara da anlattı. İnsanlar hayretlere düştüler. Bazı müminler dinden döndüler. Bazıları Ebu Bekir’e koşup durumu anlattılar. Buyurdu ki ‘eğer o bunu demişse elbette doğru söylemiştir.’ Dediler ki onu tasdik mi ediyorsun? Buyurdu ki ‘bundan daha uzağını elbette tasdik ederim.’ Bu sebepten dolayı ona Sıddık ismi verildi.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu “Ben Kabe’nin yanında iken Allahu Teala beni Beyti Makdis’e kaldırdı. Ona bakar oldum. Muhakkak cehennemi ve ehlini orada gördüm, cennet ve ehlini cennette gördüm. Onlar oraya girmeden evvel. Bunları kavmime haber verdim, Ebu Bekir’den başkası beni tekzib etti. O gece semaya yükseltildim, peygamberlere kavuştum, Beyti mamura ve Sidretil müntehaya ulaştım.”

Pazar, 19 Temmuz 2009 07:51 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

RIZKIN BOLLAŞMASI VEYA KISILMASI

rzk.jpgRIZKIN BOLLAŞMA SEBEBİ

Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden onlara indirileni (Kur'an'ı) doğru dürüst uygulasalardı, şüphesiz hem üstlerinden, hem de ayaklarının altından yerlerdi (yeraltı ve yerüstü servetlerinden istifade ede rek refah içinde yaşarlardı). Onlardan aşırılığa kaçma yan (iktisatlı, mutedil) bir zümre vardır; fakat çoğunun yaptıkları ne kötüdür! (Maide Suresi 66)

Şayet onlar kendilerine indirilen Tevrat ve İncil’deki hükümlerle amel etseydiler, sonra indirilen Kur’anı tatbik etseydiler, elbette bol bol rızıklanırlardı. Bu üç kitabın hükümlerinin aynı anda tatbiki manasında değildir, ancak bü üç kitab ve diğer ilahi sahifelerin hepsindeki ana hususlar ve itikadi hükümler aynıdır birbirleriyle ittifaklıdır, aralarında ihtilaf yoktur. Ancak hükümlerin tatbikinde zamanlarındaki değişiklikler o dönemle kayıtlı kalmıştır. Yeni kitab gelince eskisinin hükmü kalkmıştır.

Elbette Allahu teala gökten yağmur damlalarını indirir, onunla yerde taneler ve bitkileri bittirirdi. Meyveleri çıkartırdı.

Yerden olan bereket, yerin bittirdiği mahsulün, diğer yenilen şeylerin bolluğu manasındadır.

Katade şöyle der: Bu durumda, gök bereketini, yer nebatını onlara verirdi.

Südiyy: Şayet kendilerine indirilenle amel etseydiler, demiştir.

Mücahid: Tevrat’ın ikamesi; onunla amel etmektir. Rablerinden kendilerine indirilen; Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve O’na indirilen Kur’andır.

Üstlerinden yemeleri; Onlara yağmurun gönderilmesidir. Ayaklarının altından; Onların ihtiyacı olan rızkın topraktan bittirilmesidir.

İbni Abbas ra: Gökten indirilen rızıktan yerlerdi.

Bazıları derki: Bu ayetin manası, rızkın bolluğudur.

Cin Suresi: 16: “Şayet doğru yolda gitselerdi, onlara bol bol su içirirdik.”

Hak yol üzere istikametli olurlarsa ve iman ederlerse, elbette üzerlerine bolluk verirdik.

Bunun zıttında: “Her kim Rabbisinin zikrinden yüz çevirirse, onu zor bir azaba sokar…”

Yani şu Kur’andan yüz çevirirse, onu dinlemekten yüz çevirirse, onunla amel etmezse, Allahu teala onu şiddetli / meşakkatli azaba düçar eder. Bu, kendinde hiç rahat olmayan şiddetli azabtır.

Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden onlara indirileni (Kur'an'ı) … (Maide Suresi 66)

Bu ayetin tefsirinde İbi Kesir şöyle der: Ellerinde peygamberlerinden kalan kitapları ile, olduğu gibi, değiştirmeden bozmadan amel etselerdi, elbette bu durum onları, Hakka ittibaya ve gereği ile amel etmeye götürürdü. Zira kitabları kesin olarak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e tabi olmayı ve O’nu tasdik etmeyi açıklamaktadır.

