.

.

Diğer Sohbetler

E-posta Yazdır PDF

Bakara suresi Ayet:25-2

kuran_yaz.jpgCennet ehlinden bir takım haberler:

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  buyurdu: "Dikkat! Size cennet ehlini haber vereyim mi? Her zayıf ve zayıf bırakılan kişidir. Allah'a yemin etse elbette ona yeminini muhafaza ettirir. Cehennem ehlini size haber vereyim mi? Her bir şerli, çalımlı, kibirli kişilerdir."

Enes (Radıyallahu anhu) der ki Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  şöyle buyurdu: cennet ehlini size haber vereyim mi? Cumadan (ve cemaatten) onu (geri kalmakta) şiddetli sıcaklık, soğukluk ve bol çamur men etmeyen kişidir.

Bureyde el Eslamı den (Radıyallahu anhu) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  şöyle buyurduğu rivayet edildi: cennet ehli 120 saftır. Sekseni benim ümmetimdir.

Cennet ehlinin vasfı: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  buyurdu: "Cennet ehli genç, tüysüz delikanlı, sürme gözlüdürler. Elbiseleri eksimez, gençlikleri yok olmaz"

Cabir (Radıyallahu anhu), Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle  buyurduğunu haber verdi: "Cennet ehli genç, tüysüz delikanlılardır, ancak imran oğlu Musa hariç onun göbeğine kadar sakalı vardır"

Cennet ehlinin en büyük sıfatları ve alametleri dünyada güzel ahlak sahibi olmalarıdır.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  buyurdu: "Allahu Teala halili olan, İbrahim (Aleyhis-selam) a vahyetti: Ey İbrahim! (dostum)! ahlakını güzel eyle. Kafirler ile (muamele) etsen bile. İyi kullarım arasına girersin. Zira benim sözüm, ahlakını güzel yapanlar için geçti (hüküm verdim) şudur ki: arşımın gölgesinde onu gölgeleyeceğim, mukaddes huzurumda onu sulayacağım, onu kendime komşu yapacağım"  Bu hususlarda çok hadisi şerifler vardır.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  buyurdu: "Cennete ilk giren topluluk on dördüncü gecesindeki ayın sureti gibi (parlak) dirler. Sonra onları takip ederler semadaki yılıdızlar gibi parla- yanlardır. Kalbleri bir kişinin kalbi gibidir. Aralarında ihtilaf yoktur. Buuzlaşmak yoktur.

Onlardan her biri için huriden iki hanım vardır. onların bacaklarından (kemiklerin) iliği, güzelliğinden dolayı kemiklerin ötesinden görünür. Sabah akşam Allahı zikrederler. Hasta olmazlar, idrar dökünmezler, helaya çıkmazlar. Tükürmezler, sümkürmezler. Kabları altın ve gümüştür. Tabakları altındandır. Buhurdanlıklarındaki yakıtları öd ağacından, kokusu misktendir. Tek kişinin ahlakı üzeredirler. Babaları Adem (Aleyhisselam)ın sureti üzeredirler. O gökte 60 ziradır. (30 mt tahminen)

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  buyudu: Cennet ehli cennete girince Allahu Tebareke ve Teala buyurur: Bir şey ister misiniz size artırayım. (vereyim) Derler ki: Yer yüzünü ak etmedin mi, bizi cennete girdinmedin mi, cehennemden bizi kurtarmadın mı! (daha ne isteyelim!) Perdeler kalkar ve Allahın cemaline bakarlar. Rablerine bakmaktan daha sevimli bir şey onlara verilmez. Sonra Resulullah şu ayeti okudu: "iyilik edenler için cennet ve ziyade vardır. (cemalullah)

Yine Resulullahtan rivayet edildi: "Makam bakımından cennetin en aşağısında olan kişi bahçelerine, hanımlarına, nimetlerine, hizmetçilerine bakar, mesafesi bin seneliktir."