Mukatil derki, Cin Suresi: 16: “Şayet doğru yolda gitselerdi, onlara bol bol su içirirdik.” Bu ayet,  senelerce yağmuru men edilen Kureyş kafirleri hakkında inmiştir. Denildiki yedi sene yağmurları kesildi.

Hazreti Ömer r.a. bu ayet hakkında: “Nerde su bulunursa orda mal bulunur, mal nerde olursa orda fitne olur.” Demiştir.

Büyüklerden bir topluluk ta buna benzer olarak şöyle demişlerdir: Vallahi Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı, söz dinlerlerdi, itaat ederlerdi, onlara Kisra’nın, Mukavkıs’ın, Kayser’in ve Necaşi’nin hazineleri feth edildi, onlarla fitnelendiler ve imamlarına karşı dikildiler ve ölümüne sebeb oldular. Yani halife Osman r.a.

Razi Tefsirinde şöyle der: Bilki Yahudiler, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i yalanlamakta ısrar edince, onlara şiddet ve kıtlık isabet etti. Öyleki şonunda şöyle dediler: “Allahın eli bağlıdır.”  Allahu teala onlara bildirdiki, şu küfrü terk ederlerse, bolluk ve genişlik haline dönüşeceklerdir.

« إن الرجل ليحرم الرزق بالذنب يصيبه »

“Kişi elbette kendine isabet eden günahı sebebiyle rızıktan mahrum edilir.”

Demekki kişiye isabet eden sıkıntı ve meşakkatler, suçlarının uğursuzluğundandır, yoksa Feyyaz olan mevlamızın feyzi akıtmasındaki noksanlıktan değildir.

Pazar, 12 Nisan 2009 18:56 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

HİZMETTE ÖLÇÜ....

humayun_.jpgHizmet Ehli Nasıl Olmalıdır?

Abdurrahman-ı Taği k.s. b.r gün şöyle buyurdular:

“Bir müridin nisbet alması ve başkalarının hidayetine sebeb olmasına mani olan haller şunlardır: Baş olma sevdası, mal biriktirme hırsı.

Gerek halifeleri, gerekse seçkin müridleri irşad ve hizmetten alıkoyan en büyük sebep mal biriktirme hırsı ve varlık duygusudur.

Benim için, arzu ve sitek sahibi olan ve tarikatın nisbetinden etkilenip te fayda görmeyen bir mürid; bu yolda etkilenip fayda gördüğünü söylediği halde, dünya sevgisinden ve varlık duygusundan sıyrılmamaı müridden daha sevimli ve efdaldir.

Müridlerin hallerini araştırıp onların fiilleri hakkında bilgi toplamanın ve zaman zaman imtihan etmenin hikmeti şudur: Baş olma arzusu, varlık duygusu ve dünya sevgisinden kurtulup kurtulmadıklarını tespit içindir.”

Zamanımızdaki hizmetlerin aksamasının illeti budur. İnsanlar çok kere perde arkasında kamak yerine, sahnede baş rolü oynamak isterler.

Sahnenin şaşaasına kapılıp başarılı olmayı düşünmüyorlar. Alkışlanmasalar da sahneden çekilmeye niyetleri yok. Çocuksu haller ve davranışlarla, illa da sahnede kalmanın yolunu bulmaya çalışıyorlar.

Hizmetin Altın Kuralları:

Hizmet ehlinin dikat etmesi gereken bir takım kaideler:

1-       İstikamet ve ihlas üzere olmak.

2-       Hizmeti sadece Allah rızası için yapmak.

3-      Yaptıüı hizmetten dolayı şımarıp kendini diğerlerinden üstün görmemek, bu fırsatı vediği için Allahu teala’ya şükretmek.

4-      Daime kendi kusurlarını görmek.

5-      Herkesi sevip geçimli olmak.

6-      Mütevazi olup kendini herkesten küçük görmek.

7-      Hakarete uğradığından sabredip kinci ve hasetçi olmamak.

8-      Merhametli, affedici ve kabahat örtücü olmak.