Allah'a en kıymetli olanlar, sabah akşam yüzüne bakanlardır. Sonra şu ayeti okudu: "bir takım yüzler vardır ki o günde parlaktırlar ve Rablerine bakıcıdırlar"

كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِزْقاً قَالُواْ هَـذَا الَّذِي رُزِقْنَا (Her ne zaman meyvalardan bir rızık ile rızıklanırlarsa derlerki: bu, rızıklandığımız şeydir"

Cennetlerin sıfatıdır. Veya yeni bir cümledir. Sanki "onlar için cennetler var" buyurulunca dinle-yenin zihnine geldi ki acaba meyvaları dünya meyvası gibi mi yoksa başka cinsten mi. Bunun üzerine denildi ki "cennet meyvaları dünya bahçelerindeki meyvalar gibidir, cinsleri aynıdır" fakat lezzeti, kıymeti, devamlılığı farklıdır. Bunları ancak Allah bilir.

مِن ثَمَرَةٍ "Meyvalardan” Burdaki مِنْ  beyan manasındadır. Yani rızık meyvadan bir nevidir.

Ayetin manası: şunlar bundan evvel rızıklandıklarımız gibidir.

 مِن قَبْلُ(Bundan evvel) Bundan evvel, dünyada. Cennet meyvası dünya meyvesi cinsinden yapıldı. Zira insan alıştığına dostluk yapar, bilinene doğru meyl eder. Zira alışılmadığı bir şey görse tabiatı onsan korkar, nefsi onu istemez.

Gizli kalmasın ki bu açıklamamız şu habere muhaliftir "Cennet nimetleri, ahıret yurdu, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir beşerin kalbine, hatıran getiremediği şeylerdir"

Muhakkak İbni Abbas ve diğer büyük alimler derler ki: "Cennette dünyadaki şeylere benzeyen bir şey yoktur, ancak isimler müstesna"

Buranın vechi (izahı) şöyledir ki "Bundan evvel" lafzı "Şu cennetten evvel anlamındadır. Zira cennet surette benzer. İmam Hasenden rivayet edildiki "cennetlik birine bir tabak getirilir, ondan yer. Sonra diğeri getirilir. Bu kişi derki "şu getirdiğin bundan evvel gelendir, bunun üzerine melek derki Ye! Renk aynı, fakat tadları değişiktir."

Bunu Peygamberimizin şu Hadisi Şerifi kuvvetlendiriyor: buyurdular ki: "Muhammedin nefsi kudret elinde olan Allaha yemin olsun ki, cennet ehlinden olan bir adam, yemek için cennet meyva- sına uzanır. Bir de o meyva eline gelmiş. Öyleki Allahu Teala onun yerine benzerini yaratır. Ona bakınca evvelkisinin şekli gibi olduğunu görürler." Fakat evvelki ifade edilen izahlar daha uy- gundur. Çünkü onlarda cennet meyvalarının dünyadakilere benzemesi anlaşılmıştı.

وَأُتُوا بِهِ مُتَشَابِهاً (Ona benzetilmiş olarak verildiler) itiraziyye cümlesi, evveli takrir için gelmiştir. بِهِ  deki zamir ahırette rızık olarak verilene döner. "Rızıklandığınız şey"

Burdaki, dünyada rızık olan şeylerdir. Her ikisi de cins bakımından bir olduklarından, zamir burda müfred yapılıp cinsin vahdetine itibar edildi.

Mana: Cennet rızıkları fertleri ve sınıfları benzer olduğu halde verildi. Denildiki ayette başka bir izah vardır. şöyleki cennet ehlinin dünyadaki rızıklara karşılık lezzetlenmeleri marifetler ve  taatların farklı olmasıyla, lezzetlerin farklılığını gerektirir.

İhtimal eder ki murad mana "Rızıkladığımız şeyler" onların sevabıdır. Benzerlikleri şeref, meziyyet ve değeri yüksek olması bakımındandır.

وَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ (Onlar için orada temiz eşler var) Onların temiz olması, kadınlardan çirkin olan ve hallerinden zem edilen şeylerden pak olmalarıdır. Hayız ve istihza hali gibi. Kötü tabiat ve ahlak bozuklukları gibi.

Tathir kelimesi fiillerin, cisimlerin ve ahlakların temizliğinde kullanılır.

Zevc: Erkek ve dişi için söylenir. Cinsinden yakını olana denir. "mestlerin çifti" gibi.

Denildiki meyva yemenin faidesi gıdalanmak ve açlık zararını def etmektir. Nikahın faidesi doğum ve nesli devam ettirmektir. Halbuki cennet hayatında buna gerek yoktur. Buna cevaben derim ki cennet yiyecekleri nikahlamalar ve diğer halller dünyadaki benzerlerine bazı hususlarda ortak olurlar. Bu kadarlık benzeyişle onların isimleriyle isimlendirilirler, halbuki hakikatta aynı şekilde olmayıp aynı gaye için kullanılmaz. Ayrıca cennette bir şey  yemek, içmek, evlenmek gibi nimetlen-meler zevk için olacaktır, dünyadaki gibi ihtiyaç için değil.

وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ (Onlar orda ebedi kaldıkları halde) devamlı.

Huld- Hulud: uzun müddet beklemek. "orada devamlı, ebedi kalırlar" buyuruldu. Ebedi hapis. Ebedi vakıf. Devamlı olsun olmasın uzun bir bekleyiş manasındadır.

Eğer denilirse ki beden keyfiyeti zıt cümleden mürekkebtir. Değişmeye, dağılmaya, çözülmeye arzedilen bir varlık olduğu halde cennette nasıl ebedi olacak.

Cevaben deriz ki: Allahu Teala onu iade eder. Üzerine bozulmak gelemez. Şöyle ki cüzlerin keyfiyyetini kuvvetli ve eşit yaparki diğer şeyler onu kuşatıp mahvetmesin, cüzleri dağılmasın. Bu durumu bazı madenlerde müşahade ediyoruz. Zaten bu alemin kıyas ve nazarı aklın zayıflığı ve basiretin azlığından dolayı yeterli anlamamıza engeldir.

Vakta ki Mevla Teala, müminlere şu alemde hazırladığı meskenleri, yiyecekleri, nikahlanacak hanımları zikretti, daha sonra onların hakkında, "Orda ebedi kalıcıdırlar" buyurarak müjdeyi tamamladı.

Bu tekmil, ziyade güzel oldu. Zira nimet ne kadar çok ve büyük olsa da elden çıkması ve kaybolması korkusu onu kederli ve hüzünlü yapar.

Devamlı olduğu belli olunca, kesilmeyeceği bilininc, onunla nimetlenmek mükemmel olur, ona rağbet ve gıbta ziyade olur. Elem kokusundan tertemiz olur. Bu ifadelerden anlaşıldığına göre cennetlikler sevinç ve nimette son derece mükemmeldirler.

Çarşamba, 18 Kasım 2009 13:54 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

AHIR ZAMAN HALLERİ (EMRİ BİL MARUFUN TERKİ)

bat.jpgAHIR ZAMAN HALLERİ

(EMRİ BİL MA’RUFUN TERKİ)

İbni Mes’ud radıyellahu anhu şöyle rivayet ederk dedi: “İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki (o zamanda) sünnet bid’at olacak, bid’at sünnet olacak. Maruf münker olacak, münker maruf olacak. Bu durum, dünyalıklarında idareciler ve sultanlara tabi olduklarında vuku bulacak.” (İbni Vudah)

Ebi Bekre radıyellahu anhu şöyle rivayet etti: İşittimki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki o zamanda iyiliği emretmeyecekler, kötülükten nehyetmeyecekler.” (Taberani)

Ravi şöyle demiştir: “Bir zamana ulaşmaktan korkuyorum ki, o vakitte marufu emretmeye ve münkerden nehyetmeye kadir olamam. O zamanda hayır yoktur.”

Enes ibni Malik radıyellahu anhu, şöyle dedi: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e soruldu:

Ya Resulellah! Ne zaman marufu emretmek ve münkerden men etmek terk olunacak?

Buyurdu: “Sizden evvelki eski ümmetlerde ortaya çıkan şeyler, sizde de ortaya çıkınca.” 

Dedik ki: Ya Resulellah! Bizden evvelki ümmetlerde ne şey ortaya çıkmıştı?