 

Bir hizmet gurubunda yapılması gerekenler:

Hizmet edenler üç, beş veya daha fazla miktarda olabilir. Bunların başına en mükemmel olanını seçmek gerekir. Dersini tamamlamış veya ilerlemiş, ahlakı güzel, dirayetli, çalışkn ve merhametli olanı tercih edilir. Diğerleri onun etrafında yardımcı olurlar.

Birlikte bazen istişare ederler. İstişarelerde herkes fikrini açıkça söylemelidir. İstişare sonucunun muhakkak tatbik edilmesi gerekir. Adet yerini bulsun diye toplanıp, konuşulanlara kafa sallamakla yapılan görüşmeler faydadan çok zarar getirir.

Baş olan kardeş, diğerlerinin kıymetini takdir ederek, nezaket ve şefkatle davranır. Diğerleri de ona karşı hürmetli ve itaatli olurlar.

Herkes, üzerine aldığı vazifeyi noksansız ve vaktinde ifa etmelidir. Allahu teala’nın rızası için yapılan hizmetlerdeki meşakatler ve sıkıntılar, neticede yorgunluk ve bıkkınlık vermez.bilakis insanın şevkini artırır.

Hizmet ehli, bazen cahiller tarafından hakarete ve taarruza uğrayabilirler. Bu durumda hizmet ehlinin sabırlı olup affedicilikle davranması lazımdır, hemen kin tutmayıp bağışlayıcı olması gerekir.

Yolculuklarda üç beş kişi de olsa, içlerinden birini sefer başkanı şeçmelilerdir.

Hizmet fırsatı herkese nasib olmaz. Hizmete muvaffak olanlar da hizmeti minnet bilip tevazularını artırmalıdırlar.

Ali Ramiteni k.s. Hazretleri şöyle buyurur: “Minnetle (başa kakarak) hizmet eden çoktur, hizmeti minnet bilenler ise azdır. Siz hizmette bulunma fırsatını ele geçirmiş olmayı minnet bilir ve hizmet ettiklerinize minnettar kalırsanız, herkes sizden memnun kalır. Şikayetçiniz azalır.”

Hizmet ehli devam ettikçe, başkalarına ikram yolunu tercih etmelilerdir. Her şeyi ben yapayım derse, çabuk yorulur ve öğsü daralır, görüşleri değişir. Herkesi küçük görmeye başlar, hallerinde gerileme olur. Baş olma sevdasına esir olur.

Diğer hizmet isteklilerine de yol açılmalı, onlarada hizmet için fırsatlar verilmelidir. Zira insanların kabiliyyetleri farklıdır, birinin yaptığını diğeri yapamaz. Herkese yapabileceği vazifeyi vermeli.

Vazife taksiminde son derece müsamahakar olmalıyız, başkalrını tercih etmekle, onların hazzını kendi hazzına tercih etmiş oluruz.

Allah dostlarından biri sohbet ederken fakir ve üstü çıplak biri gelir. Bunu gören gözde hizmetçilerden biri hemen atılır ve fakire kendi elbisesini giydirir. Bunu gören o Allah dostu üzülür ve der:

“Niçin acele ettin? Keşke sabırlı olsaydın da belki başka bir kardeşin çıkıp bu işi yapardı ve bunun sevabını alırdı, sen de bundan büyük zevk duyardın.”

Allahu teala hizmetlere destek olmayı, engel olmamayı nasib eylesin. Hizmetlerimizi kabul eyle. Her tarafa ulaştıracak maddi manevi imkanlar nasib eyle. Âmîn!

 

 

 

 

 

Çarşamba, 21 Ekim 2009 06:01 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

ALLAHI GÖRMEK VE AŞK.....

allah_c.c.jpgALLAHI GÖRMEK….. Bunu öğrendikten sonra bil ki en büyük âhiret nimet ve lezzeti Yüce Allah'ın yüzünü seyretmek, sözünü kendinden dinlemek ve yakınında olmaktır. Nitekim sahih bir hadiste: "Vallahi Allah cennetliklere, O'na bakmaktan daha büyük bir ihsanda bulunmamıştır", başka bir hadiste: "Yüce Allah onlara göründüğünde ve O'nu gördüklerinde içinde bulundukları nimet ve lezzetleri unutuverirler."
Salı, 10 Mart 2009 09:03 tarihinde güncellendi

Sayfa 8 - 15

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.