Buyurdu: “Küçüklerinizde mülk, büyüklerinizde fuhşiyyat, rezillerinizde ilim.”    (İbni Ma’ce)

Şimdi iyi düşünürsek, bütün millet dünya dünya derken, diploma makam peşinde koşar-ken, geçim telaşı ve zevk peşinde dolaşırken, islamın hükümlerini dinin temellerini kim öğrenip millete anlatacak? Uzaydan varlıklar gelip bize tebliğ mi edecekler? Hayır, bu iş bizim vazifemizdir. Bizim yaratılışımız ancak ve ancak Allaha kulluk içindir. Bu vazifeyi yerine getirmek için madden manen destek vermeliyiz, evlatlarımızı ve kendimizi ilim ehli olarak yetiştirmeliyiz ve önce ailemizden başlayarak insanlara dinden bir şeyler anlatmalıyız, aksi halde iş felakete gidiyor…

Siyaset yoluyla islama hizmet edeceğiz diyenleri de gördük. O makamlara geçince artık eski tanıdıklarını tanımaz oldular, eski sözlerini ağızlarına bile almaz oldular. Vazife yine şu garib millete kaldı, fedakar cefakar Allah rızasını talep eden sizlere kaldı…..

 

Çarşamba, 21 Ekim 2009 05:19 tarihinde güncellendi
E-posta Yazdır PDF

Bu ay CANSUYU'nuzu aldınız mı?

adszb.jpg

ÂB-I HAYAT'ın ekim sayısı çıktı!

Allaha hamdolsun ki bu sayımızda dopdolu. Rabbim cümlemize ifade ve istifade nasibetsin. Amin...

  Bu ayki sayımızda ki bir takım konular:

     AKAİD İLMİ'nde kitaplara iman bahsinin 'Kuran-ı Kerim'e iman kısmı yer almakta.

Bismillahirrahmanirrahim!

İslamın kaynaklarından en önemlisi ve ilki Kur’andır. Kur’an Allahu tealanın kelamıdır. O’nun tarafından sevgili peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize, Cebrail aracılığıyla ve vahiy yoluyla 23 sene zarfında indirilmiştir.

Vahiy: Gizliden bildirmek, ulaştırmak ve kalbine atmak manalarına gelir. Bu ancak Allah tarafından görevlendirilen peygamberlere olur. Velilerin kalbine gelen manevi haller ve bilgilere ilham denir...

     TEFSİR İLMİ'nde ise Bakara Suresinden 2. Ayetin kısaca açıklaması yapılmaktadır.

     TASAVVUF İLMİ olarak ta İmamı Rabbani hazretlerinin Mektubatından, İkiyüz doksanikinci mektup, Şeyh Hamid Bengali'ye yazılmıştır.

Müridler için zaruri olan edeblerin beyanı ve bazı şüphelerin defi hakkındadır.

Bil ki bu tarikatın yolcuları iki halden birinden kurtulmazlar. Ya mürid olurlar, ya da murad olurlar...

     Yine her ay olduğu gibi AŞERE-İ MÜBEŞŞERE'den bir sahabe var; EBU  UBEYDE BİN CERRAH  radıyallahu anh...

     HADİS-İ ŞERİF İLMİ'nde Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e Vahyin gelişi ile ilgili bir hadisin izahı bulunmakta. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Bazı kere bana çıngırak sesi gibi gelir. Bu, bana en şiddetli –ağır- gelenidir. Dediğini bellediğim halde iken benden ayrılır.

Bazı kere de melek bana insan suretinde şekillenir ve benimle konuşur. Dediğini bellerim.”

Aişe r.anha dedi ki: Muhakkak O’nun üzerine vahyin indiğini şiddetli soğuk günde görmüştüm, vahiy ondan ayrılınca mübarek şakakları ter akıtıyordu. (Buhari 1/4)


    Tabi bu ay okulların dersbaşı yaptığı ay olduğu için talebelere ve hocalara özel malumatlara genişce yer verildi. Aynı zamanda İmam-ı Azam efendimizin talebelere nasihatinide istifadenize sunduk.

     Kemal Zengin hocaefendinin Arnavutluk ziyaretinden notlar, Osmanlı sultanlarından Sultan Orhan Gazi Hanın kısaca hayatı gibi yazılarda bu ayki sayımızın konularından bazıları. 

     Bu ve bunun gibi ehli sünnet yayınlarını alıp, okuyup okutarak destek olmak ve ehli bidate, İslama müslüman kisvesi altında saldıranlara karşı bilinçlenip insanları uyandırmak ehli sünnet bir müslüman için elbette büyük bir görevdir. Mevla bu şuuru cümlemize nasibetsi. Amin...

     Her türlü sorular, tavsiyeler ve abonelik bilgileri için tel: 0 212 510 05 60

E-posta Yazdır PDF

RAMAZANI ŞERİF


ramazan3.jpgEfendimiz sallallahu aleyhi ve sellem “Allahın kelamının diğer kelamlara üstünlüğü, Allahın başkalarına olan üstünlüğü gibidir.” buyurmuştur. Dolayısı ile Ramazan ayı kendisinde indirilen, Allahın kelamı olan, Kur’an sayesinde diğer aylardan üstün olmuştur. Kur’anı kerimden başka diğer peygamberlere indirilen kitapların da bu ayda indirildiği şu hadisi şerifte zikredilmiştir:

“İbrahim aleyhisselam’ın sayfaları ramazanın ilk gecesi, Tevrat altıncı gecesi, İncil on üçüncü gecesi, kuranı kerim de yirmi yedinci gecesi indirilmiştir.” (Ahmed b. Hambel:4/107) İbni Kesir tefsirinde geçen bir hadisi şerifte de ‘Zebur’un on ikinci gecede’ indirildiği zikredilmiştir.

            Ebu Hüreyre radıyellahu anh’ın Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet ettiğine göre: “her kim, inanarak ve sevabını Allah’tan umarak kadir gecesinde kalkar ibadet ederse, onun için geçmiş günahları mağfiret olunur.” (Buhari, savm:2, 2/228)

            Ebu Hüreyre radıyellahu anh’tan: “Ramazan ayının birinci gecesi olunca şeytanlar ve cinlerin şirretleri zincire vurulur; cehennemin kapıları kapatılır ve hiç bir kapısı açılmaz; cennetin kapıları açılır ve hiç biri kapatılmaz ve bir çağırıcı, ‘ey hayır dileyen! Gel! Ey şer dileyen! (günahtan) vazgeç.’ Diye çağırır. Allahın (bu ayda, iftar saatlerinde) cehennemden azat ettiği nice kimseler vardır ve bu her gecedir.” (Tirmizi, savm:1, 3/66,67)

            Ebu Hüreyre radıyellahu anh’tan: “ümmetime, Ramazanı şerif ayımda beş özellik verilmiştir ki, onlar kendilerin den evvel hiçbir ümmete verilmemiştir. Oruçlunu ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur, iftar edinceye kadar melekler onun için Allahtan af dilerler. Allahu teala her gün cennetini süsler sonra (ona hitaben) yakında Salih kullarım kendilerinden sıkıntı ve eziyetleri atıp sana varacaklar, buyurur. O ay azgın şeytanlar zincirlere vurulur, binaenaleyh başka ayda yaptıklarına o ayda ulaşamazlar. Ramazanı şerifin son gecesinde (oruç tutan kullar) affolunur. O zaman ya Rasülallah! O gecede kadir gecesi midir? Diye sorulunca efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: hayır! Lakin çalışan kişiye ücreti, işi bitirdiği zaman verilir, buyurdu.” (Ahmed b. Hambel: 2/292)

            İşte, her günü bir ayrı güzel olan, sahura kalkma, iftar ettirme, sadaka-zekât verme, Kur’an-ı Kerim okuma-dinleme, teravih kılma gibi ibadetlerle manevi hazzın doyasıya yaşandığı eşi benzeri olmayan, ayların sultanına kavuşmuş bulunuyoruz. Kendisinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesinin bulunması da bu aya daha ayrı bir güzellik katmaktadır.

            Yapılan güzel işlerin asla karşılıksız kalmayacağı hatta onlarca, yüzlerce katıyla mükâfat bulacağı bu rahmet ve bereket mevsimini en güzel şekilde değerlendirmeyi Allah-u Teala bütün müminlere nasib eylesin. Bu ayı eli boş geçirmekten muhafaza buyursun.

            Bu mübarek ramazanı şerif ayı, zayıf, heybetini yitirmiş, parçalanmış, sahipsiz kalmış ümmeti Muhammed’e hayırlar, bereketler getirsin. Allah-u Teala İslam âlemine, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ve Nazlı kulu Efendi hazretlerimizin hürmetine ehlisünnet vel cemaat çizgisi üzere birlik, dirlik, ehli küfre ve bidate karşı zafer nasib eylesin. ÂMİN!

 

E-posta Yazdır PDF

HALİMİZ NİCE....

 TAKLİTÇİLİK

Son elli yıllık fotoğraflara baktığınızda insanlarımızın kılık kıyafetlerinde hiç biribirine uymayan şekiller görürsünüz.

Saçları, dazlaklıkları, sakalları, favorileri,  paçaları, parkaları, pantolonları, çeketleri ve yırtmaçları bütün bunlar hep değişmiştir.

"Tekamül var" demeyin.

Her bir kıyafet bize dışarıdan enjekte edildi.

Her kıyafetle birlikte o kıyafeti enjekte edenlerin dünya anlayışları, anlayışsızlıkları bize hastalık gibi sirayet etti.

Ama Rabbimize hamdolsun ki, sağdan sola kadar hepimiz daha önceden, çocukluğumuzdan itibaren İslam aşısı vurulduğumuzdan mikropların etkisi az oldu.

Diğer ülkelere oranla bizim zayiatımız az oldu.

Taklitçiliğimiz yalnız kılık kıyafette kalmamıştı.

Ünlü bir profesörümüz,  değerli bir eserinde elli kadar ayet ve hadisin kaynağını belirtmeden, tırnak içine almadan kendi sözü olarak vermiş ama bazı sözleri  "Konfiçyüs diyor ki" diyerek nakletmişti.

O kaynağını belirtmediği ayet ve hadisler onun aşılı olduğunu, taklitçiliği ise günün modasına uyduğunu gösterir.

Bundan sonra konuşurken Yunan'ın felsefesinden değil, Kur'an'ın hikmetinden bahsetmeli.

Yiğitlik ve kahramanlıkta zirve isim olarak  hep Hz. Ali örnek verilmeli.

Adalette Hz. Ömer, dostluk ve sadakatte Hz. Ebu Bekir, edepde ve hayada Hz. Osman örnek verilmeli.

Şiirde, nesirde eğer bir gemi adı geçecekse Nuh'un gemisi demeli. Sabır anlatılacaksa Eyyub'un  sabrı dile getirilmeli. İrem bağı, Tuba ağacı, Kevser ırmağıyla  tasvirlerin ve teşbihlerin  zirvesine tırmanmalı.

Hekimlikte Hipokratı değil, Lokman hekimi örnek vermeli, kılıçta Sezar'ın kılıcını değil, Hz. Ali'nin Zülfekar'ını örnek vererek konu anlatılmalı.

"Halil İbrahim sofrası" deyimimiz, İbrahim aleyhisselamı

Örneğimiz İbrahim aleyhisselam olmalı ve soframız herkese açık olmalı.

Helal mal ve bütük otoriteden bahsederken Süleyman aleyhisselam örnek verilmeli.

"Karun'un hazineleri" deyimi ise kapitalistlerin, kan, gözyaşı ve alın terini  altına, dolara  döndürüp  saklamasını, makam  ve rütbesini, hazineyi  soymada  maske olarak kullananları  ifade edilirken  kullanılmalı.

Bugün başarısız bir işgal için bir senede bir buçuk milyon insanın öldürüldüğü medeni dünyaya, sevgili Peygamberimizin Türkiye'nin iki katı toprak üzerinde insanların gönlünü fethederken harp meydanında iki taraftan 240 insanın öldüğünü haber vermeli.

Kedi sevgisinde  Ebu Hüreyre, köpekle dostlukda "Ashab-ı kehf" dile getirilmeli.

HER ŞEYDE İSLAMIN ÖLÇÜSÜNÜ BULUP ORTAYA GETİRMELİ Kİ MÜSLÜMANLARIN ZİHNİ KARIŞMASIN, İSLAMDA NOKSANLIK GÖRMESİN. ZİRA BAZI MEŞHURLAR: BİZİM MEDENİYYETİMİZ MAĞLUP OLMUŞTUR... DEME GAFLETİNİ GÖSTERMEKTEDİR.

EVET ONLARIN MEDENİYYETİ MAĞLUPTUR, AMA İSLAM MEDENİYYETİ KIYAMETE KADAR BAKİ VE ÜSTÜNDÜR.

İSLAM ÜSTÜNDÜR-GALİPTİR, MAĞLUP OLMAZ-YENİLMEZ. BUYURAN PEYGAMBERİMİZ S.A.V BİZİM ÖRNEĞİMİZDİR.

Sayfa 7 - 15

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.